FASIL I: Gavs-ı A'zam'ın Nesebi, Doğumu ve Bağdat'a İntikali

Hicri 470 (Miladi 1077) yılında Hazar Denizi'nin güneybatısında yer alan Geylân kasabasının Nîf köyünde dünyaya gelen Seyyid Ebû Muhammed Abdülkadir b. Ebî Salih Mûsâ Zengîdost el-Geylânî (k.s.); anne tarafından Hz. Hüseyin'e (Seyyid), baba tarafından ise Hz. Hasan'a (Şerif) dayanan kutlu bir Nebevi nesebin varisidir. Bu sebeple tasavvufta 'Hasenî ve Hüseynî' unvanıyla anılır.

Daha çocuk yaşta iken onda velayet alametleri zahir olmuştur; Ramazan aylarında gündüzleri süt emmediği rivayet edilir. On sekiz yaşında ilim tahsili için Bağdat'a gitmek üzere annesinden izin istediğinde, annesi Ümmü'l-Hayr Fatıma ona kırk altın vermiş ve elbisesinin astarına dikmiştir. Yola çıkarken annesine: 'Hayatım boyunca ne olursa olsun asla yalan söylemeyeceğim' diye söz vermiştir. Hemedan yakınlarında kafile haramiler tarafından soyulduğunda, eşkıya reisi ona alay ederek neyi olduğunu sormuş; Geylânî tereddütsüz: 'Kırk altınım var, elbisemin astarında dikilidir' demiştir. Eşkıya reisi bu doğruluk karşısında sarsılmış, gözyaşlarıyla tövbe ederek bütün çetesiyle birlikte Geylânî'nin ilk müridleri olmuşlardır.

FASIL II: Bağdat'taki İlim Tahsili ve 25 Yıllık Çöl Riyazeti

Bağdat'ta devrin en büyük allameleri Ebû Saîd el-Mübarek el-Mahzûmî, Ebü'l-Vefâ Ali b. Akîl ve Ebü'l-Hattâb el-Kelvezânî'den Hanbelî fıkhı, hadis, tefsir ve edebiyat tahsil etmiştir. Zahirî ilimlerde zirveye ulaşıp fetva ve tedris makamına geldikten sonra; kalbindeki ilahi aşk ateşiyle her şeyi terk ederek Irak çöllerine, Kerh harabelerine ve Bâbil kulelerine çekilmiştir.

Tam yirmi beş yıl boyunca insanlardan tamamen uzlet halinde, çöl otları ve su ile beslenerek, çıplak ayakla kızgın kumlarda yürüyerek nefsini terbiye etmiştir. Kendi ifadesiyle: 'Nefsimle öyle savaştım ki, üzerime öyle belalar ve imtihanlar indi ki, şayet o belalar dağların üzerine inseydi dağlar un ufak olurdu. Ben ise sabır zırhına büründüm ve Allah'ın inayetine sığındım. Nihayet nefsim tamamen sustu ve mutmainne makamına erdi.'

FASIL III: Fütûhu'l-Gayb Şerhi ve Üç Büyük Vasıf

Gavs-ı A'zam'ın oğlu Abdürrezzâk tarafından derlenen Fütûhu'l-Gayb (Gaybın Fetihleri), tasavvufi nefis tezkiyesinin anayasasıdır. Kitabın ilk faslında müminin üç şeye muhtaç olduğu beyan edilir:

  1. İlahi Emirleri Tutmak: Şeriatın sınırlarına riyasız ve tavizsiz sarılmak.
  2. Yasaklardan Sakınmak: Bedenin günahlarından ve kalbe gelen süflî düşüncelerden kaçınmak.
  3. Kadere Rızâ Göstermek: Başa gelen musibet ve lütuflarda itirazı terk ederek gassâlin elindeki ölü gibi teslim olmak.

Geylânî der ki: 'Dünya senin elinde ve cebinde olsun; fakat asla kalbine girmesin! Gemi suyun üstünde yüzerse menzile varır; fakat su geminin içine girerse onu batırır.'

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL IV: Bâbü'l-Ezec Medresesi ve 70.000 Kişilik İlim Meclisleri

Hicri 521 yılında mürşidi Ebû Saîd el-Mahzûmî'nin vefatıyla onun Bağdat Bâbü'l-Ezec'teki medresesinin başına geçmiş ve vaazlara başlamıştır. Önceleri birkaç kişiyle başlayan sohbetler, kısa sürede öyle bir coşkuya ulaşmıştır ki medrese dar gelmiş, Bağdat surlarının dışındaki meydanlara taşmıştır. Her hafta vaaz meclislerinde 70.000 kişi toplanır, 400 katip onun ağzından çıkan hikmetleri anında kaydederdi.

Onun meclisinde hırsızlar, sarhoşlar ve katiller tövbe eder; binlerce Yahudi ve Hristiyan onun nurani heybeti ve hikmeti karşısında Müslüman olurdu. Sohbet ederken insanların kalbinden geçen gizli şüpheleri ve niyetleri keşf-i şuhûdî ile açığa vurur, muhatabının derdine derman olurdu.

FASIL V: Kadiriyye Tarîkatının Esasları ve Günümüze Mesajı

Kadiriyye yolu; İslam dünyasının doğusundan batısına (Mağrip'ten Endonezya'ya, Balkanlar'dan Kafkaslar'a) yayılan ilk ve en yaygın tasavvuf mektebidir. Temel prensipleri: Cömertlik (sehâvet), tevazu, nefisle cihad, zikrullahın devamı ve mahlukata şefkattir.

Geylânî hazretleri 1166 (Hicri 561) yılında Bağdat'ta Hakk'a yürümüş; türbesi asırlardır feyiz ve bereket arayanların ziyaretgâhı olmuştur.