FASIL I: Tarihsel ve Kelâmî Arka Plan: İki Denizin Buluşma Noktası (Mecmau'l-Bahreyn)

Kur'ân-ı Kerîm'in Kehf Sûresi 60-82. âyet-i kerîmelerinde zikredilen Hz. Mûsâ (a.s.) ile 'kullarımızdan bir kul' (Hz. Hızır a.s.) arasındaki tarihi ve ruhanî yolculuk; beşerî idrak ile ilahi kader planı, zahir şeriat ile bâtın hakikati arasındaki ontolojik münasebetin en büyük Nebevî beyanıdır.

Sahîh-i Buhârî'de Ubeyy b. Ka'b'dan (r.a.) rivayet edilen hadis-i şerife göre; Hz. Mûsâ İsrailoğulları'na hitap ederken kavminden bir kişi: 'İnsanlar içinde en çok bilen kimdir?' diye sordu. Mûsâ (a.s.), ulü'l-azm bir peygamber olarak vahye mazhariyetine binaen: 'Benim' dedi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, ilmi mutlak manada Kendi Zâtı'na havale etmediği için Mûsâ'ya vahyetti: 'Hayır, iki denizin birleştiği yerde (Mecmau'l-Bahreyn) bulunan bir kulumuz vardır ki, o senden daha bilgilidir!'

Hz. Mûsâ: 'Rabbim, ona nasıl ulaşabilirim?' diye niyaz ettiğinde, azık sepetine tuzlu bir balık koyması ve balığın canlanıp denize sıçradığı yerin buluşma noktası olacağı vahyedildi. Genç yoldaşı Yûşa b. Nûn ile birlikte yola çıkan Mûsâ (a.s.), kayanın dibinde dinlenirken mucize vuku buldu; ölü balık dirilip denizde bir yarık açarak kayboldu. Bu hadise, ölü kalplerin dirilme pınarı olan Âb-ı Hayât'ın tecellîgahını simgeler.

FASIL II: İlm-i Ledünn Nedir? Kesbî ve Vehbî İlimler Hiyerarşisi

Kehf Sûresi 65. âyette buyrulur: 'Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik (Ve allemnâhu min ledunnâ ilmâ).' Bu âyette geçen 'min ledunnâ' (katımızdan / nezd-i ilahimizden) ibaresi, İslam tasavvuf ve irfan literatüründeki İlm-i Ledünn ıstılahının me'hazıdır.

İslam epistemolojisinde ilim iki ana kategoriye ayrılır:

  • 1. İlm-i Kesbî (Kazanılan İlim): Duyular, akıl yürütme, tecrübe, mantık, kitap mütalaası ve zahirî tahsil yoluyla elde edilen beşerî bilgilerdir. Fıkıh, lügat, tıp ve müspet fenler bu kabildendir. Hz. Mûsâ, şeriatın ve ahkâmın zahirinde ümmetin en büyük kesbî ve tebliğî otoritesiydi.
  • 2. İlm-i Vehbî / Ledünnî (Bağışlanan İlim): Hiçbir beşerî aracı, kitap veya hoca olmaksızın; kalbin riyazet, ihlas ve zikrullah ile arınması neticesinde doğrudan doğruya Levh-i Mahfuz'dan kalbe indirilen gaybî ve ledünnî tecellîlerdir. İlm-i Ledünn; eşyanın sebepler zincirindeki görüntüsünü değil, bizzat kaderin perde arkasındaki ilahi gaye ve neticelerini temaşa etme yeteneğidir.

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arabî Fütûhât-ı Mekkiyye'sinde buyurur: 'Hızır'ın ilmi, fiillerin başlangıcına değil; ezelde takdir edilmiş nihayetlerine ve neticelerine taalluk eden bir keşf-i zâtîdir.'

FASIL III: Üç Büyük Hadisenin Bâtınî Şerhi ve Esrârı

Hz. Hızır, yolculuğa başlarken Hz. Mûsâ'ya şu kesin şartı koşmuştur: 'Eğer bana tabi olacaksan, ben sana sırrını açıklamadıkça bana hiçbir şeyden soru sorma!' (Kehf 70). Ancak cereyan eden hadiseler zahirî şeriat terazisinde o kadar kabul edilemez görünüyordu ki, Mûsâ (a.s.) sabredememiştir:

1. Hadise: Fakirlerin Gemisinin Delinmesi

Kendilerini ücret talep etmeden nehirde taşıyan yoksul gemicilerin teknesini Hızır (a.s.) bir tahtasını sökerek delmiştir. Mûsâ (a.s.): 'İçindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok fena bir iş yaptın!' diye itiraz etti. Hızır'ın açıkladığı bâtınî hakikat şuydu: Nehrin ilerisinde zalim bir kral vardı ve sağlam olan bütün gemilere zorla el koyuyordu. Geminin hafif kusurlu hale getirilmesi, fakir ailelerin tek geçim kaynağının gasp edilmesini engellemiş ve gemiyi kurtarmıştır.

Manevi Ders: Bazen hayatımızda başımıza gelen ufak zararlar, kırılmalar ve musibetler; ileride bizi bekleyen çok daha büyük ve yıkıcı bir felaketten korunmamız için ilahi rahmetin perde arkasındaki müdahalesidir.

2. Hadise: Masum Görünen Çocuğun Öldürülmesi

Yolda rastladıkları bir çocuğu Hızır (a.s.) katletmiştir. Mûsâ (a.s.) dehşetle: 'Bir cana karşılık olmaksızın tertemiz bir cana mı kıydın? Doğrusu pek çirkin bir iş yaptın!' diyerek şiddetle karşı çıkmıştır. Hızır'ın açıkladığı hakikat: Çocuğun anne ve babası ihlaslı, salih müminlerdi. Çocuk ise fıtratında azgın bir küfür ve tuğyan tohumu taşıyordu; büyüdüğünde anne-babasını isyana, zulme ve şirke sürükleyecekti. Cenâb-ı Hak o çocuğu kabzederek hem anne-babayı küfre düşmekten korumuş, hem de onlara dünyada ve ahirette daha hayırlı, merhametli bir zürriyet nasip etmeyi murat etmiştir.

Manevi Ders: İnsan aklı hadiselerin sadece anlık fotoğrafını görür; kader ise ezelden ebede bütün filmi müşahede eder. Zahiren şer ve musibet gibi görünen ölüm veya kayıplar, bâtında büyük bir ilahi muhafaza ve ebedi kurtuluş vesilesi olabilir.

3. Hadise: Nankör Kasabadaki Duvarın Karşılıksız Tamiri

Kendilerini misafir etmeyen, bir lokma ekmek vermekten imtina eden cimri ve nankör bir kasabaya vardıklarında; Hızır (a.s.) yıkılmak üzere olan bir duvarı kendi elleriyle karşılıksız tamir etmiştir. Mûsâ (a.s.): 'İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın; karnımızı doyururduk' demiştir. Hızır'ın cevabı: 'İşte bu, seninle benim aramın ayrılmasıdır! Duvar, o şehirdeki iki yetim çocuğa aitti ve altında onlara ait bir hazine gömülüydü. Babaları ise salih bir adamdı. Rabbin diledi ki onlar rüşd çağına ersinler ve hazinelerini çıkarsınlar.'

Manevi Ders: Salih bir anne-babanın samimi ameli, ibadeti ve ahlakı; kendilerinden sonra gelen nesillerini koruyan görünmez bir manevi zırh ve bereket kaynağı haline gelir.