FASIL I: Ney'in Feryadı ve İnsanın Aslî Vatan Hasreti

1207 yılında Horasan'ın Belh şehrinde doğup Konya'da kemâle eren Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (k.s.), 26.000 beyitlik Mesnevî-i Şerîf'ine şu ölümsüz mısrayla başlar: 'Bişnev in ney çün şikâyet mî-küned / Ez cüdâyîhâ hikâyet mî-küned' (Dinle bu neyden ki neler şikayet ediyor, ayrılıklardan nasıl hikaye ediyor!).

Ney; sazlıktan koparılmış, içi oyulmuş ve ateşte yakılarak delinmiş insanın remzidir. İnsan da ebedi melekût vatanından (Elest meclisinden) bu kesret ve madde zindanına düşmüştür. Neyin iniltisi, ruhun ilahi vuslata duyduğu ezeli hasrettir.

FASIL II: Şems-i Tebrîzî ile Karşılaşma ve İki Denizin Buluşması (Mecmau'l-Bahreyn)

Konya'da binlerce talebeye ders veren büyük bir medrese müderrisi iken, 1244 yılında Şems-i Tebrîzî hazretleriyle karşılaşması Mevlânâ'yı kuru bir nakil ilminden yanan bir aşk ve vecd deryasına dönüştürdü. Şems ona kitapların satırlarını suya attırmış; hakikatin kitapta değil, muhabbet ve zâtî tecellîde olduğunu göstermiştir.

FASIL III: Semâ Ayini: Kozmik Gezegenlerin Aşkla Dönüşü

Mevlevî Semâ'ı bir dans veya folklorik gösteri değil; atomların çekirdek etrafında, gezegenlerin güneş etrafında ve meleklerin Arş etrafında döndüğü gibi kulun 'Hakk'tan alıp halka verme' cezbesiyle dönüşüdür. Sağ el göğe açılarak rahmet alınır, sol el yere çevrilerek halka dağıtılır. Derviş dönerken 'Hû' zikriyle varlığını ilahi aşkta eritir.

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]