FASIL I: Endülüs'ten Şam'a Bir İrfan Ummanı

Hicri 560 (Miladi 1165) yılında Endülüs'ün Mürsiye (Murcia) şehrinde asil bir Arap ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Muhammed b. Ali b. Muhammed İbnü'l-Arabî et-Tâî el-Hâtimî (k.s.); İslam irfan tarihinin 'Şeyhü'l-Ekber' (En Büyük Şeyh) unvanıyla anılan en velûd ve en derin mütefekkiridir.

İşbiliye (Sevilla), Kurtuba ve Gırnata'da devrin zahir ve bâtın âlimlerinden ders almış; henüz genç bir delikanlı iken yaşadığı manevi cezbe ve keşif haliyle dikkat çekmiştir. Devrin büyük Aristo felsefecisi ve başkadısı İbn Rüşd (Averroes), bu genç ârifin şöhretini duyarak Kurtuba'da onunla hususi bir mülakat talep etmiştir. İbnü'l-Arabî odaya girdiğinde İbn Rüşd ayağa kalkarak ona sarılmış ve: 'Aklî istidlâl ile keşf ve ilham aynı hakikate mi ulaşıyor?' diye sormuştur. İbnü'l-Arabî: 'Evet ve Hayır! Evet ile Hayır arasında ruhlar yerlerinden uçar, boyunlar kopar...' cevabını verince koca filozofun rengi sararmış, aklın sınırlarının bittiği yerde keşfin başladığını itiraf etmiştir.

FASIL II: Vahdet-i Vücûd (Varlığın Birliği) Doktrini

İbnü'l-Arabî'nin metafizik nizamının mihveri Vahdet-i Vücûddur. Bu mefhum, Batı'daki panteizm (kamutanrıcılık) ile taban tabana zıttır. Panteizm evreni tanrılaştırırken; Vahdet-i Vücûd kâinatın zâtî ve müstakil bir varlığı olmadığını, mutlak, ezeli ve ebedi yegâne hakiki varlığın Cenâb-ı Hak olduğunu ilan eder.

Kâinattaki bütün mevcudat, Allah Teâlâ'nın Esmâ-i Hüsnâ'sının varlık aynalarındaki tecellîleri ve gölgeleridir. Güneş doğduğunda yıldızların ışığı nasıl görünmez olursa; hakiki vücûd tecelli ettiğinde mâsivânın (Allah'tan gayrısının) vehmî varlığı öyle yok olur. Kâinat, ilahi isimlerin cilvesiyle her an yeniden yaratılan (Halk-ı Cedîd) dinamik bir tecellîgâhtır.

FASIL III: Fütûhât-ı Mekkiyye: Kâinatın Metafizik Ansiklopedisi

Hicri 598 yılında Hacc vazifesi için Mekke'ye gelen Şeyh, Kâbe-i Muazzama'yı tavaf ederken melekût âleminden kalbine nüzul eden ilhamlarla devasa başyapıtı Fütûhât-ı Mekkiyye'yi (Mekke Fetihleri) yazmaya başlamıştır. Tam 560 bâbdan oluşan bu dev eser; şeriatın fıkhi inceliklerinden harflerin esrârına, melekût mertebelerinden arşın feleklerine kadar İslam düşüncesinin en kapsamlı kütüphanesidir.

Şeyh der ki: 'Vallahi bu kitabın tek bir harfini dahi kendi nefsimden veya aklî kıyasımdan yazmadım; her kelimesi Kâbe kapısında kalbime ilka edilen ilahi imlâ ile yazılmıştır.'

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL IV: Fusûsü'l-Hikem: Peygamberlerin Hakikat Aynaları

1229 yılında Şam'da rüyasında Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) müşahede etmiş; Efendimiz elinde bir kitap tutarak ona: 'Bu Fusûsü'l-Hikem kitabıdır. Bunu al ve insanlara açıkla ki istifade etsinler' buyurmuştur. Eser 27 fasıldan oluşur ve Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e kadar 27 nebinin kelimesinde tecellî eden ilahi hikmetleri şerh eder.

FASIL V: Şam'daki Vefatı ve Yavuz Sultan Selim'in Keşfi

İbnü'l-Arabî 1240 (Hicri 638) yılında Şam'da Kâsiyûn Dağı eteğinde vefat etmiştir. Vefatından önce söylediği: 'İzâ dehale's-Sînü fi'ş-Şîn, yezeharu kabru Muhyiddîn' (Sîn, Şîn'e girdiği zaman Muhyiddin'in kabri aşikâr olur) sözü, 1516 yılında Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim'in (S) Şam'a (Ş) girmesiyle tecelli etmiş; Sultan Selim onun harap olan kabrini buldurarak üzerine türbe ve cami inşa ettirmiştir.