FASIL I: Nûr-ı Muhammedî ve Hakîkat-i Muhammediyye Ontolojisi
İslam metafiziğinde ve tasavvuf ontolojisinde kâinatın varoluş sebebi Hakîkat-i Muhammediyyedir. Sahih rivayetlerde ve İbnü'l-Arabî'nin Şeceretü'l-Kevn (Varlık Ağacı) risalesinde izah edildiği üzere; Cenâb-ı Hak kendi zâtî muhabbetiyle kâinatı yaratmayı murad ettiğinde, ilk olarak Peygamberimiz'in (s.a.v.) nurunu kendi ilahi tecellîsinden yaratmıştır.
Câbir b. Abdullah'ın (r.a) rivayet ettiği meşhur hadiste Efendimiz şöyle buyurur: 'Yâ Câbir! Allah Teâlâ her şeyden evvel senin Peygamberinin nurunu yarattı. O nur ilahi kudret dairesinde dilediği gibi seyrederdi. O vakit ne Levh, ne Kalem, ne Cennet, ne Cehennem, ne melek, ne sema, ne arz, ne güneş, ne ay, ne cin ne de insan vardı...'
Hz. Âdem (a.s.) henüz çamur halindeyken bu nur Âdem'in alnına intikal etmiş, oradan pak peygamberler silsilesiyle Hz. İbrâhîm'e, Hz. İsmâîl'e ve Kureyş'in en asil kolu Hâşimoğulları'na kadar lekesiz olarak taşınmıştır.
FASIL II: Mekke Dönemi: Hilfü'l-Fudûl, Hira Halveti ve Vahyin Başlangıcı
Miladi 571 yılında Mekke'de Rebîülevvel ayının 12. gecesi seher vaktinde dünyayı şereflendiren Muhammed Mustafa (s.a.v.), henüz peygamberlik verilmeden evvel dahi Mekke müşrikleri tarafından el-Emîn (en güvenilir, asla yalan söylemeyen zat) olarak adlandırılırdı. Gençlik yıllarında haksızlıklara uğrayan mazlumları korumak için kurulan Hilfü'l-Fudûl (Erdemliler İttifakı) cemiyetine katılmış ve risaletten sonra da: 'İslam'da da böyle bir cemiyete çağrılsam yine katılırım' buyurmuştur.
Kırk yaşına yaklaştığında yalnızlık sevgisi kalbine ilham edilmiş, Nur Dağı'ndaki Hira mağarasında günlerce süren tefekkür ve taabbüd (ibadet) halvetlerine çekilmiştir. Miladi 610 yılı Ramazan ayının Kadir Gecesi'nde Cebrail (a.s.) gelerek ilk ilahi vahyi tebliğ etmiştir: 'Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alaktan (embriyodan) yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretti; insana bilmediğini öğretti' (Alak Sûresi, 1-5).
FASIL III: Hilye-i Şerîf ve Şemail-i Saadet: Fiziksel ve Ahlaki Tasvir
Hz. Ali (k.v.), Hasan b. Ali (r.a) ve Ümmü Ma'bed'in (r.ah) rivayetleriyle İslam sanatında en muazzam levhalara konu olan Hilye-i Saadet şöyledir:
"Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz; orta boylu, heybetli, mütebessim ve nurlu bir simaya sahipti. Yüzü ayın on dördü gibi parıldardı. Alnı geniş, kaşları hilal gibi kavisli ve gürdü; kaşlarının arasında öfkelendiğinde kabaran bir damar vardı. Gözleri iri ve simsiyah, kirpikleri uzun ve gölgeliydi. Yanakları düz ve pürüzsüz, burnu ince ve hafif kavisliydi.
Sakalı sık ve heybetliydi; ak saç ve sakal telleri yirmiyi geçmezdi. Dişleri inci gibi beyaz ve seyrekti; konuştuğunda dişlerinin arasından nur saçılır gibi olurdu. Boynu gümüş bir ibrik gibi saf ve parlaktı. Göğsü geniş, omuzlarının arası açıktı. İki kürek kemiği arasında peygamberlik mührü (Hâtemü'n-Nübüvve) yer alırdı.
Yürürken vakur ve kuvvetli adımlarla yürür, sanki yokuş aşağı iner gibi öne doğru meylederdi. Bir yere baktığında sadece başıyla değil, bütün vücuduyla dönerdi. Konuştuğu zaman tane tane konuşur, kelimeleri sayılabilirdi. Lüzumsuz konuşmaz, sükûtu uzun sürerdi. Asla şahsı için öfkelenmez, ancak Allah'ın hakkı çiğnendiğinde hiçbir kuvvet gazabının önünde duramazdı."
FASIL IV: İsrâ ve Mirac Mucizesi: Kâb-ı Kavseyn Vuslatı
Hüzün Yılı'nda (Hz. Hatice ve Ebû Tâlib'in vefatı sonrası) Cenâb-ı Hak habîbini teselli etmek ve mülk-melekût âlemlerini temaşa ettirmek için Mirac mucizesini lütfetmiştir. Bir gece Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya Burak ile götürülmüş (İsrâ); orada bütün peygamberlere imam olarak namaz kıldırmıştır.
Ardından yedi kat semayı aşmış; 1. semada Âdem, 2. semada Îsâ ve Yahyâ, 3. semada Yûsuf, 4. semada İdrîs, 5. semada Hârûn, 6. semada Mûsâ, 7. semada ise İbrâhîm (a.s) ile görüşmüştür. Sidretü'l-Müntehâ'ya ulaşıldığında Cebrail durmuş ve mahlukatın hududunu ikrar etmiştir. Efendimiz Refref ile yükselerek Kāb-ı Kavseyn ev Ednâ (İki yay aralığı veya daha yakın) makamında Cenâb-ı Hakk'ın bî-kem ve bî-keyf zâtî kelâmına mazhar olmuştur. Mirac'tan ümmetine üç büyük hediye getirmiştir: Beş vakit namaz, Bakara Sûresi'nin son iki âyeti (Âmene'r-Resûlü) ve şirk koşmayanların affedileceği müjdesi.
FASIL V: Medine Devleti ve Sulh Felsefesi: Hudeybiye'den Mekke Fethine
Hicret ile kurulan Medine İslam Devleti'nde Medine Sözleşmesi akdedilerek tarihin ilk çoğulcu anayasası yürürlüğe girmiştir. Müslümanlar, Yahudiler ve putperest kabileler ortak vatan savunmasında eşit vatandaş sayılmıştır.
Hudeybiye Barış Antlaşması, görünüşte ağır şartlar taşımasına rağmen Kur'an tarafından 'Feth-i Mübîn' (Apaçık bir Fetih) ilan edilmiştir (Fetih Sûresi, 1. Âyet). Sulh ortamında kalpler İslam'a akmış; iki yıl içinde kılıçsız olarak Mekke fethedilmiştir. Mekke'ye girerken devesinin üzerinde secde edercesine eğilmiş, kendisine 20 yıl boyunca işkence eden müşriklere Hz. Yûsuf'un kelâmıyla hitap etmiştir: 'Bugün size kınama yoktur! Gidiniz, hepiniz serbestsiniz!' Bu bağışlama, peygamberlik ahlakının zirvesidir.