VARLIKLAR KATEDRALİ • MELEKÛT MECLİSİ
Nâziât ve Nâşitât Melekût Orduları: Kozmik Çekim ve Ruhları Kabzeden Sevk Memurları Külliyâtı
Nâziât Sûresi'nin ilk beş âyeti tefsirinde ruhların sökülüp çıkarılışı, melekûtî yüzüş, kozmik galaktik çekim kuvvetleri ve ecel melekleri üzerine 10 mufassal fasıl.
FASIL 01
Nâziât Yemini ve 'Garkan' Sırrı: Kafir Ruhların Sökülüp Alınması
Nâziât Sûresi, melekût âleminin en celâlli, en tavizsiz kuvvetleri üzerine edilen ilâhî kasemle başlar: 'Ve'n-Nâzi'âti garkâ'. Tefsir imamı Taberî ve İbn Kesîr, bu âyetteki 'Nâziât'ı, inkârcı ve fâcir kimselerin ruhlarını bedenin en ücra damarlarından, tırnak uçlarından ve sinir liflerinden söküp çıkaran melekler olarak şerh ederler. 'Garkan' kelimesi, derinliklere dalarak boğulurcasına çekip koparmayı ifade eder. Maddeye ve nefsanî lezzetlere sımsıkı yapışmış bir ruh, fiziksel kafesi terke yanaşmadığı için Nâziât melekleri onu kökünden sökülen dikenli bir dal gibi ıstırapla çekerler.
وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًاۙ
Andolsun o canları en derinlerden söküp koparanlara! (Nâziât, 1)
Garkan Tecellîsi
Ruhun maddeden ayrışırken çektiği sancı, ruhun dünyevî arzulara olan bağımlılık derecesiyle doğru orantılıdır.
FASIL 02
Nâşitât Lütfu ve 'Neştan' İnceliği: Mümin Ruhların İpek Gibi Çözülüşü
İkinci âyet-i celîle, birincisinin celâline karşılık melekûtun sonsuz cemâl tecellîsini sergiler: 'Ve'n-Nâşitâti neştâ'. Nâşitât melekleri; ömrünü iman, ihlas ve zikrullah ile geçirmiş, kalbini masivadan arındırmış mümin kulların ruhlarını kabzederken devreye girer. 'Neşt', bir düğümün yumuşakça çözülmesi veya su tulumundan bir damla suyun süzülerek akması demektir. Bu melekler, müminin canını acıtmadan, cennet ipeklerine sararak ve rahmet kokularıyla taltif ederek ten kafesinden letafetle salıverirler.
وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًاۙ
Ve andolsun o düğümleri yumuşakça çözen, kolaylıkla çekip alanlara! (Nâziât, 2)
Neşt Mertebesi
Müminin ölümü bir felaket değil; sevgilinin zindandan saraya, kafesteki bülbülün gül bahçesine kavuşması misali huzurlu bir intikaldir.
FASIL 03
Sâbihât Orduları ve Feleklerde Yüzen Kozmik Ruhanîler
Üçüncü kasem, 'Ve's-Sâbihâti sebhâ' ile semavî feleklerde adeta engin bir denizde yüzermişçesine hareket eden melek ordularına yönelir. Fahreddin er-Râzî, Sâbihât meleklerini hem gök cisimlerini (yıldızlar, gezegenler ve galaksiler) melekûtî yörüngelerinde kaydıran kozmik kuvvetler hem de vefat eden müminlerin ruhlarını süratle semavat kapılarına taşıyan ulvî rehberler olarak tefsir eder. Onlar, uzay boşluğundaki elektromanyetik ve yerçekimsel dalgaların melekûtî taşıyıcılarıdır.
وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًاۙ
Andolsun o göklerde yüzdükçe yüzenlere! (Nâziât, 3)
Sebh ve Kozmik Yüzüş
Kâinattaki bütün hareketler melekûtî bir seyr içindedir; hiçbir gezegen başıboş değildir, her bir küre bir melekût ordusunun tesbihatıyla feleğinde yüzer.
