FASIL I: Hz. Lokmân'ın Tarihi Hüviyeti ve Hikmetin Menşei

Kur'an-ı Kerim'de 31. sûreye mübarek ismi verilen Hz. Lokmân (a.s.), Şark ve İslam irfan atlasında tefekkür, basiret ve hikmetin ebedi remzidir. İbn Abbas, Katâde, Saîd b. el-Müseyyeb ve Mücâhid gibi tabiîn ve sahabe müfessirlerinin ekseriyetine göre Lokmân (a.s.) bir nebî değil; kendisine Cenâb-ı Hak tarafından bizzat Hikmet lütfedilmiş ulu bir velî, Hakîm ve kâmil bir mürşiddir.

Rivayetlerde Habeşistanlı veya Nûbyeli siyahi bir köle olduğu, bir köle iken kalbinin derin saflığı, doğruluktan kıl kadar sapmayan lisanı ve edebinin yüceliği sebebiyle ilahi lütfa mazhar kılınarak efendisi tarafından azat edildiği ve devrin hâkimleri meclisine reisi tayin edildiği nakledilir. Bu tarihsel gerçek, İslam'ın etnik soya değil, takva ve hikmete kıymet verdiğinin en parlak şahididir.

FASIL II: Hikmet Nedir? İlim, Amel ve Basiretin Tevhidi

Lokmân Sûresi 12. âyet-i kerîmede: 'Andolsun ki biz Lokmân'a: 'Allah'a şükret' diye hikmet verdik...' buyrulur. İmam Gazâlî ve Fahruddîn er-Râzî tefsirlerinde 'hikmet' kavramını şöyle tanımlarlar: Hikmet, nesnelerin ve hadiselerin hakikatini olduğu gibi idrak etmek (ilm-i yakin) ve bu idrake tam mutabık amel ve ahlak sergilemektir.

Hikmet kuru bir malumat birikimi değildir. Akıl ile kalbin, ilim ile amelin imtizacından doğan ledünnî bir basirettir. Hikmet sahibine verildiğinde o kişi az konuşur, çok tefekkür eder, her varlıkta ilahi kudretin izini müşahede eder ve sözü kalplere şifa olur.

FASIL III: Lokmân Hekim Ekolü: Tabiat Eczanesi ve Şifâ Metafiziği

İslam tıbbı tarihinde 'Lokmân Hekim' unvanıyla maruf olan Hz. Lokmân, tabiat kitabını okuyan ilk manevi hekimdir. Efsanevi menkıbelerde nakledildiğine göre kırda yürürken bitkiler, otlar ve madenler kendi lisan-ı halleriyle dile gelir; hangi organın derdine deva olduklarını, hangi hıltı (sevda, balgam, safra, kan) dengelediklerini haber verirlerdi.

Bu hakikat bâtında şudur: Madde âlemindeki her molekül ve hücre, Cenâb-ı Hakk'ın Eş-Şâfî, El-Hakîm ve El-Muhyî isimlerinin tecellîsiyle titreşir. Lokmâni tıp, hastalığı sadece bedensel bir arıza değil, ruh ile beden arasındaki kozmik ahengin bozulması olarak görür. Tedavi ise ruhu tövbe ve zikirle, bedeni ise temiz ve mutedil gıdalarla dengelemektir.

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL IV: Lokmân Sûresi'ndeki Nebevî Nasihatlerin Pedagojik ve Bâtınî Tahlili

Lokmân Sûresi'nin 13-19. âyetleri arasında yer alan ve Hz. Lokmân'ın ciğerparesi olan oğluna hitaben irad ettiği öğütler, insan nefsinin terbiyesinde eşsiz bir mertebeler silsilesidir:

  1. Tevhid ve Şirkin İptali (13. Âyet): 'Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma. Çünkü şirk muhakkak pek büyük bir zulümdür.' Kalpte Allah'tan başka mutlak tesir sahibi görmek, insanın kendi varlık aslına yaptığı en büyük haksızlıktır.
  2. Hardal Tanesi ve Kuantum İdrak (16. Âyet): 'Yavrucuğum! Yaptığın iyilik veya kötülük bir hardal tanesi ağırlığında olsa, bir kayanın içinde, göklerde veya yerin derinliklerinde bulunsa bile Allah onu getirir. Şüphesiz Allah Latîf'tir, Habîr'dir.' En sübtil atom altı parçacıkların ve gizli kalbî düşüncelerin ilahi kayıt altında olduğunu bildiren sarsıcı bir murakabe dersidir.
  3. Namaz, Davet ve Sabır Zırhı (17. Âyet): 'Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten nehyet ve başına gelen musibetlere sabret...' Namaz dikey irtibat, iyiliği emretmek yatay irtibat, sabır ise bu yolda karşılaşılacak engellere karşı çelikten zırhtır.
  4. Kibrin İptali ve Yürüyüş Estetiği (18-19. Âyet): 'İnsanlara yanağını büküp gururlanma ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme... Yürüyüşünde mutedil ol, sesini alçalt; zira seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.' Beden dili ve ses tonu, kalbin kibrini veya tevazuunu ifşa eden aynadır.

