FASIL I: Rahmânî Hikmetin Mahiyeti ve Vehhâb İsminin Karşılıksız Mülkü
İslam irfanında ve Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-Hikem adlı şaheserinde Hz. Süleymân'a (a.s.) tahsis edilen hikmet Hikmet-i Rahmâniyyedir. Bu hikmetin menbaı, Cenâb-ı Hakk'ın 'el-Vehhâb' (karşılıksız, sebepsiz ve hesapsız hibe eden) ve 'er-Rahmân' isim-i şerîfleridir. Diğer peygamberlere verilen mucizeler ve tasarruflar çoğunlukla bir dua, talep veya imtihan karşılığı tezahür ederken; Hz. Süleymân'a bahşedilen mülk, saltanat ve tasarruf kudreti zâtî bir ilahi lütuf olarak tecelli etmiştir.
Bu sırra binaen Neml Sûresi 30. âyet-i kerîmede Sebe Melikesi Belkıs'a gönderilen ferman: 'İnnehû min Süleymâne ve innehû bismillâhirrahmânirrahîm' (Mektup Süleyman'dandır ve o, Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla başlamaktadır) hitabıyla başlamıştır. İbnü'l-Arabî hazretleri, hiçbir peygambere mektubunun başına veya hitabına Besmele'yi bu şekilde müstakil olarak koyma tasarrufunun verilmediğini, bunun Süleymân'ın (a.s.) zâtında tecellî eden 'Rahmâniyet' sırrından kaynaklandığını beyan eder. Besmele'deki 'er-Rahmân' ismi, kâinattaki bütün varlık mertebelerini kuşatan ve her mevcuda varlık veren umumi rahmettir; Süleymân (a.s.) da bu rahmetin yeryüzündeki gölgesi olarak her sınıftan mahlukatı emri altına almıştır.
FASIL II: 'Bana Benden Sonra Kimseye Nasip Olmayacak Bir Mülk Ver' Duasının Tasavvufî Sırrı
Sâd Sûresi 35. âyette Hz. Süleymân'ın ilahi dergâha ilticası şöyle nakledilir: 'Rabbim! Beni bağışla ve bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk (hükümranlık) lütfet. Şüphesiz Sen, lütfu pek bol olan Vehhâb'sın!'
Zahir ehli ve felsefeciler bu duayı dünyevi bir saltanat ve iktidar hırsı zannederek yanılmışlardır. Hâlbuki bir peygamberin dünyalık için böyle bir talepte bulunması nübüvvet masumiyetine aykırıdır. Kâmil arifler bu duanın bâtınî hakikatini şöyle şerh ederler: Süleymân (a.s.), Cenâb-ı Hakk'ın 'el-Melik' ve 'el-Vehhâb' isimlerinin kâinatta tek bir insanda tam kemâliyle tecellî etmesini niyaz etmiştir. O mülk öyle bir mülktür ki, sahibi ona kul olmaz; bilakis o mülk sahibine boyun eğer. İnsanlık tarihinde servet ve iktidar insanları yozlaştırıp firavunlaştırırken, Hz. Süleymân devasa mülkünün ortasında arpa ekmeği yer, yoksullarla oturur ve 'Miskîn miskîn ile oturur' diyerek tevazunun zirvesini yaşardı. Onun mülkü nefsin değil, mutlak Hakk'ın hilafetiydi.
FASIL III: Rüzgarın, Erimiş Bakır Pınarının ve Cin Ordularının Teshir Edilmesi
Kur'an-ı Kerim'de Sebe Sûresi 12. âyette bildirildiği üzere: 'Süleyman'ın emrine de sabahleyin bir aylık, akşamleyin bir aylık mesafe alan rüzgarı verdik. Ve onun için erimiş bakır madenini pınar gibi akıttık. Rabbinin izniyle onun önünde çalışan cinleri de emrine verdik...'
Rüzgarın teshiri; kinetik enerjinin, atmosferik akımların ve yerçekimi dalgalarının peygamberi bir bilinç tarafından yönlendirilmesidir. Sabahleyin bir aylık, akşamleyin bir aylık mesafe (yani günde iki aylık yol) katetmesi, fiziksel mekanın ve zamanın dürülerek aşılması (Tayy-i Mekân) hakikatinin açık delilidir. Erimiş bakır pınarı (aynü'l-kıtr) ise kaba maddenin sıvılaştırılması ve yüksek mühendislik yapılarının inşası için ilahi bir sanayi mucizesidir.
Cinlerin ve ifritlerin Süleymân'ın emrinde çalışması ise; görünmez gayb varlıklarının meşru ve adil bir peygamber otoritesine boyun eğişidir. Onlar Süleymân için mihraplar, yüksek saraylar, devasa havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlar inşa ederlerdi. İlahi kelâm burada mahlukatın hiyerarşisini ortaya koyar: Esmâ ilmine sahip olan kâmil insan, dumansız ateşten yaratılmış en güçlü cin taifesinden bile üstündür ve onlara hükmedebilir.
FASIL IV: Mantıku't-Tayr: Kuş Dili ve Bütün Mahlukatın Şuur Frekansı
Neml Sûresi 16. âyette: 'Süleyman Dâvûd'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili (Mantıku't-Tayr) öğretildi ve bize her şeyden bolca pay verildi. Şüphesiz bu apaçık bir lütuftur' buyrulur.
