FASIL I: Hatîbü'l-Enbiyâ (Peygamberlerin Hatibi) Unvanı ve Hitabet Sanatı
İslam peygamberler tarihinde Hz. Şuayb (a.s.); son derece tatlı, beliğ, etkileyici, kalpleri derinden sarsan ve delilleri apaçık ortaya koyan hitabetinden ötürü bizzat Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v.) tarafından 'Hatîbü'l-Enbiyâ' (Peygamberlerin En Beliğ Hatibi) unvanıyla taltif edilmiştir. Tirmizî ve Hâkim'in rivayet ettiği hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v.), Hz. Şuayb'ın ismi her anıldığında onun kavmine karşı gösterdiği sabır, nezaket ve hikmetli lisanını överdi.
Onun kelimesinde tecellî eden hikmet, Şeyhü'l-Ekber İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-Hikem eserinde açıkladığı üzere Hikmet-i Kalbiyyedir (Kalbî Hikmet). Kalp; Arapça kök anlamıyla 'inkılâb eden', sürekli evrilip çevrilen, hallerden hallere giren ve kâinattaki bütün ilahi tecellîleri kabul edebilecek sonsuz bir vüs'ate (genişliğe) sahip olan manevi merkezdir. Hadis-i kudsîde buyrulur: 'Yere ve göğe sığmadım, ancak mümin kulumun kalbine sığdım.' Hz. Şuayb, hitabetiyle muhataplarının aklına değil, doğrudan inkılâba müsait olan kalplerine hitap etmiştir.
İmam Kâşânî'nin Şerhu Fusûsi'l-Hikem'de belirttiği vechile; aklın idraki sınırlı ve kurallarla mukayyed iken, kalp ilahi tecellîlerin sınırsızlığını taşır. Hz. Şuayb'ın hitabeti, kaskatı kesilmiş taş kalpleri yumuşatacak, hırs ve tamahla kirlenmiş nefisleri eritecek bir rahmet ve hikmet pınarıydı.
FASIL II: Medyen ve Eyke Kavimlerinin İktisadi Terörü ve Ahlaki Yozlaşma
Hz. Şuayb (a.s.), birbirine komşu olan iki ayrı topluluğa; Medyen halkına ve ormanlık, sık ağaçlık bir vadide yaşayan Eyke ashabına peygamber olarak gönderilmiştir. Medyen, Şam ile Hicaz arasındaki kervan yollarının kavşağında yer alan stratejik ve zengin bir ticaret merkeziydi.
Ancak bu zenginlik, kavmi azgınlaştırmış ve ahlaki bir çöküşe sürüklemiştir. Medyenlilerin en büyük cürmü; ticaretlerinde ölçüyü ve tartıyı eksik yapmaları, malların kalitesini gizleyerek müşteriyi aldatmaları, faiz ve tefecilikle halkın emeğini sömürmeleri ve ticaret kervanlarının yollarını kesip haraç kesmeleriydi. Kur'an-ı Kerim'de A'râf, Hûd, Şuarâ ve Ankebût surelerinde bu iktisadi zulüm geniş yer tutar.
Hûd Sûresi 84-86. âyet-i kerîmelerde Hz. Şuayb'ın kavmine tarihi çağrısı şöyle kaydedilir: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır ve bolluk içinde görüyorum; ama doğrusu sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların haklarını gasbetmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın. Eğer inanıyorsanız, Allah'ın helalinden bıraktığı kâr sizin için çok daha hayırlıdır!'
FASIL III: İktisat ile İmanın Ayrılmazlığı: 'Namazın mı Emrediyor?'
Medyen kavmi, materyalist ve seküler bir mantıkla peygamberlerinin iktisadi hayata müdahale etmesine öfkelenmiş; dini sadece ferdi bir ritüel olarak görüp pazar ahlakından ayırmak istemiştir. Hûd Sûresi 87. âyette kavminin Hz. Şuayb ile alay edişi çok çarpıcı bir biçimde aktarılır: 'Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptığı putları terk etmemizi yahut mallarımızda dilediğimiz gibi tasarruf etmekten vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu bir adamsın!'
Bu âyet, Kur'an'ın iktisat felsefesinin en derin delilidir. Namaz; insanı hayasızlıktan ve münkerden alıkoyduğu gibi (Ankebût 45), pazarda hile yapmaktan, faiz yemekten ve tartıda eksiltmekten de alıkoymalıdır. Hz. Şuayb, dinin ibadethane duvarlarına hapsedilemeyeceğini, adaletin terazide ve hayatın her alanında tecelli etmesi gerektiğini haykırmıştır.
İslam fıkhında kamu düzenini ve pazar ahlakını denetleyen Hisbe Teşkilatı'nın (Muhtesiblik müessesesi) kökeni, Hz. Şuayb'ın bu iktisadi adalet çağrısına dayanır. Serbest piyasa, ahlaki denetimden ve adalet ilkesinden koparıldığında vahşi bir sömürü mekanizmasına dönüşür.
