FASIL I: Subbûhî Hikmetin Anlamı ve Tenzih-Teşbih Metafiziği

Hz. Nûh'un (a.s.) kelimesinde tecellî eden hikmet Hikmet-i Subbûhiyyedir. 'Subbûh', Cenâb-ı Hakk'ın mahlukatın bütün noksan sıfatlarından, şekilden, cisimden ve benzerlikten münezzeh olduğunu ifade eden mutlak tenzih sıfatıdır.

İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-Hikem'de ortaya koyduğu en derin tahlillerden biri tenzih ve teşbih dengesidir. Nûh kavmi, putlara (Vedd, Süvâ', Yagûs, Ye'ûk ve Nesr) taparak Hakk'ı tamamen cisimleştirmiş, kör bir teşbih batağına saplanmıştı. Hz. Nûh (a.s.) ise onları mutlak tenzihe çağırmıştır. Ancak tevhitte kâmil olan yol; Hakk'ı tenzihte teşbihsiz, teşbihte tenzihsiz bırakmamaktır. Şûrâ Sûresi 11. âyet bu dengeyi vazeder: 'O'nun benzeri hiçbir şey yoktur (Tenzih); O, hakkıyla işiten ve hakkıyla görendir (Teşbih).'

FASIL II: 950 Yıllık Sabır ve Gece-Gündüz Tebliğ Mücadelesi

Ankebût Sûresi 14. âyette bildirildiği üzere Hz. Nûh, kavmi arasında 950 yıl kalmıştır. Nûh Sûresi'nde bu çetin mücadele şöyle anlatılır: 'Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece ve gündüz davet ettim. Fakat benim davetim onların kaçışını artırmaktan başka bir işe yaramadı. Ben onları Senin bağışlaman için her davet ettiğimde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.'

Bir asır değil, tam dokuz buçuk asır boyunca tek bir an dahi ümitsizliğe düşmeden hakkı haykırmak, peygamberlik azminin ve sabrının kâinattaki en muhteşem zirvesidir.

FASIL III: Cebrail'in Geometrisiyle Geminin İnşası (Sefîne-i Necât)

Kavmin inkârda direnmesi üzerine ilahi hüküm tecellî etmiş ve Hûd Sûresi 37. âyette: 'Gözlerimizin önünde ve vahyimiz doğrultusunda gemiyi yap! Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme, çünkü onlar muhakkak boğulacaklardır' emri verilmiştir.

Hz. Cebrâîl (a.s.), geminin tahtalarını, çivilerini ve üç katlı ilahi geometrisini Hz. Nûh'a öğretmiştir. Gemi karada, denize kilometrelerce uzakta inşa edilirken kavmin ileri gelenleri yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. Nûh (a.s.) ise: 'Bugün siz bizimle alay ediyorsanız, yarın da biz sizinle alay edeceğiz' diyerek ilahi adalete olan sarsılmaz güvenini ortaya koymuştur.

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL IV: Tufanın Kopuşu, Ken'an Kıssası ve Cûdî Dağı'na İntikal

Tendir fışkırdığında (Kamer Sûresi 11-12. âyetler: 'Biz de bardaktan boşanırcasına akan sularla gök kapılarını açtık ve yeri pınarlar halinde fışkırttık; sular takdir edilmiş bir emir üzere birleşti') yeryüzü devasa bir su ummanına dönüştü. Hz. Nûh her canlıdan birer çifti ve inanan az sayıdaki mümini gemiye aldı.

Oğlu Ken'an'a: 'Yavrucuğum! Bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!' diye seslendiğinde, oğlu: 'Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım' dedi. Nûh: 'Bugün Allah'ın merhamet ettiğinden başka O'nun emrinden koruyacak hiçbir sığınak yoktur' dedi ve aralarına bir dalga girerek Ken'an boğuldu (Hûd Sûresi 42-43). Bu hadise, kan bağının değil iman bağının hakiki kurtuluş olduğunu kıyamete kadar ilan etti.

Nihayet sular çekildi, göğe 'Suyunu tut!', yere 'Suyunu yut!' denildi ve gemi Cûdî Dağı üzerine oturdu (Hûd Sûresi 44. Âyet). Cûdî; cömertliğin, rahmetin ve selametin karargâhıdır.