FASIL I: Semûd Kavmi ve Dağları Yontarak Ev Yapan Medeniyet

Hz. Sâlih'in (a.s.) kelimesinde tecellî eden hikmet Hikmet-i Fütûhiyyedir. Şam ile Hicaz arasındaki Hicr (Medâin-i Sâlih) bölgesinde yaşayan Semûd kavmi; dağları ve sarp kayaları ustalıkla yontarak korunaklı saraylar ve evler inşa eden ileri bir mimari medeniyetti (A'râf Sûresi 74. âyet).

Fakat onlar da selefleri Âd kavmi gibi şımarmış, putlara taparak zayıfları ezmeye başlamışlardır. Hz. Sâlih onları ıslaha ve adalete davet etmiştir.

FASIL II: Kayadan Çıkan Dişi Deve Mucizesi (Nâkatullâh)

Kavmi Hz. Sâlih'ten imkansız gördükleri bir mucize talep etti: Sert ve yekpare bir kayanın yarılıp içinden hamile, devasa bir kızıl tüylü dişi devenin çıkmasını istediler. Hz. Sâlih dua etti ve kaya yarılarak Nâkatullâh (Allah'ın Devesi) zuhûr etti (Şems Sûresi 13. âyet).

Bu mucizevi deve tek başına bütün bir kuyunun suyunu bir gün içer, ertesi gün ise bütün şehir halkına yetecek kadar bol ve şifalı süt verirdi. Cenâb-ı Hak suyu onlar ile deve arasında nöbetleştirdi (Şu'arâ Sûresi 155. âyet).

FASIL III: Devenin Kesilmesi ve Üç Günlük Mühlet

Aralarındaki en azgın 9 kişilik çete (başlarında Kudar b. Sâlif) deveyi pusuya düşürerek ayaklarını kesti ve katletti (Hûd Sûresi 65. âyet). Hz. Sâlih onlara üç gün mühlet verdi: 'Yurdunuzda üç gün daha yaşayın; bu yalanlanamayacak bir tehdittir!'

Birinci gün yüzleri sarardı, ikinci gün kızardı, üçüncü gün simsiyah oldu. Dördüncü günün sabahında gökten gelen korkunç bir sayha (ses dalgası / deprem) hepsinin kalbini patlatarak diz üstü çökmüş vaziyette helak etti (A'râf Sûresi 78. âyet).

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL IV: Nâkatullâh'ın Bâtınî Hikmeti ve 'Kaya' Metaforu

Tasavvufi tefsirde Hz. Sâlih'in devesi; ilahi rahmetin ve vahyin en sert, en katı kalplerden bile fışkırabileceğinin remzidir. Kaya; taşlaşmış ve kibirle katılaşmış insan kalbidir. Peygamberin nefesi ve duası o taşa ulaştığında, taştan nurani bir deve (hayat ve marifet sütü veren bereket) doğar. Devenin boğazlanması ise; insanın kendi içindeki ilahi nuru ve vicdanı şehvet ve dünya hırsı uğruna katletmesidir.

FASIL V: Semûd Kavminin Helakinden Alınacak Çağdaş İbretler

Semûd kavmi, teknoloji ve mimaride dağları delecek kadar ileri gitmiş; ancak ahlak ve maneviyatta çökmüştü. Kur'an-ı Kerim, medeniyetlerin beton ve taştan binalarla değil; adalet, merhamet ve ilahi sınırlara hürmetle ayakta durduğunu Semûd kıssasıyla bütün beşeriyete ihtar eder.

FASIL VI: Semûd Kavminin Taş Mimarisi ve Medâin-i Sâlih Arkeolojisi

Hicaz ile Tebük arasındaki dağlık ve sarp arazide yer alan Medâin-i Sâlih (Hicr bölgesi); UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan, devasa kumtaşı kayalarının içine saray ve mezar odaları şeklinde oyulmuş 130'u aşkın anıtsal yapıyı barındırır. Kur'an-ı Kerim'in 'Siz dağları ustalıkla yontup evler yapıyordunuz' (Şu'arâ 149) âyeti, modern jeo-arkeoloji tarafından harfiyen doğrulanmıştır. Semûd kavmi, rüzgar ve kum erozyonuna karşı kayaları hidrolik kanallar ve kündekâri benzeri geometrik cephelerle tahkim etmiş; fakat kalplerindeki manevi erozyonu durduramamıştır.

İbn Battûta ve Evliya Çelebi seyahatnamelerinde Hicr harabelerinden bahsederken; Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Tebük Seferi esnasında bu vadiden geçerken ashabına: 'Bu azaba uğramış kavmin yurdundan ağlayarak geçin, onların kuyusundan su içmeyin ve oraya yerleşmeyin!' emrini verdiğini naklederler. Zira mekanların da bir hafızası (biyomanyetik yükü) vardır ve lanetlenmiş mekanlar negatif rezonans taşır.

FASIL VII: Fütûhî Hikmetin Sâlikin Kalbindeki Zuhûru

Fütûh, 'fetih ve kapıların açılması' demektir. Sâlikin kalbinde Fütûhî hikmet tecellî ettiğinde; nefsani dağlar ve tabular yarılır, içinden ilahi marifet ve aşk devesi (hayat pınarı) çıkar. Arif kişi, halkın kınamasına aldırmadan Hakk'ın emanetini korur. Şayet nefsani arzular o ilahi nuru katletmeye kalkarsa, kalpte manevi helak ve kasvet sayhası kopar. Bu sebeple Fütûhî hikmet, kalpteki ilahi hediyelere hıyanet etmemeyi ve daima şükür üzere teyakkuzda olmayı talep eder.

