FASIL I: 'Sana Zülkarneyn'den Soruyorlar' Vahyi ve Tarihsel Bağlam
Mekke müşrikleri, Medine'deki Ehl-i Kitap hahamlarının telkiniyle Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) peygamberliğini sınamak üzere üç gaybî sual sormuşlardı: Ashâb-ı Kehf gençleri, Rûhun mahiyeti ve yeryüzünün doğusunu ve batısını fetheden büyük hükümdar. Bu suallere cevaben inzal olan Kehf Sûresi'nin 83. âyetinde şöyle buyrulur: 'Sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size onun haberinden bir hatıra (öğüt) okuyacağım.'
Zülkarneyn ismi lügatte 'İki Boynuz Sahibi' veya 'İki Zamanın/Asrın Sahibi' manasına gelir. Âlimler bu unvanın hikmetini; dünyanın hem doğu hem batı uçlarına hükmetmesi, miğferinde iki madeni boynuz bulunması, başında iki örgü saç olması yahut hem zahir hem bâtın ilimlerine sahip olması şeklinde şerh etmişlerdir.
FASIL II: Güneşin Battığı ve Doğduğu Yer Seferleri
Cenâb-ı Hak Kehf Sûresi 84. âyette: 'Biz ona yeryüzünde büyük bir kudret verdik ve ona ulaşmak istediği her şey için bir sebep (vasıta/yol) bahşettik' buyurur. Zülkarneyn (a.s.) bu ilahi sebepler zincirini takip ederek üç büyük sefere çıkmıştır:
1. Batı Seferi: Güneşin battığı yere ulaştığında, güneşi balçıklı sıcak ve kara bir su gözesinde (Ayn-i Hamie / Atlas Okyanusu kıyıları) batar gibi bulmuş ve orada hidayetten uzak bir kavimle karşılaşmıştır. Allah ona: 'Ey Zülkarneyn! Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen haklarında güzel bir yol tutarsın' buyurmuş; o da zalimlere ceza, iman edip salih amel işleyenlere ise mükafat ve kolaylık vadetmiştir.
2. Doğu Seferi: Ardından doğuya yönelmiş; güneşin üzerlerine doğduğu ve kendileriyle güneş arasında hiçbir siper ve gölgelik bulunmayan ilkel bir kavmin yanına ulaşmış ve orada da adaletle hükmetmiştir.
FASIL III: İki Dağ Arasına Çekilen Demir Sed (Sedd-i Zülkarneyn)
Üçüncü seferinde iki dik dağ seddi arasına varmış; dillerini neredeyse hiç kimsenin anlamadığı çaresiz bir toplulukla karşılaşmıştır. Bu kavim Zülkarneyn'e yalvararak: 'Ey Zülkarneyn! Ye'cûc ve Me'cûc bu ülkede fesat çıkarıp duruyor. Bizimle onlar arasına aşılmaz bir set yapman için sana vergi/haraç verelim mi?' dediler.
Zülkarneyn (a.s.) dünya malına tenezzül etmeyerek: 'Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar sizin vereceğinizden katbekat hayırlıdır. Siz bana sadece beden gücüyle ve işçilikle yardım edin de aranıza sağlam bir set yapayım!' buyurdu. Uyguladığı mühendislik harikası şöyledir:
- İki dağın arasına dağ boyunda büyük demir kütleleri (Zübera'l-Hadîd) doldurttu.
- Devasa körüklerle bu demir kütlelerini kor gibi kızgın bir ateş haline getirtti.
- Kızgın demirlerin üzerine erimiş bakır (Kıtr) dökerek demir ile bakırın moleküler seviyede kaynaşmasını sağladı.
Bu alaşım sayesinde Ye'cûc ve Me'cûc o seti ne aşabildiler ne de delebildiler. Zülkarneyn seti tamamlayınca kibre kapılmayıp: 'Bu Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyamet vakti) geldiğinde onu yerle bir eder; Rabbimin vaadi haktır' (Kehf 98) diyerek nihai hükmün Allah'a ait olduğunu ikrar etmiştir.
FASIL IV: Ye'cûc ve Me'cûc Kavminin Metafizik ve Ekolojik Mahiyeti
Kur'ân-ı Kerîm'de Enbiyâ Sûresi 96. âyet-i kerîmede kıyamet alameti olarak zikredilen Ye'cûc ve Me'cûc: 'Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc'ün seddi açıldığı zaman, onlar her tepeden akın ederler' fermanıyla bildirilir.