Mantıku't-Tayr, Ferîdüddîn Attâr'ın meşhur mesnevisine de ilham kaynağı olmuş en derin tasavvufi remizlerden biridir. Bu ilim; yalnızca kuş seslerinin biyolojik tercümesi değil, kâinattaki bütün canlı türlerinin fıtrî zikirlerini, biyomanyetik lisanlarını ve melekûtî haberleşme frekanslarını çözme ilmidir. Neml Sûresi'nde Hüdhüd kuşunun Yemen'deki Sebe kavmi hakkında getirdiği istihbari rapor ve bir karıncanın diğer karıncalara: 'Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları farkına varmadan sizi ezmesin!' uyarısı bu hakikati tescil eder. Süleymân (a.s.) bu karıncanın sözünü işitip tebessüm etmiş ve mahlukata karşı merhametle şükretmiştir.
FASIL V: Belkıs'ın Tahtının Saliseler İçinde Getirilişi: Âsaf b. Berhiyâ ve İsm-i Âzam
Neml Sûresi 38-40. âyetlerde anlatılan meclis, kâinattaki kudret yarışının en ibretli tablosudur. Süleymân (a.s.), Sebe Melikesi Belkıs'ın tahtının Kudüs'e getirilmesini istediğinde, cin taifesinden devasa bir İfrit öne atılmış: 'Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, benim buna gücüm yeter ve ben güvenilirim' demiştir. İfritin teklif ettiği hız, fiziksel ve enerjetik hızın sınırıdır.
Fakat yanında kitaptan bir ilim bulunan zât (Hz. Süleyman'ın veziri Âsaf b. Berhiyâ): 'Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm' demiştir. Ve taht, göz açıp kapama süresinde Süleymân'ın huzurunda hazır bulunmuştur. İbnü'l-Arabî bu hadiseyi Kuantum Yok Oluş ve Yeniden Var Oluş (Teceddüd-i Emsâl) olarak şerh eder: Taht Yemen'den fiziksel olarak uçarak gelmemiş; Yemen'de madde boyutu yok edilmiş ve aynı salisede Kudüs'te yeniden halk edilmiştir. Kitap ilmine (İsm-i Âzam'a) sahip olan arifin ruh kudreti, en azametli cin ifritinin fiziksel hızını hükümsüz kılmıştır.
FASIL VI: Mühr-ü Süleymân: Kutsal Geometri ve Yedi Feleğin Tılsımı
Tarih boyunca İslam sanatında, Selçuklu kündekâri kapılarında ve Osmanlı sancaklarında (Barbaros Hayreddin Paşa'nın sancağında) yer alan Mühr-ü Süleymân (Süleyman Mührü / Altı Köşeli Yıldız / Şeşper); gök ile yerin, ruh ile maddenin, cemâl ile celâlin kusursuz geometrik dengesini temsil eder.
Yukarı bakan eşkenar üçgen göğe, melekûta ve ilahi nura yükselişi; aşağı bakan üçgen ise yeryüzüne, maddeye ve rahmetin inişini remzeder. Bu iki üçgenin birleşimi, zâhir ile bâtının tevhidini ifade eder. Bu mühür, Süleyman'ın (a.s.) parmağındaki yüzükte yer almış ve cinlere, vahşi hayvanlara ve rüzgarlara bu ilahi dengenin otoritesiyle hükmetmiştir.
FASIL VII: Hz. Süleymân'ın Vefatı ve Asâsını Kemiren Kurtçuk
Sebe Sûresi 14. âyet-i kerîmede bildirildiği üzere Hz. Süleymân, Mescid-i Aksâ'nın inşaatı esnasında asâsına dayanmış vaziyette ibadet ederken ruhunu teslim etmiştir. Emrinde çalışan cinler onun vefat ettiğini anlayamamış, aylarca ağır işlerde çalışmaya devam etmişlerdir. Ta ki küçük bir ağaç kurdu (dâbbetü'l-arz) asâyı içten kemirip asâ kırılınca Süleyman (a.s.) yere düşmüş ve vefat ettiği anlaşılmıştır.
Bu ilahi hadise iki muazzam ders verir: Birincisi; cinlerin gaybı, geleceği ve ölüm vaktini asla bilemeyeceğini, dolayısıyla onlara tapınmanın veya onlardan gaybi haber beklemenin mutlak bir cehalet olduğunu ispatlamıştır. İkincisi; rüzgarlara, cinlere ve kuşlara hükmeden bir peygamberin dahi fani bedeninin nihayetinde minik bir kurtçuğun kemirdiği tahta bir asâya dayandığını göstererek; mutlak bekanın ve ebedi saltanatın yalnızca Allah Teâlâ'ya mahsus olduğunu insanlığın hafızasına kazımıştır.
FASIL VIII: Süleymânî Hikmetin Hayatımıza Pratik Tezahürleri
Süleymânî meşrep bize öğretir ki: Dünyalık servet, makam ve teknolojik kudret ancak Allah'a kulluk ve mazlumlara adalet dağıtmak için bir emanettir. Güç sahibiyken karıncayı incitmeyen, servet sahibiyken kalbini altına bağlamayan ve her nimetin sahibinin 'el-Vehhâb' olduğunu bilen kimse, kendi iç alemindeki Süleymân'ı tahta oturtmuş olur.