FASIL I: Hikmet-i Kaderiyye'nin Hakikati ve Kaza-Kader Sırrı
Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-Hikem'indeki on dördüncü fasıl Hz. Üzeyir'e (a.s.) ayrılmıştır ve bu hikmet Hikmet-i Kaderiyye olarak tesmiye edilmiştir. Kader sırrı; Cenâb-ı Hakk'ın eşyayı ve hadiseleri ezelî ilminde nasıl takdir ettiyse, vakti geldiğinde zerre sapma olmaksızın öylece vücuda getirmesidir.
İbnü'l-Arabî'ye göre kader ilmi; peygamberlerin ve mukarreb meleklerin dahi tam ihata edemediği gayb denizlerindendir. Hz. Üzeyir, kaderin ve ölümden sonra yeniden dirilişin (Ba's ba'de'l-mevt) keyfiyetini bizzat nefsinde tecrübe etmek üzere ilahi imtihana tabi tutulmuştur.
FASIL II: Yıkılmış Şehre Uğrayış: Bakara Sûresi 259. Âyet Tefsiri
Bakara Sûresi 259. âyet-i kerîmede buyrulur: 'Yahut o kimse gibisini görmedin mi ki, çatıları çökmüş, duvarları yıkılmış, ıpıssız kalmış bir kasabaya uğramıştı...' Müfessirlerin ekseriyetine göre bu zât Hz. Üzeyir (veya İrmiyâ a.s.) idi. Babil kralı Buhtunnasır'ın Kudüs'ü yakıp yıktığı, Mescid-i Aksâ'yı yerle bir ettiği, Tevrat nüshalarını yaktığı ve halkı kılıçtan geçirdiği fetret döneminde harabeleri ziyaret etmişti.
Üzeyir (a.s.), kuru bir incir sepeti ve bir kırba taze üzüm suyuyla eşeğinin sırtında yıkıntıların arasına oturdu. Çürümüş insan ve hayvan kemiklerini görünce hayret ve tefekkürle sordu: 'Ennâ yuhyî hâzihillâhu ba'de mevtihâ' (Allah bütün buraları ölümünden sonra nasıl diriltecek?). Bu soru asla bir inkâr veya şüphe değildi; bilakis ilahi diriliş mucizesinin keyfiyetini bizzat gözleriyle görme (İlmelyakîn'den Aynelyakîn'e geçme) iştiyakıydı.
FASIL III: Yüz Yıllık Ölüm: Zamanın ve Bedenin Durdurulması
Âyet devam eder: 'Bunun üzerine Allah onu yüz yıl boyunca öldürdü (vefat ettirdi), sonra tekrar diriltti.' Cenâb-ı Hak Üzeyir'in ruhunu kabzetti; bedenini ve yanındaki azıklarını harabelerin kuytu bir köşesinde ilahi koruma altına aldı. Aradan yüz yıl geçti; krallar değişti, Babil imparatorluğu yıkıldı, Persler Kudüs'ü yeniden imar etti ve nesiller göçüp gitti.
FASIL IV: Uyanış ve Zaman İzafiyeti: 'Bir Gün Yahut Daha Az Kaldım'
Yüz yıl sonra Cenâb-ı Hak melekût emriyle Üzeyir'in bedenine ruhunu iade etti. Bir melek insan suretinde gelerek sordu: 'Kem lebiste?' (Ne kadar kaldın burada?). Üzeyir, güneşin batmak üzere olduğunu görünce sabah uyuduğunu zannederek: 'Lebistü yevmen ev ba'da yevm' (Bir gün yahut günün bir kısmı kadar kaldım) dedi.
Melek buyurdu: 'Hayır! Bilakis yüz yıl kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak; henüz bozulmamış, kokmamış! Bir de eşeğine bak (kemikleri un ufak olmuş)! Seni insanlara bir âyet (mucize) kılmak için böyle yaptık.' Bu hadise, kuantum fizikteki zaman izafiyetinin ve biyolojik korunmanın en muazzam Kur'anî burhanıdır.