Kelâm uleması ve tefsirciler; Ye'cûc ve Me'cûc'ü hem yeryüzünü ifsat eden vahşi kitleler ve barbar kavimler olarak tevil etmişler, hem de ahir zamanda tabiatın dengesini bozan, suları kurutan, genetiği tahrif eden ve ahlaki fesat yayan küresel yıkıcı cereyanların manevi bir remzi olarak değerlendirmişlerdir. Sedd-i Zülkarneyn ise bu ifsat cereyanlarını ilahi mühlet doluncaya kadar tutan ilahi bir manevi ve fiziki bariyertir.
FASIL V: Zülkarneynî Siyaset ve Yeryüzünde İktidar Ahlakı
Hz. Zülkarneyn'in kıssası; eline büyük bir güç, ordu, teknoloji ve zenginlik geçen bir müminin bu imkanları nasıl kullanması gerektiğini gösteren en muhteşem siyasetnamedir. O, fethettiği memleketleri sömürmemiş, insanları köleleştirmemiş; zalimleri cezalandırıp mazlumlara karşılıksız yardım etmiştir. Kendisine teklif edilen vergileri: 'Rabbimin bana verdikleri daha hayırlıdır' diyerek reddetmiş ve gücünü ilahi adaletin tesisi için vakfetmiştir.
FASIL VI: Sedd-i Âhenîn: Demir Kütleleri ve Erimiş Bakır (Kıtr) Alaşımının Sırrı
Kehf Sûresi'nde tafsilatıyla nakledilen Zülkarneyn (a.s.) kıssası, sadece tarihî ve coğrafî bir seyahat değil; madde ile mananın en muazzam alaşımı olan Sedd-i Âhenîn (Demir Sed) mucizesini ihtiva eder. İki dağ arasına yerleştirilen devasa demir kütleleri kor haline gelinceye kadar körüklenmiş, ardından üzerine erimiş bakır (kıtr) dökülerek moleküler düzeyde delinmez, aşılamaz ve paslanmaz bir zırh teşekkül ettirilmiştir.
Modern metalurji biliminde bakır ve demir alaşımı korozyona ve mekanik darbelere karşı en mukavemetli kompozitlerden biridir. Zülkarneyn (a.s.), ilahi hikmet ve mühendislik dehasıyla maddi bir sed inşa ederken, aynı zamanda Hak Teâlâ'nın koruyucu Hafîz ve Mâni' isimlerinin yeryüzündeki tecelligâhı olmuştur.
قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبِّي فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ رَبِّي جَعَلَهُ دَكَّاءَ
"(Zülkarneyn) dedi ki: 'Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiği zaman onu yerle bir eder; Rabbimin vaadi haktır!'" (Kehf, 98)
FASIL VII: Ye'cûc ve Me'cûc'ün Metafizik Mahiyeti ve Yeryüzü Fesat Dalgaları
Sedd-i Zülkarneyn'in arkasında tutulan Ye'cûc ve Me'cûc, zahiren anarşi, vahşet ve yıkım getiren fesat kabileleri olmakla birlikte; bâtınî tefsirde insanın nefs-i emmâresinden fışkıran ifrat ve tefrit dalgalarını simgeler. Ateşin alevi gibi her şeyi yakıp yıkan bu taşkınlık, ancak şeriatın demiri ve hikmetin bakırıyla inşa edilen akıl ve takva seddiyle zapturapt altına alınabilir.
Âhir zamanda seddin delinmesi, ahlaki ve manevi kalelerin yıkılarak beşeriyetin ifsada uğramasına işaret eder. Hakiki mümin, kalbinin etrafına Zülkarneynî bir sed çekerek şeytanî Ye'cûc-Me'cûc ordularının ruhunu istila etmesine mani olur.
FASIL VIII: Güneşin Doğduğu ve Battığı Yerler: Mağrib ve Maşrık Seferlerinin İrfanı
Zülkarneyn'in 'iki boynuz sahibi' manasına gelen ismi, Doğu ve Batı'nın (zahirin ve bâtının, aklın ve kalbin) hâkimi olmasından neşet eder. Güneşin kara balçıklı bir pınarda batışını (Mağrib) temaşa etmesi, varlığın kesafet ve fena ufkunu; güneşin bir kavim üzerine doğuşunu (Maşrık) görmesi ise hidayet ve tecelli nurunu idrak etmesidir. O, kudretini kibre değil, Hakk'ın adaletine teslim etmiş numûne-i imtisal bir hükümdardır.