BÂB I: Mağrip'ten Mısır'a Uzanan Kutbiyyet Güneşi

İslam tasavvufunun dört kutbundan biri kabul edilen Seyyid Ebu'l-Hasan Ali b. Abdillâh eş-Şâzelî (1196–1258), Fas'ın Gamâra bölgesinde dünyaya geldi. Soyu Hz. Hasan (r.a.) efendimiz vasıtasıyla Resûlullah'a (s.a.v.) ulaşan şerefli bir seyyiddir. Genç yaşta Fes şehrinde zahir ilimlerini ikmal ettikten sonra manevi kutbu aramak üzere yola çıktı.

Irak'ta büyük veli Ebü'l-Feth el-Vâsıtî ile görüştüğünde, Vâsıtî ona: 'Ey Ali! Sen memleketinde bulunan kutbu aramak için buralara kadar geldin. Halbuki aradığın kutup senin vatanındadır; Cebel-i Alem'dedir!' buyurdu. Bunun üzerine Mağrip'e dönen İmam Şâzelî, büyük kutup Seyyid Abdüsselâm b. Meşîş Hazretleri'ne intisap etti.

BÂB II: İbn Meşîş'in Huzurunda Arınma ve Kutbiyyet Makamı

İbn Meşîş'in yanına çıkmadan önce dağın eteğindeki pınarda yıkanan İmam Şâzelî, kendi tabiriyle 'Bütün bildiğim zahir ilimlerini, amel ve iddialarımı terk ederek tam bir fakr ve yokluk haliyle' mürşidinin huzuruna vardı. İbn Meşîş onu görür görmez: 'Hoş geldin yâ Ali! Bize bütün varlığını terk ederek gelen hoş geldi!' diyerek bağrına bastı.

İbn Meşîş'in dergâhında hilafet hırkasını giyen İmam Şâzelî, mürşidinin emriyle Tunus'un Şâzile köyüne ve ardından Mısır'ın İskenderiye şehrine hicret ederek Şâzeliyye tarikatının nurunu bütün İslam coğrafyasına yaydı.

BÂB III: Şâzeliyye Doktrini: Şükür, İhsan ve 'Dünya Elinde, Kalbinde Değil' Prensibi

İmam Şâzelî'nin yolu, melamî bir hırka giyip cemiyetten kopmak değil; cemiyetin tam ortasında, helal kazançla, vakur ve şerefli bir Müslüman olarak yaşamak, fakat kalbe Allah'tan başka hiçbir muhabbeti sokmamaktır. İmam şöyle buyurur:

💎 Şâzelî İrfanının Altın Ölçüsü

'Helal ve temiz nimetleri yemek ve şükretmek, kalbi katılaştıran aşırı ve riyakâr açlıklardan bin kat evladır. Bizim yolumuz şükür ve ihsan yoludur. Zengin olunuz, fakat zenginliğiniz cebinizde dursun, kalbinize girmesin!'

BÂB IV: Hizbü'l-Bahr ve Manevi Mirası

İmam Şâzelî'nin ümmet-i Muhammed'e en büyük hediyesi, bizzat Fahr-i Kâinat Efendimiz'in (s.a.v.) manevi telkiniyle zuhur eden Hizbü'l-Bahr ve Hizbü'n-Nasr virdleridir. Kızıldeniz ortasında fırtınaya tutulan gemiyi selamete erdiren bu mübarek vird, asırlardır İslam âlimleri ve mücahidleri tarafından okunmakta; şerlerden, büyülerden ve zalimlerin tuzağından korunmak için okunmaktadır.

1258 (Hicrî 656) yılında hac yolculuğunda Mısır'ın Humeyserâ çölünde vuslata eren İmam Şâzelî, arkasında İbn Atâullâh el-İskenderî gibi devasa arifler ve asırlar boyu sönmeyecek bir irfan meşalesi bırakmıştır.

BÂB V: Hizbü'n-Nasr ve Celâlî Korunma Duasının Esrârı

Seyyid Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî Hazretleri'nin ümmet-i Muhammed'e bıraktığı en celâlli ve tesirli manevi kalkanlardan biri de Hizbü'n-Nasr (Zafer ve Nusret Virdi)'dir. Bu vird, nefsin azgın düşmanlıklarına, şeytanî vesveselere, zâlimlerin şerrine ve hasetçilerin kem gözlerine karşı okunagelen bir manevi kılıç mesabesindedir. İmam Şâzelî bu virdi tertip ederken Kur'ân-ı Kerîm'in kahr ve galibiyet âyetlerini, Esmâ-i Hüsnâ'nın Celîl, Kâhir, Cebbâr, Muntakım ve Müheymin isimlerinin sırlarıyla yoğurmuştur.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ • اَللّٰهُمَّ بِسَطْوَةِ جَبَرُوتِ قَهْرِكَ وَبِسُرْعَةِ إِغَاثَةِ نَصْرِكَ

"Allah'ım! Ceberûtunun kahrının satvetiyle ve nusretinin yardımının süratiyle Sana sığınıyoruz..."