FASIL V: Eşeğin Kemiklerinin Havada Canlanması Mucizesi
Âyetin en sarsıcı tasviri şöyledir: 'Şimdi o kemiklere bak; onları nasıl bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz!' Üzeyir (a.s.) hayretle baktı: Rüzgarın dağıttığı kuru kemik tozları havada bir araya geldi, iskelet çatıldı, damarlar örüldü, et ve deri giydirildi, içine ruh üflendi ve eşek canlanıp anırdı. Üzeyir bu apaçık ilahi kudreti müşahede edince secdeye kapanarak haykırdı: 'A'lemü ennallâhe alâ külli şey'in kadîr!' (Biliyorum ki Allah her şeye hakkıyla kadirdir!).
FASIL VI: Kudüs'e Dönüş ve Tevrat'ın Ezbere Yeniden Yazdırılması
Üzeyir (a.s.) yüz yaşında bir delikanlı simasıyla Kudüs'e girdiğinde kendi mahallesini tanıyamadı. Evine gittiğinde yüz yaşını aşmış kör ve kötürüm ihtiyar kızıyla karşılaştı. Kızı babasının vasıflarını hatırladı, duasıyla gözleri açıldı ve babasını tanıdı. Kudüs uleması ona dediler ki: 'Buhtunnasır Tevrat'ı yaktığından beri Tevrat yeryüzünden silindi. Eğer sen gerçekten Üzeyir isen bize Tevrat'ı oku!'
Üzeyir (a.s.) ilahi ilhamla Tevrat'ın tamamını harf harf, kelime kelime ezbere okudu ve yazdırdı. Yıllar sonra toprağa gömülmüş eski bir Tevrat nüshası bulunduğunda Üzeyir'in yazdırdığı metinle birebir aynı olduğu görüldü.
FASIL VII: Yahudilerin Sapkınlığı: 'Üzeyir Allah'ın Oğludur' İftirası
Bu akıl almaz mucize karşısında gafil ve müşrik zihniyetli bazı Yahudiler tevhidi terk ederek: 'Tevrat'ı ancak Allah'ın oğlu ezbere bilebilir!' dediler ve 'Üzeyir Allah'ın oğludur' sapıklığına düştüler. Tevbe Sûresi 30. âyette bu küfür şiddetle reddedilir: 'Yahudiler: Üzeyir Allah'ın oğludur dediler... Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri boş sözlerdir. Daha önceki kâfirlerin sözlerine özeniyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırılıyorlar!'
FASIL VIII: Fusûsü'l-Hikem'deki Üzeyrî Faslın Bâtınî Şerhi
İbnü'l-Arabî'ye göre Üzeyir'in (a.s.) hikmeti; kaza ve kaderin tecelli anındaki sırrını idraktir. Cenâb-ı Hak ölümün içinde hayatı, yokluğun içinde varlığı gizlemiştir. Yiyeceğin yüz yıl bozulmaması sıfat-ı bekânın tecellîsi; eşeğin çürümesi sıfat-ı fenânın tecellîsidir. Aynı mekânda iki zıt kanun bir arada işletilmiştir.
FASIL IX: Ba's (Ölümden Sonra Diriliş) İnancının Akli ve Ruhi Temelleri
Hz. Üzeyir kıssası; ahiretteki haşr ve neşr hadisesinin imkânsız olmadığını, kâinatı yoktan var eden ilahi irade için çürümüş kemikleri bir anda ayağa kaldırmanın göz açıp kapayıncaya kadar kolay olduğunu beşer aklına nakşeder.
FASIL X: Kaderî Hikmetin Kalbe Kazandırdığı Rıza Makamı
Kaderî hikmeti anlayan bir mümin; hayatında karşılaştığı hiçbir gecikmeden, sıkıntıdan veya ölümden ye'se düşmez. Bilir ki yüz yıl uyutulan Üzeyir gibi, her şeyin ilahi kaderde belirlenmiş bir diriliş ve fetih saati vardır. Müminin vazifesi sabır, rıza ve mutlak teslimiyettir.