FASIL V: Lokmâni Hikmetin Asrımıza Mesajı

Materyalizmin ve kibrin insanlığı ifsad ettiği modern çağda Lokmân (a.s.); bize tevazuyu, tabiatla barışık yaşamayı, hardal tanesi kadar amellerin dahi boşa gitmeyeceği şuuruyla yaşamayı ve kalbimizi şirk mikroplarından arındırarak hakiki şifaya kavuşmayı fısıldamaktadır.

FASIL VI: Lokmân'ın Oğluna Vasiyeti: Tevhid, Anne-Baba Hakkı ve Namaz

Kur'an-ı Kerim Lokmân Sûresi'nde, Hz. Lokmân'ın oğluna nasihat ederken kullandığı o müşfik üslubu ebedileştirir: 'Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma; çünkü şirk muhakkak ki pek büyük bir zulümdür' (Lokmân, 13).

Lokmân (a.s.) evvela itikadın omurgası olan tevhidi sağlamlaştırır; ardından anne ve babaya şükranı, onlara hürmeti emreder. 'Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış ve başına gelenlere sabret. Çünkü bunlar azmedilmeye değer işlerdendir' (Lokmân, 17). Bu pedagojik sıralama; sağlam akide, ahlaki sebat ve sabır terbiyesinin kâmil bir özetidir.

FASIL VII: Hardal Tanesi Metaforu: İlahi Murakabe ve Kuantum Adaleti

Hz. Lokmân'ın en sarsıcı hikmetlerinden biri amellerin zerre kadar kaybolmayacağı bilincidir:

'Yavrucuğum! Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, bir kayanın içinde yahut göklerde veya yerin dibinde bulunsa bile, Allah onu muhakkak getirir. Şüphesiz Allah en ince sırları bilendir, her şeyden haberdardır.' (Lokmân, 16)

Bu âyet, insan vicdanına en yüksek murakabe şuurunu eker. Kimsenin görmediği izbe bir köşede veya karanlık bir kayanın kovuğunda dahi olsa; iyi ya da kötü her eylemin, her niyetin ilahi kozmik sicilde kayıtlı olduğu gerçeği, nefsin azgınlığını dizginleyen en büyük kalkandır.

FASIL VIII: Kibir ve Böbürlenmenin İlacı: Yeryüzünde Tevazu ile Yürümek

Lokmân (a.s.) cemiyet ahlakını da hikmetle tanzim eder: 'İnsanlara yanağını büküp gururlanma ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zira Allah kendini beğenip övünen kimseleri sevmez' (Lokmân, 18).

Ardından ses tonunun dengesine dikkat çeker: 'Yürüyüşünde mutedil ol, sesini de kıs! Çünkü seslerin en çirkini elbette merkeplerin sesidir' (Lokmân, 19). Yüksek sesle bağırıp çağırmak gücün değil, zayıflığın ve nobranlığın alametidir. Hikmet ehli vakarla yürür, tatlı dille hitap eder, edebiyle etrafına nûr saçar.

FASIL IX: Dil ve Kalp Hikmeti: İki Et Parçasının Sırrı

Rivayet edilir ki efendisi bir gün Lokmân'a: 'Bir koyun kes ve bana en temiz iki parçasını getir' demiştir. Lokmân koyunu kesmiş, dilini ve kalbini getirmiştir. Birkaç gün sonra efendisi: 'Şimdi de bir koyun kes ve bana en murdar, en fena iki parçasını getir' dediğinde Lokmân yine koyunun dilini ve kalbini getirmiştir.

