FASIL I: Buhara Kasr-ı Ârifân'da Doğan Kalp Nakkaşı
Hicri 718 (Miladi 1318) yılında Mâverâünnehir'in kadim ilim beşiği Buhara yakınlarındaki Kasr-ı Ârifân köyünde dünyaya gelen Hâce Muhammed Bahâüddîn en-Nakşibend (k.s.), Hâcegân mektebinin pîridir. Kendisine Nakşibend (Kalbe Allah lafzını nakşeden) unvanının verilmesi; müridlerinin kalplerine zikrullâhı silinmez bir nakış gibi kazıma hususiyetindendir.
Hâce Muhammed Baba Semmâsî ve Seyyid Emir Külâl hazretlerinin terbiyesinde yetişen Şâh-ı Nakşibend, yedi yıl boyunca insanların geçtiği yolları süpürmüş, yaralı hayvanlara bakmış ve nefsin gururunu tamamen kırmıştır. Kendi ifadesiyle: 'Biz bu yola hizmet kapısından girdik; nefsimize hiçbir pay biçmedik.'
FASIL II: Zikr-i Hafî'nin (Gizli Zikir) Kalbî ve Nörobiyolojik Fiziği
Nakşibendiyye yolunun en bariz vasfı Zikr-i Hafîdir (Dili damağa yapıştırarak, ses çıkarmadan, sadece kalple yapılan zikir). Kur'an-ı Kerim'de A'râf Sûresi 205. âyette buyrulur: 'Rabbini içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret!'
Sesli zikre riya ve gösteriş karışma tehlikesi varken; gizli zikirde şeytanın ve nefsin nüfuz edemeyeceği derin bir içsel rezonans oluşur. Zikir esnasında sol göğsün altındaki et parçası olan çam kozalağı şeklindeki biyolojik kalp, 'Lâ ilâhe illallâh' kelimesinin vuruşlarıyla melekûtî kalbe (kalb-i hakîkîye) açılır. Letaif-i Hamse (Kalp, Ruh, Sır, Hafî, Ahfâ) bu gizli titreşimle nurlanır.
FASIL III: 'Halvet der-Encümen': Halk İçinde Hak ile Beraber Olmak
Şâh-ı Nakşibend yolunun en devrimci tasavvufi prensibi Halvet der-Encümendir (Halkın içinde, cemiyet hayatında Hak ile olmak). Mağaralara çekilip dünyayı terk etmeyi değil; çarşıda pazarda ticaret yaparken, tarlada ekin ekerken kalbi daima Allah ile uyanık tutmayı emreder. 'Deste be kâr, dile be yâr' (El işte, gönül Hakk'ta) düsturu bu dengenin ifadesidir.
FASIL IV: On Bir Kudsî Kelime (Kelimât-ı Kudsiyye) Şerhi
Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî tarafından vaz'edilen ve Şâh-ı Nakşibend tarafından kemâle erdirilen 11 kudsî prensip şunlardır:
- 1. Hûş der-Dem: Alınıp verilen her nefeste gafletten uzak olup Allah ile uyanık olmak.
- 2. Nazar ber-Kadem: Yürürken bakışlarını ayağının ucuna sabitleyip haramdan ve masivâdan gözü korumak.
- 3. Sefer der-Vatan: İnsanın süflî beşeri sıfatlardan melekûtî ahlaka doğru manevi hicreti.
- 4. Halvet der-Encümen: Zahirde halk ile beraberken bâtında Hak ile baş başa olmak.
- 5. Yâd-kerd: Kalple ve dille zikre devam etmek.
- 6. Bâz-geşt: Zikir sonrasında 'İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî' diyerek ihlası tazelemek.
- 7. Nigâh-dâşt: Kalbe gelen vesvese ve yabancı düşünceleri bekçi gibi kovmak.
- 8. Yâd-dâşt: Zikrin sürekli bir şuhûd ve huzur haline dönüşmesi.
- 9. Vukuuf-i Zamanî: Zamanı muhasebe edip her ânın hakkını vermek.
- 10. Vukuuf-i Adedî: Zikir sayılarının tek olmasına ve manasına riayet etmek.
- 11. Vukuuf-i Kalbî: Kalbi doğrudan ilahi zâta bağlamak.
FASIL V: Şeriat-Sünnet İttibası ve 'Bizim Yolumuz Sohbet Yoludur' İlkesi
Şâh-ı Nakşibend hazretlerine kerametleri sorulduğunda: 'Bizim kerametimiz şeriat ve sünnet-i seniyyeye harfiyen uymaktır' cevabını vermiştir. Bid'atlerden şiddetle kaçınmış; kuru merasimler yerine samimi kalbî sohbeti (Sohbet-i İrfan) esas almıştır.