FASIL IV: Kalp Terazisi ile Pazar Terazisinin Metafizik Mukayesesi
İbnü'l-Arabî'nin tasavvufi şerhinde; çarşıdaki terazi ile göğüsteki kalp terazisi birbirinin aynasıdır. Pazarda dirhemleri eksilten kimse, hakikatte kendi kalbinin manevi terazisini bozmuştur. Kalbinde Hakk'ın rızası ile nefsin hevasını tartan kimse, adaleti şaşırırsa manevi iflasa uğrar. Hz. Şuayb'ın ölçü ve tartı mücadelesi, insanın kâinattaki adalet dengesini (mizanı) koruma davasıdır.
Rahmân Sûresi 7-9. âyetlerde buyrulur: 'Göğü yükseltti ve mizanı (ölçü ve adaleti) koydu. Sakın tartıda taşkınlık etmeyin, ölçüyü adaletle tutun ve terazide eksiklik yapmayın!' Kozmik göklerin dengesi ile insanın alışverişteki terazisi aynı ilahi 'Mizan' kelimesiyle ifade edilmiştir. Gram eksilten kimse, göklerin kozmik düzenine isyan etmiş sayılır.
FASIL V: Racfe ve Zulle Azabı: Helak Oluşun Aşamaları
Hz. Şuayb'ın bütün yumuşak dilli nasihatlerine rağmen kavmi ona: 'Eğer kabilen olmasaydı seni taşa tutarak öldürürdük' (Hûd 91) diyerek tehdit savurmuş, inananları sürgün etmekle korkutmuştur. İlahi mühlet dolduğunda azap iki şekilde tecelli etmiştir:
- Eyke Halkının Helaki (Zulle Günü): Yedi gün süren dayanılmaz bir sıcaklığın ardından gökyüzünde serinletici zannedilen siyah bir bulut belirmiş; kavim bulutun altına sığındığında buluttan alev ve yakıcı kükürt yağmıştır (Şuarâ 189).
- Medyen Halkının Helaki (Racfe ve Sayha): Gökten dehşetli bir çığlık (Sayha) kopmuş ve yerin altından gelen şiddetli bir sarsıntı (Racfe) ile Medyenliler evlerinde diz üstü yığılıp helak olmuşlardır (A'râf 91).
Hz. Şuayb, kendisine inanan müminlerle birlikte selamet bularak Medyen'den ayrılmış ve daha sonra Mekke'ye hicret etmiştir. Yıllar sonra Mısır'dan firar eden Hz. Mûsâ (a.s.), Medyen su kuyusunda Hz. Şuayb'ın kızlarına yardım etmiş ve Şuayb'ın (a.s.) yanında on yıl hizmet ederek nebevi terbiyeden geçmiştir.
FASIL VI: Medyen Su Kuyusu ve Hz. Mûsâ ile Tarihi Mülakat
Kasas Sûresi 22-28. âyetlerde aktarıldığı üzere; Firavun sarayından kaçarak çölde günlerce aç ve susuz yol alan Hz. Mûsâ (a.s.), Medyen suyuna ulaştığında iki genç kadının hayvanlarını sulamak için kenarda beklediğini görmüştür. Çobanların kabalığına karşı su kuyusunun ağır taşını tek başına kaldırarak onların davarlarını sulamıştır.
Genç kadınların babası olan Hz. Şuayb (veya onun kavminden sâlih peder), Mûsâ'yı evine davet etmiş ve: 'Korkma, artık zalim kavimden kurtuldun' diyerek ona güven vermiştir. Kızlarından birinin: 'Babacığım, onu ücretle tut; zira tutacağın en hayırlı kimse güçlü ve güvenilir (kaviyy ve emîn) olandır' tavsiyesi üzerine, Hz. Şuayb Mûsâ'ya sekiz veya on yıl davarlarına çobanlık yapması şartıyla kızını nikahlamıştır. Mûsâ (a.s.), risalet vazifesine hazırlanırken on yıl boyunca Hz. Şuayb'ın irfan mektebinde çobanlık yapmış, sabrı, teenniyi ve hilmi öğrenmiştir.
FASIL VII: Hz. Şuayb'ın Kabri ve Manevi Mirası
Tarih ve coğrafya kaynaklarında (Evliya Çelebi, İbn Sa'd, Taberî) nakledildiğine göre Hz. Şuayb (a.s.) ömrünün son yıllarını Mekke'de Kâbe civarında ibadetle geçirmiş ve Harem-i Şerîf sınırları içinde vefat etmiştir. Bir diğer meşhur rivayete göre ise Ürdün vadisinde Vâdi-i Şuayb mevkisinde medfundur.
Onun insanlığa bıraktığı ebedi miras; hitabette hakperestlik, ticarette mutlak dürüstlük, emeğe saygı, kul hakkından titreme ve kalp aynasını dünyevi menfaat paslarından arındırma ahlakıdır.