FASIL I: Sidretü'l-Müntehâ'nın Kelâmî ve Kozmolojik Manası

İslam melekût kozmolojisinde Sidretü'l-Müntehâ; yedinci kat semanın üzerinde, Arş-ı A'zam'ın sağ yanında bulunan, mahlukatın ilminin, amelinin ve melekût memurlarının seyrinin nihayete erdiği kozmik sınır çizgisidir. Kelime manası itibarıyla 'Son Huduttaki Sidre Ağacı' demektir.

Yeryüzünden ve melekût katlarından yükselen bütün dualar, ameller ve nurlar buraya kadar yükselir ve buradan kabul olunur. Aynı şekilde Arş'tan ve Ceberût aleminden inen ilahi emirler, hükümler ve takdirler de ilk olarak Sidretü'l-Müntehâ'ya iner ve oradaki melek memurlara tevzi edilir.

FASIL II: Necm Sûresi 13-18. Âyetlerin Bâtınî Tefsiri

Necm Sûresi'nde Mirac tecellîsi şöyle tasvir buyrulur: 'Andolsun ki onu bir diğer inişinde de Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında gördü. Ki onun yanında Cennetü'l-Me'vâ vardır. O vakit Sidre'yi bürüyen bürümüştü. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.'

Âyette geçen 'Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı' (Mâ zâga'l-basaru ve mâ tagâ) ifadesi; Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) ilahi tecellîler karşısındaki mutlak edebini, kalp kuvvetini ve peygamberlik basiretinin eşsiz dengesini ortaya koyar.

FASIL III: Hz. Cebrâîl'in Hududu ve 'Bir Parmak Ucu' Sırrı

Sahih hadislerde rivayet edildiği üzere; Mirac gecesinde Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) eşlik eden vahiy meleği Hz. Cebrâîl (a.s.), Sidretü'l-Müntehâ'ya ulaştıklarında durmuş ve ileriye adım atmamıştır. Resûlullah (s.a.v.): 'Yâ Cibrîl! Bu makamda dost dostu yalnız mı bırakır?' buyurduğunda, Cebrâîl (a.s.) şu tarihi cevabı vermiştir:

'Yâ Resûlallâh! Benim hududum buraya kadardır. Şayet buradan ileriye bir parmak ucu dahi geçersem, Cenâb-ı Hakk'ın celâl nurları beni yakıp kül eder!'

Bu hadise gösterir ki meleklerin aklı ve nuru dahi sınırlıdır; ancak Hakîkat-i Muhammediyye zâtî nurları müşahedeye muktedir kılınmıştır.

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL IV: Sidre'nin Altından Fışkıran Dört Nehir

Buhârî ve Müslim'de nakledilen hadis-i şerifte; Sidretü'l-Müntehâ'nın kökünden dört nehrin fışkırdığı zikredilir: İki nehir bâtınîdir ve Cennet'e akar (Kevser ve Selsebîl); iki nehir ise zâhirîdir ve yeryüzüne akar (Nil ve Fırat'ın melekûtî asılları). Bu nehirler ilahi ilim, hikmet, bereket ve hayat suyunun kâinata dağıtım damarlarıdır.

FASIL V: Cennetü'l-Me'vâ ve Şehitlerin Barınağı

Sidretü'l-Müntehâ'nın hemen bitişiğinde yer alan Cennetü'l-Me'vâ; peygamberlerin, kâmil velilerin ve şehit ruhlarının kıyamete kadar ikamet ettikleri, meleklerin tavaf ettiği huzur yurdudur.

FASIL VI: Sidretü'l-Müntehâ'nın Fiziksel ve Melekûtî Evren Geometrisindeki Konumu

İslam kozmoloji yazmalarında (İmam Süyûtî'nin El-Habâik ve İbn Kesîr'in El-Bidâye eserlerinde); kâinatın tabakaları soğan zarları gibi iç içe geçmiş küreler halinde tarif edilir:

  • 1-7. Gökler: Bütün galaksilerin, kuasarların ve fiziksel uzayın bulunduğu birinci sema ve onun üzerindeki yedi melekût seması.
  • Sidretü'l-Müntehâ: 7. semanın hemen üzerinde, Kürsî'nin altında yer alan eşik.
  • Kürsî: Gökleri ve yeri kuşatan ilahi taht basamağı (Bakara 255: 'Vesia kürsiyyühü's-semâvâti ve'l-ard').
  • Arş-ı A'zam: Bütün bu katmanları kuşatan mutlak muhit ve ilahi tecellî merkezi.

Sidre, bu devasa kozmik mimaride yaratılmışların idrakinin son sınırıdır. Bu sebeple Sidre'nin ötesine Âlem-i Gayb-ı Sırr denir; oraya meleklerin dahi lisanı ve aklı ulaşamaz.

FASIL VII: Sidre Yapraklarının ve Meyvelerinin Temsil Ettiği Hikmetler

Hadis-i şeriflerde (Buhârî, Müslim) Sidretü'l-Müntehâ şöyle tasvir edilir: 'Onun yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri ise Hecer testileri gibiydi. Allah'ın emrinden bürüyen şey onu bürüdüğünde öyle bir güzelliğe büründü ki, Allah'ın yarattıklarından hiçbiri onun güzelliğini tarif edemez.'

Yaprakların fil kulakları gibi geniş olması; yeryüzündeki bütün canlıların rızık, dua ve amellerini tek tek kaydeden meleklerin geniş kapsama alanını remzeder. Meyvelerinin testi gibi olması ise ariflerin ve şehitlerin ruhlarına sunulan ilahi feyiz pınarlarının hazineleridir.