Hizbü'n-Nasr'ın tilâvetinde esas olan, intikam veya şahsî bir garaz değil; hakkın ikamesi, mazlumun muhafazası ve Hakk'ın adaletinin tecellîsini talep etmektir. Şâzelî meşâyihı, bu virdin ancak abdestli, kıbleye müteveccihen ve kalpte zerre kadar zulüm meyli bulunmaksızın okunmasını şart koşmuşlardır. İmam Şâzelî talebelerine şöyle buyurmuştur: 'Bu virdi nefsinizin intikamı için değil, Allah'ın dini ve müminlerin selameti için bir kalkan biliniz. Zira kahr tecellîsi çift taraflı keskin bir kılıç gibidir; haksız yere çekilirse sahibine döner.'

BÂB VI: İbn Atâullâh el-İskenderî ve Hikem-i Atâiyye'ye Yansıyan Şâzelî İrfanı

Şâzeliyye yolunun nazariyat ve hikmet zirvesini kaleme alan en büyük kutup, İmam Şâzelî'nin ikinci kuşak halifesi olan İbn Atâullâh el-İskenderî Hazretleridir. Onun kaleme aldığı meşhur eseri el-Hikemü'l-Atâiyye, İmam Şâzelî ve halifesi Ebü'l-Abbâs el-Mürsî'nin kalpten kalbe aktardığı tevhid, tevekkül ve rıza hakikatlerinin billurlaşmış halidir.

Hikem-i Atâiyye'nin ilk hikmeti, Şâzelî tasavvufunun amel ve recâ anlayışını muazzam bir netlikle ortaya koyar: 'Kusur ve günah işlediğinde ümidinin azalması, ameline güvenip dayandığının alâmetidir.' Şâzelî yolunda sâlik, ne ameline güvenerek kibre kapılır ne de günahından ötürü Allah'ın rahmetinden ümidini keser. Amel bir vazifedir, ancak vuslat ve necât sırf Hakk'ın fazlı ve keremiyledir. Bu nebevî denge, müridi sahte bir zühd kibrinden kurtarıp ihlâsın saf nuruna gark eder.

BÂB VII: Kalbin Fenâ ve Bekâ Mertebelerinde Murâkabe-i Şâzeliyye

Şâzelî tarikatında seyr u sülûk, uzlet köşelerine çekilip halktan kopmak yerine 'Halvet der Encümen' sırrınca halkın içinde Hak ile beraber olma esasına dayanır. İmam Şâzelî, murâkabeyi dört ana sütun üzerine bina etmiştir:

  • Murâkabe-i Tevhid: Kâinatta Hak'tan başka hakiki fâil (fail-i mutlak) olmadığını her nefeste müşâhede etmek. Sebepleri inkâr etmemek, fakat sebeplere asla kalbî rabıta kurmamak.
  • Murâkabe-i Minnet ve Şükür: Kulun sahip olduğu her nimetin, sıhhatin ve ilmin sırf ilahî bir lütuf olduğunu idrak ederek, zillet yerine izzet-i billâh ile şükretmek.
  • Murâkabe-i Fenâ fi'l-Mezkûr: Zikrederken zikri ve zâkiri unutup yalnızca mezkûr olan Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda kaybolmak.
  • Murâkabe-i Bekâ bi'n-Nûr: Fenâ makamından sonra tekrar eşya âlemine dönüp, her varlıkta Allah'ın isim ve sıfatlarının cilvelerini seyrederek insanlara rehberlik etmek.

BÂB VIII: Zâhirî İlimler ile Ledünnî Hakikatlerin Tevhidi

İmam Şâzelî'nin en mümeyyiz vasıflarından biri, fıkıh, tefsir ve hadis gibi zâhirî şeriat ilimlerinde de derin bir allâme olmasıdır. O, şeriatsız tasavvuf iddia edenleri şiddetle reddetmiş ve şöyle buyurmuştur: 'Eğer keşfin ve zevkin sana şeriatın zâhirine aykırı bir şey fısıldarsa, keşfini bir kenara bırak ve Kitap ile Sünnet'e sarıl! Zira Kitap ve Sünnet masumdur, hata kabul etmez; fakat senin keşfin nefsanî vehimlerle karışabilir.'