Efendisi hayretle sebebini sorunca Lokmân (a.s.) şu cevabı vermiştir: 'Eğer temiz ve selim olurlarsa bu ikisinden daha güzeli yoktur; lakin fesada uğrar ve bozulurlarsa bu ikisinden daha şerlisi ve murdarı bulunmaz!' Bu hikmet, kalbin tasfiyesi ile dilin muhafazasının bütün ahlaki nizamın çekirdeği olduğunu gösterir.

FASIL X: Ölümsüzlük Otu Efsanesi ve Hakiki Hayatın Sırrı

Halk muhayyilesinde Lokmân Hekim'in ölümsüzlük iksirini (âb-ı hayât) bulduğu, ancak Ceyhan Köprüsü'nden geçerken Cebrail'in kanadıyla veya ilahi bir rüzgârla o ilacın nehre düşüp kaybolduğu anlatılır.

Arifler bu menkıbeyi bâtınî olarak şöyle şerh ederler: Fâni bedenin ölümsüzlüğü mümkün değildir ve ilahi takdire aykırıdır; zira her nefis ölümü tadacaktır. Lokmân'ın bulduğu hakiki ölümsüzlük iksiri; marifetullah (Allah'ı bilmek), hikmet ve ihlastır. Beden toprak olsa bile, geride hikmetli ameller ve nurlu bir isim bırakan kâmil insanlar melekût âleminde ebediyen diridir.

KÜLLİYAT-I HİKMET • İLÂHÎ TIP VE TEFSÎR-İ ŞERÎF

FASIL XI: Hikmet-i Lokmâniyye'nin Kur'anî Temelleri ve Lokman Sûresi Tefsiri

Kur'ân-ı Kerîm’in otuz birinci sûresine serlevha olan Hz. Lokman (a.s.), beşeriyet tarihinde salt bir hekim ya da tabip olarak değil; varlığın hakikatini, eşyanın illetlerini ve ilâhî nizâmın zerrelerindeki sırrı keşfeden bir "Hakîm" olarak tebcil edilmiştir. Lokman Sûresi 12. âyet-i kerîmede buyrulan:

«وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ»
"Andolsun ki biz Lokman'a: 'Allah'a şükret' diyerek hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye layıktır."

Fahreddîn er-Râzî’nin Mefâtîhu’l-Gayb tefsirinde ve İsmâil Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân’ında beyan olunduğu üzere buradaki "hikmet", yalnızca teorik ma'rifet (ilm-i nazarî) değil; o ma'rifetin sarsılmaz bir teslimiyetle ahlâka ve ameliyeye inkılâp etmesidir (ilm-i amelî). Hikmetin mukaddimesinin "şükür" olarak tayin edilmesi, şifânın kaynağının maddî terkiplerde değil, Nimet-i Mutlak olan Zât-ı Zülcelâl'de görülmesindendir. Nimetin mün'imden (nimet verenden) tecrid edilerek salt bir kimyasal reaksiyon telakki edilmesi cehalettir; hakîm ise illeti Müsebbibü'l-Esbâb'a bağlayan basiret ehlidir.

FASIL XII: Bitkilerin Dili ve Seslenişi: Lokman Hekim'in Nebâtât ile Mükâlemesi

Kadîm Şark rivayetlerinde ve tasavvufî tabakât metinlerinde zikredilen "Lokman’ın nebatat ile mükâlemesi", modern pozitivist aklın metafor zannettiği, hakikatte ise bâtınî keşf ve ontolojik idrak mertebesine işaret eden bir esrardır. İbnü'l-Arabî Fütûhât-ı Mekkiyye'sinde cemâdât ve nebâtâtın kendilerine mahsus bir lisanla Hâlık'ı tesbih ettiğini (İsrâ, 44) ve bu tesbih frekansına kalbî kulakları açılanların nebatatın havassına vâkıf olacağını izah eder.

Menkıbeye göre Hz. Lokman bir vadiye girdiğinde kökler, yapraklar ve çiçekler lisân-ı hâl ve rûhânî nutuk ile: "Ey Hakîm! Benim mizacım kâfûr gibi soğuk ve kurudur; melankoliye ve safra iltihabına devayım" yahut "Benim tabiatım sıcak ve yaştır; tıkanmış damarları açar, kanı tasfiye ederim" diyerek fıtratlarındaki şifâ şifrelerini ifşa ederlerdi. Bu mükâleme, kâinat kitabının "tekvinî âyetlerini" okuma makamıdır. Nebatattaki şifâ, moleküllerin ötesinde bir "emr-i ilâhî" taşıyıcılığıdır.