FASIL 04
Sâbikât Sürati: İlâhî Emri İcrâda Yarışan Melekût Ön венcileri
'Fe's-Sâbikâti sebkâ' âyeti, ilâhî emri aldıkları anda zaman ve mekan kayıtlarını hiçe sayarak hedefe ulaşan mukarreb melekleri vasfeder. Bu melekler, müminlerin ruhlarını şeytanların ve ifritlerin tasallutundan kaçırarak 'İlliyyîn' divanına ulaştırmak için ışık hızının ötesindeki bir manevî süratle yarışırlar. Şeytânî vesveselerin kabir kapısına sokulmasına fırsat vermeyen bu öncüler, rahmet sancağını kabir eşiğine diken muzaffer melekût fırkasıdır.
فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًاۙ
Andolsun o yarıştıkça yarışan, emri icrada öne geçenlere! (Nâziât, 4)
Sebk ve Nur Hızı
Melekûtî intikalde maddî engeller sıfırlanır; meleklerin sürati kütlesiz saf nûr enerjisinin ilâhî iradeyle anlık rezonansıdır.
FASIL 05
Müdebbirât-ı Emr: Kâinattaki Determinizm ve İlâhî İdare Memurları
Nâziât kasemlerinin zirvesi beşinci âyette tecellî eder: 'Fe'l-Müdebbirâti emrâ'. Bu melekler, Cenâb-ı Hakk'ın kâinata koyduğu nizamı, doğa kanunlarını, elementlerin kimyasını, rüzgârları, yağmurları ve canlıların rızkını anbean idare eden yüksek divan melekleridir. Hz. Ali (k.v) ve İbn Abbas'tan nakledildiğine göre bu tedbir makamı; Cebrail (vahiy ve helak), Mikail (rızık ve tabiat), İsrafil (sûr ve hayat nefhası) ve Azrail (ecel ve kabz) tasarrufundaki dört ana melekût ordusuna bakar.
فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْرًاۢ
Ve andolsun o işleri yerli yerince tedbir edip yönetenlere! (Nâziât, 5)
Tedbîr-i İlâhî
Tabiat kanunu zannedilen fiziki kurallar, gerçekte Müdebbirât meleklerinin kesintisiz ve şaşmaz bir itaatle icra ettikleri melekûtî vazifelerdir.
FASIL 06
Ölüm Ânında Eterik Bedenin Fiziksel Bedenle Manyetik Ayrışması
Modern parapsikoloji ve biyo-enerji araştırmalarında 'beden dışı deneyim' ve ölüm anı elektromanyetik çöküş olarak incelenen hadise, İslâm irfânında Nâziât ve Nâşitât tasarrufuyla açıklanır. Fiziksel bedeni çevreleyen biyomanyetik alan (aura) ve süptil eterik doku, can boğaza geldiğinde ('İzâ beleğati't-terâkî') hücrelerden çözülmeye başlar. Gözlerin bir noktaya dikilip donması ('Şuhûsu'l-basar'), Nâziât veya Nâşitât ordularının göksel nurlarının fizikî göz perdesini yırtarak görünür hale gelmesindendir.
كَلَّآ اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَۙ وَق۪يلَ مَنْۜ رَاقٍۙ
Hayır! Can boğaza dayandığı zaman, 'Kimdir bunu kurtaracak şifacı?' denilir. (Kıyâme, 26-27)
Ayrışma Eşiği
Beden ölürken sinir sistemi susar ancak ruhun idraki katbekat keskinleşir; Kâf Sûresi'nde buyurulduğu gibi: 'Bugün senin gözün pek keskindir' (Fe-basaruke'l-yevme hadîd).
FASIL 07
Azrâîl (a.s)'ın Ordusu Olarak Nâziât ve Nâşitât Hiyerarşisi
Secde Sûresi'nde 'De ki: Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alır' buyurulurken, En'âm Sûresi'nde 'Elçilerimiz onun canını alırlar' buyrulur. Bu âyetler arasındaki ahenk, Azrâîl (a.s)'ın başkumandan, Nâziât ve Nâşitât meleklerinin ise onun emrindeki sayısız alaylar olmasıyla izah edilir. Yeryüzünün doğusundan batısına kadar aynı anda vefat eden binlerce insanın ruhunu kabzetmek, Azrail (a.s)'ın ruhları bir tepsideki taneler gibi müşahede etmesi ve emrindeki melekût birliklerini sevk etmesiyle tahakkuk eder.
قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟
De ki: Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alır, sonra Rabbinize döndürülürsünüz. (Secde, 11)
Melekü'l-Mevt Hiyerarşisi
Azrail (a.s) merkezî kutuptur; Nâziât celâl fırkası, Nâşitât cemâl fırkası olarak onun melekûtî tasarrufunu yeryüzünde anbean icra ederler.
FASIL 08
Kozmolojik Gravitasyon ve Melekûtî Çekim Hatları
Nâziât Sûresi'nin tefsirinde çağdaş İslâm mütefekkirleri, ilk 5 âyetin aynı zamanda kâinattaki kütleçekim dalgalarına, yıldızların yörüngelerine ve atomik çekirdek kuvvetlerine işaret ettiğini vurgularlar. Atomların çekirdeğinde proton ve nötronları bir arada tutan güçlü nükleer kuvvet, gezegenleri güneş etrafında yüzdüren gravitasyon ve galaksileri bir arada tutan görünmez kozmik ağlar, melekûtun Müdebbirât tecellîsidir. Kâinat bir kör tesadüf yığını değil, melekût memurlarının ilâhî kanunu harfiyen icra ettiği akıllı bir mabettir.
وَالسَّمَآءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْيدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ
Göğü kendi elimizle (kudretimizle) sağlamca bina ettik ve şüphesiz biz onu genişletmekteyiz. (Zâriyât, 47)
Kozmik Çekim Ağı
Göklerin genişlemesi ve galaksilerin ahengi, melekût ordularının ilâhî kudret karşısındaki kesintisiz itaat ve tesbihatlarının fiziksel yansımasıdır.
FASIL 09
Sekarât-ı Mevt Ânında Müminin Müşâhedesi ve Melekût Müjdesi
Fussilet Sûresi 30. âyette beyan edildiği üzere: 'Rabbimiz Allah'tır deyip sonra dosdoğru yaşayanların üzerine melekler peyderpey inerler ve derler ki: Korkmayın, mahzun olmayın, size vaad olunan cennetle sevinin!'. Nâşitât melekleri müminin başucuna geldiklerinde, ona cennetteki makamını gösterirler. Bu ilâhî tecellî karşısında mümin ruh, bedenin dar zindanından ayrılmaya öyle bir iştiyak duyar ki, dünyanın bütün ziynetleri gözünde bir hiçe iner.
اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
Şüphesiz 'Rabbimiz Allah'tır' deyip dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner: 'Korkmayın, üzülmeyin, müjdelendiğiniz cennetle sevinin!' derler. (Fussilet, 30)
Hüsn-i Hâtime Sırrı
Son nefeste kelime-i tevhidi söyleyebilmek ve tebessümle ruhu teslim etmek, Nâşitât meleklerinin getirdiği cennet kadehlerinden manevî şerbet içmenin alametidir.
FASIL 10
Kötü Akıbetten Tahassun: Nâziât'ın Şiddetinden Sığınma Duaları
Peygamber Efendimiz (s.a.v) dualarında sık sık ölüm ânının fitnesinden, can çekişmenin şiddetinden ve şeytanın son andaki tasallutundan Allah'a sığınmıştır. Havas âlimleri, ölümün sekerâtını kolaylaştırmak, Nâziât'ın dehşetinden emin olup Nâşitât'ın lütfuna erişmek için Yâsîn-i Şerîf, Vâkıa Sûresi ve sabah-akşam 7'şer defa 'Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ hû' âyetinin okunmasını tavsiye etmişlerdir.
حَسْبِيَ اللّٰهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
Bana Allah yeter! O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve O, yüce Arş'ın Rabbidir. (Tevbe, 129)
Manevi Muhafaza Virdi
Bu âyet-i celîleyi ihlasla vird edinen kimseye ölüm ânında Nâşitât melekleri refakat eder; canı tereyağından kıl çeker gibi suhuletle kabzolunur.