Bu sağlam akaid ve nebevî zemin sayesindedir ki Şâzeliyye yolu asırlar boyunca Kuzey Afrika'dan Mısır'a, Şam'dan İstanbul'a ve Yemen'den Uzak Doğu'ya kadar ulemanın, devlet ricalinin ve halkın en hürmet ettiği, istikamet çizgisinden zerre kadar sapmayan azim bir irfan pınarı olmuştur.

FASIL VI: Şâzeliyye Ekolünde Şükür Meşrebi: Zahirde İzzet, Bâtında Mahviyet

Kuzey Afrika ve Mısır irfan havzasının kutbu Seyyid Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî (k.s.), tasavvuf yoluna yepyeni bir neşve getirmiştir: Şükür Meşrebi. O, dervişliğin hırpani elbiseler giymek, sefalet içinde görünmek veya cemiyetten kaçmak olmadığını; bilakis müminin Allah'ın nimetlerini üzerinde izhar etmesi gerektiğini savunmuştur. Temiz, vakarlı ve izzetli giyinir; lakin kalbinde dünyadan zerre miktar sevgi barındırmazdı.

Şâzelî Hazretleri şöyle buyurur: 'Nimet içinde şükreden zengin kul, mihnet içinde sabreden fakir kuldan daha azimetlidir.' Bu ekol, dervişi çarşıda, mektepte, devlette faal bir vazifeli kılarken; kalbini masivadan tecrit etmeyi talim etmiştir.

لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ

"Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım." (İbrâhîm, 7)

FASIL VII: Hizbü'l-Bahr Virdinin Sırrı: Kızıldeniz'de Tecelli Eden Nûr Kalkanı

İmam Şâzelî'nin en meşhur evradı olan Hizbü'l-Bahr (Deniz Duası), bizzat Resûlullah (s.a.v.)'in manevi işaretiyle Kızıldeniz yolculuğunda rüzgârın durduğu ve geminin mahsur kaldığı bir anda ilham olunmuştur. Bu mübarek dua okunduğunda fırtınalar dinmiş, yol açılmıştır.

Hizbü'l-Bahr; âyet-i kerîmeler, Esmâ-i Hüsnâ ve kâinatın unsurlarına hitap eden celâlli yakarışlarla örülmüş bir manevi hisardır. Asırlardır yolcular, seyyahlar ve manevi fırtınalara tutulan talipler bu virdi vird-i zebân ederek selamete ermişlerdir.

FASIL VIII: İmam Şâzelî'nin Marifet Vasiyetleri ve Nefis Terbiyesi

İmam Şâzelî, müridlerine şu altın kaideyi miras bırakmıştır: 'İnsanların seni övmesine sevinme, yermesine de üzülme. Çünkü öven de yeren de cehaletinden yapar; seni ancak Rabbin hakkıyla bilir.' Nefsi kendi haline bırakmamak, her nefeste 'Allâh' zikriyle uyanık olmak ve halktan değil Hak'tan beklemek, Şâzelî yolunun ana sütunlarıdır.

FASIL VIII

Şâzeliyye Tarîkatının Kurucusu Seyyid Ebu'l-Hasan'ın Üveysî Meşrebi ve Abdüsselâm İbn Meşîş

Mağrib'den Mısır çöllerine, oradan bütün İslâm coğrafyasına nûr saçan Kutup Seyyid Ebu'l-Hasan Ali eş-Şâzelî (k.s.), tarîkatlar tarihinde çığır açmış müstesna bir mürşid-i kâmildir. O, İbnü'l-Meşîşî kutbiyet mektebinin en büyük meyvesidir.

Gençliğinde ilahi aşkla yanıp tutuşarak zamanın Gavs'ını aramak için yollara düşen Şâzelî, Mağrib'de Alam Dağı'nda yaşayan büyük kutup Mevlây Abdüsselâm İbn Meşîş'in huzuruna vardı. Dağa çıkmadan önce dağın eteğindeki pınarda zâhirî ilimlerini, amellerini ve iddialarını yıkayıp "müflis ve fakir bir kul" olarak huzura girdiğinde, İbn Meşîş ona şöyle hitap etti:

"Hoş geldin yâ Ali! Bize bütün ilimlerinden, zenginliğinden ve varlığından soyunup çırılçıplak geldin; al öyleyse, sana gaybın ve nübüvvetin ebedî mirasını giydiriyoruz!"

İbn Meşîş ona şu temel düsturu aşıladı: "Gözlerini insanlardan ayır; kalbini mahlûkatın teveccühünden arındır. Allah seni insanların eliyle değil, doğrudan Zâtî inâyetiyle doyursun." Bu nebevî nefesle donanan Seyyid Şâzelî, hem silsile yoluyla hem de doğrudan Resûlullâh'ın (s.a.v.) rûhâniyetinden feyz alan "Üveysî" bir kutbiyet makamına yükselmiştir.

