FASIL I: Meryem Sûresi Başlangıcı ve Gizli Niyaz (Zikr-i Hafî)

Hz. Zekeriyyâ'nın (a.s.) kelimesinde tecellî eden hikmet Hikmet-i Rahmetiyyedir. Meryem Sûresi'nin ilk âyetlerinde Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: 'Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd. Bu, Rabbinin kulu Zekeriyyâ'ya olan rahmetinin zikridir. Hani o, Rabbine gizli bir seslenişle (nidâen hafiyyâ) niyaz etmişti.'

Zekeriyyâ (a.s.), duasını bağırarak değil; kalbinin en derin odasından, riyadan ve gösterişten uzak bir fısıltıyla (zikr-i hafî ile) arz etmiştir. Bu hal, Cenâb-ı Hakk'a olan yakınlığın ve edep zirvesinin remzidir.

FASIL II: Kemiklerin Zayıfladığı Çağda İmkânsızı İsteme Cesareti

Meryem Sûresi 4. âyette Zekeriyyâ (a.s.) acziyetini şöyle dile döker: 'Rabbim! Doğrusu benim kemiklerim gevşedi, başım ihtiyarlık aleviyle tutuştu (saçlarım bembeyaz oldu). Rabbim, sana ettiğim dualarda hiçbir zaman mahrum kalmadım.'

Kendisinin yaşı 90'ı aşmış, zevcesi ise ezelden kısır idi. Sebepler dünyası açısından çocuk sahibi olmak imkânsızdı. Fakat o sebeplere değil, sebepleri yoktan var eden Müsebbibü'l-Esbâb'a (Allah'a) güvendi.

FASIL III: Mihrap Sırrı ve Hz. Meryem'in Rızkına Şahitlik

Âl-i İmrân Sûresi 37. âyette anlatıldığı üzere; Zekeriyyâ (a.s.), Beytü'l-Makdis mihrabında Hz. Meryem'i ziyaret ettiğinde, onun yanında mevsim dışı harika meyveler ve rızıklar bulurdu. 'Ey Meryem, bu sana nereden geldi?' dediğinde Meryem: 'Bu Allah katındandır; şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir' cevabını verdi.

Bu mucizeyi gören Zekeriyyâ (a.s.), kış mevsiminde yazı getiren, kuru ağaca taze meyve verdiren Allah'ın ihtiyar bir bedenden ve kısır bir rahimden de hayırlı bir zürriyet var etmeye kadir olduğunu görerek derhal mihrapta duaya durdu.

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL IV: Üç Günlük Sükût Alameti ve Zikr-i Kesîr

Cenâb-ı Hak ona Yahya adında bir oğul müjdelediğinde, Zekeriyyâ (a.s.) bir işaret istedi. Allah buyurdu: 'Senin işaretin, üç gün boyunca insanlarla ancak işaretleşerek konuşman, dilini sükûta çekmendir. Rabbini çokça zikret, sabah ve akşam O'nu tesbih et!' (Âl-i İmrân Sûresi, 41. Âyet). Dilin susması, kalbin konuşması ve ilahi feyze hazırlanması demektir.