FASIL I: İbn Atâullâh el-İskenderî'nin Hayatı ve Şâzeliyye Silsilesi
13. yüzyılda Mısır İskenderiye'de yaşayan Tâceddîn Ebü'l-Fazl Ahmed b. Muhammed İbn Atâullâh el-İskenderî, tasavvuf tarihinin en veciz, en derin hikmet metinlerinden biri olan el-Hikemü'l-Atâiyye'nin müellifidir. Mâlikî fıkhının büyük bir fakihi iken Şâzeliyye tarikatının ikinci pîri Ebü'l-Abbâs el-Mürsî Hazretleri'ne intisap etmiş ve mürşidinin en seçkin halifesi olmuştur.
Şâzeliyye mektebi, dervişe dilenmeyi ve pejmürde gezmeyi yasaklayan; helal kazancı, vakarlı giyimi ve kalpte mutlak tevhidi esas alan asil bir irfan mektebidir.
FASIL II: Hikem-i Atâiyye'nin Açılış Hikmeti: Amellere Değil Fazl-ı İlahiye Güvenmek
Eserin ilk hikmeti, tasavvufi amellerin zirve noktasıdır:
«مِنْ عَلَامَاتِ الِاعْتِمَادِ عَلَى الْعَمَلِ، نُقْصَانُ الرَّجَاءِ عِنْدَ وُجُودِ الزَّلَلِ»
'Kişinin kendi ameline güvenip dayandığının alameti, bir günah veya sürçme vuku bulduğunda Allah'ın rahmetinden ümidinin azalmasıdır.'
Kul ibadetleriyle cenneti satın alamaz; ibadet bir şükür borcudur, kurtuluş ise ancak Allah'ın lütuf ve merhametiyledir. Günah işlediğinde ümitsizliğe düşen kimse ameline güveniyor demektir; hakiki arif ise hem itaatte hem günahta yalnız Rabbinin sonsuz affına sığınır.
FASIL III: Tecrîd ve Esbâb Dengesi: Tevekkülün İncelikleri
İbn Atâullâh, zahir ile bâtın arasındaki dengeyi şu hikmetle kurar: 'Allah seni esbâb (sebepler dairesi, çalışma, ticaret) içinde istihdam etmişken tecrîd (çalışmayı bırakıp köşeye çekilme) arzu etmen, gizli bir nefis şehvetidir. Allah seni tecrîd halinde tutarken esbâba meyletmen ise manevi himmetten düşüştür.'
Kul kendi kafasına göre makam seçemez; Allah onu nerede vazifelendirmişse orada takva ve ihlasla kulluğunu ifa etmelidir. Tarladaysa tarlada, saraydaysa sarayda, tekkedeyse tekkede Hakk'ı müşahede etmektir marifet.