FASIL IX

Rûhbanlığı Reddedip Hayatın Merkezinde Zikir: Şâzelî Ekolünde Şükür ve Zenginlik Ahlakı

Şâzeliyye yolunun diğer tasavvufi yollardan en bariz farkı, dünyadan el-etek çekmeyi (rûhbanlığı), pejmürde ve yamalı hırkalarla dilenmeyi kesinlikle reddetmesidir. Seyyid Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî, "Şükür ve İzzet Yolu"nu tesis etmiştir.

Bir gün müridlerinden birinin yamalı ve eski elbiselerle halkın arasına çıktığını gördüğünde onu ikaz etmiş ve kendi tertemiz, vakur ve güzel elbisesini işaret ederek şu tarihi sözü söylemiştir:

Zühd Kalptedir, Elbisede Değil!

"Benim bu güzel ve temiz kıyafetim 'Rabbim bana zengindir ve cömerttir' der; senin bu pejmürde ve yamalı hırkan ise lisan-ı haliyle 'Rabbim bana fakirdir ve cimridir' der! Ey derviş! Dünyayı kalbine koyma, lakin elinde ve sırtında izzetle taşı. Mümin, Hakk'ın nimetini üzerinde göstererek şükreden kimsedir."

Şâzelî ekolünde derviş; çarşıda tüccar, sarayda vezir, tarlada çiftçidir; eli kârda iken gönlü dâim Zikrullâh'tadır. Fakr hali cepteki para yokluğu değil, kalbin Allah'tan gayrısına zerre kadar muhtaç olmamasıdır.

FASIL X

Seyyid Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî'nin Büyük Kasidesi ve Hizbü'n-Nasr'ın Manevi Hükümleri

Ehl-i Havas ve İrfân meclislerinde Şâzeliyye dendiğinde akla gelen en büyük iki celâdet kılıcı Hizbü'l-Bahr (Deniz Virdi) ve Hizbü'n-Nasr'dır (Zafer Duası). Bu hizibler, beşerî kelâmın ötesinde, ilahi ilhamla kaleme alınmış melekûtî zırhlardır.

Özellikle Hizbü'n-Nasr, Haçlı ordularına karşı Mansûre Savaşı'nda Seyyid Şâzelî ve dervişlerinin okuyup zafer kazandığı azametli bir celâlî kalkandır:

اللَّهُمَّ بِسَطْوَةِ جَبَرُوتِ قَهْرِكَ، وَبِسُرْعَةِ إِغَاثَةِ نَصْرِكَ، وَبِغَيْرَتِكَ لِانْتِهَاكِ حُرُمَاتِكَ، وَبِحِمَايَتِكَ لِمَنِ احْتَمَى بِآيَاتِكَ، نَسْأَلُكَ يَا اللَّهُ يَا سَمِيعُ يَا قَرِيبُ يَا مُجِيبُ يَا سَرِيعُ يَا مُنْتَقِمُ يَا جَبَّارُ يَا قَهَّارُ يَا مَنْ لَا يُعْجِزُهُ قَهْرُ الْجَبَابِرَةِ، وَلَا يَعْظُمُ عَلَيْهِ هَلَاكُ الْمُتَمَرِّدَةِ مِنَ الْمُلُوكِ وَالْأَكَاسِرَةِ...

"Allahım! Ceberûtunun kahredici ezici kudreti hürmetine, yardımının süratle yetişmesi hürmetine, haramlarının çiğnenmesine karşı gösterdiğin gayret hürmetine ve âyetlerine sığınanları koruma kalkanın hürmetine Senden niyaz ediyoruz! Ey Allah! Ey her şeyi İşiten, ey en Yakın olan, ey dualara İcâbet eden, ey Çabuk hesap gören, ey Müntekim (intikam alıcı), ey Cebbâr, ey Kahhâr! Ey zorbaları kahretmekten aciz kalmayan ve isyankâr hükümdarları helâk etmek Kendisine güç gelmeyen Yüce Rabbimiz!.."

Bu hizbin manevi hükümleri şunlardır:

  • Zulme uğrayan, haksız yere kuşatılan ve meşru müdafaa halinde olan ehl-i hak için ilahî nusret ve celâl zırhıdır.
  • Kişisel kin ve nefis hevesiyle okunması haram kılınmış; sadece küfre, şerre ve bâtıla karşı bir sedd-i a'zam olarak tavsiye edilmiştir.
  • Okunduğu muhiti şeytânî fısıltılardan, haksız düşman tecavüzlerinden ve görünmez ruhanî saldırılardan koruyan zırhlı bir manevi kaledir.