FASIL VIII

Semûd Kavmi ve Kayadan Çıkan Dişi Deve (Nâkatullâh) Mucizesinin Kozmik Boyutu

Hicr bölgesinde kayaları oyup muhkem saraylar ve kaleler inşa eden Semûd kavmi, kaba maddeyi şekillendirme ve madenleri işleme kudretine malikti. Ancak bu mekanik üstünlük, onların kalp gözlerini köreltmiş ve taşlaşmış bir gurura sevk etmişti. Hz. Sâlih'ten (a.s.) akıllarınca imkânsız bir talepte bulundular: Sert, kuru ve cansız bir sarp kayadan gebe bir dişi devenin çıkmasını istediler.

وَيَا قَوْمِ هَٰذِهِ نَاقَةُ اللَّهِ لَكُمْ آيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرِيبٌ

"Ey kavmim! İşte size bir mûcize olarak Allah'ın dişi devesi! Bırakın onu, Allah'ın arzında otlasın. Ona bir kötülükle dokunmayın; yoksa sizi pek yakın bir azap yakalar!" (Hûd, 11/64)

İrfânî perspektifte bu mûcize, inorganik maddenin (cemâdât) bir anda biyolojik canlıya (hayevânât) dönüşmesidir. Hak Teâlâ'nın "Kün" (Ol!) emrinin atom altı seviyedeki kuantum sıçramasıdır. Devenin doğrudan "Nâkatullâh" (Allah'ın Devesi) olarak adlandırılması, onun bir beşer eliyle değil, doğrudan fıtratsız ve sebepsiz bir biçimde İlahî İrade matrisinden maddeleştiğini (materyalizasyon) gösterir.

Suyun nöbetleşe paylaşılması emri ise kozmik bir ekolojik mîzan dersidir: Bir gün su kuyusunun tamamını Nâkatullâh içiyor ve karşılığında bütün kavme yetecek şifalı süt akıtıyordu; diğer gün ise suyu kavim kullanıyordu. Semûd kavmi bu kutsal ritmi ve dengeli paylaşımı bozarak deveyi hunharca katletti (Akaru'n-Nâka); bu cinayet, onların ilahî rahmet ve fıtrat akdiyle olan bağlarını bütünüyle kopardı.

FASIL IX

Fusûs'taki 'Hikmet-i Fütûhiyye': Kalp Kayasının Yarılması ve Ledünnî Pınarların Fışkırması

İbnü'l-Arabî, Hz. Sâlih bahsini "Hikmet-i Fütûhiyye" (Fütûh / Açılış Hikmeti) olarak vazetmiştir. "Feth" ve "Fütûh", kapalı olanın yarılması, tıkanıklığın açılması ve gayb hazinelerinin birdenbire fışkırması demektir.

Bu hikmetin sâlikin iç dünyasındaki bâtınî yansıması şu merhalelerle tecelli eder:

  • Sert Kaya (el-Hacer): Dünyevî bağlar, kibir, katılık ve gafletle taşlaşmış beşerî kalptir. Âyette buyrulduğu gibi: "Sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha da katı oldu..." (Bakara, 2/74).
  • Kayadan Devenin Çıkışı (Fütûh): Zikrullâh ve riyâzet çekiciyle vurulan kalp kayasının birdenbire yarılması ve içinden "Nâka-i Rûhâniyye"nin, yani mârifetullah ve ilahî feyzin zuhûr etmesidir.
  • Sütün Fışkırması: Zahirî ilimlerin veremediği, doğrudan kalpten lisan pınarlarına dökülen ledünnî ilim ve hikmet sütüdür.

Semûd kavminin deveyi kesmesi ise sâlikin kalbinde doğan ilahî ilhamı (vâridât-ı ilâhiyyeyi) nefsânî arzular ve şüphe bıçağıyla boğazlaması anlamına gelir ki, bunun neticesi bâtınî bir helâk ve manevi ölümden ibarettir.

FASIL X

Sayha (Kozmik Ses Dalgası) Azabı ve İlahi Ses Frekanslarının Maddi Dokuya Tesiri

Semûd kavminin helâki, Kur'ân-ı Kerîm'de "es-Sayha" (Korkunç Çığlık / Rezonans Şoku) ve "er-Racfe" (Şiddetli Sarsıntı) tabirleriyle anlatılır. Hûd Sûresi 67. âyetinde şöyle buyrulur:

وَأَخَذَ الَّذِينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ

"Zulmedenleri o korkunç ses (Sayha) yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar (cansız yığıldılar)." (Hûd, 11/67)

Bu âyet-i celîle, sesin ve akustik dalgaların madde üzerindeki mutlak tahrip kudretini ortaya koyan muazzam bir fiziko-teolojik hakikattir. Sayha, melekût âleminden Hz. Cebrâîl'in (a.s.) üflediği öyle yüksek yoğunluklu bir infrasonik ve ultrasonik frekans dalgasıdır ki: