FASIL I: Hârûnî Hikmetin Mahiyeti ve Vezaret Mertebesi
İslam irfanında ve Muhyiddîn İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-Hikem adlı şaheserinin yirmi dördüncü faslında; Hz. Hârûn'un (a.s.) kelimesinde tecellî eden ilahi hikmet Hikmet-i İmamiyye (İmametî Hikmet) olarak tarif edilir. Hz. Mûsâ (a.s.) celâl ve hüküm tecellîsini temsil ederken, Hz. Hârûn (a.s.) cemâl, merhamet, hilm ve vezaret sırrının mektebidir.
Tâhâ Sûresi 29-32. âyet-i kerîmelerde Hz. Mûsâ'nın ilahi huzurda şöyle dua ettiği nakledilir: 'Bana ailemden bir vezir ver; kardeşim Hârûn'u! Onunla arkamı kuvvetlendir ve onu görevime ortak et ki, Seni çokça tesbih edelim ve Seni çokça analım.' Bu âyetler göstermektedir ki vezaret, hakiki bir manevi paydaşlık ve ilahi risaletin ağırlığını cemalî bir ahenkle omuzlama sanatıdır.
Hz. Hârûn'un lisanı fevkalade fasih, hitabeti gönülleri teshir edici ve sükûnet vericiydi. Kasas Sûresi 34. âyette Hz. Mûsâ: 'Kardeşim Hârûn'un dili benden daha açıktır; onu benimle beraber yardımcı olarak gönder' buyurarak kardeşinin kelamındaki nûrani fesahate dikkat çekmiştir.
FASIL II: Tûr-ı Sînâ Halveti ve Sâmirî'nin Altın Buzağı Fitnesi
Hz. Mûsâ (a.s.) Tûr Dağı'nda kırk günlük ilahi münacat ve halvet için kavminden ayrıldığında, yerine vekil ve imam olarak Hz. Hârûn'u bırakmış ve: 'Kavmimin içinde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yoluna uyma' (A'râf 142) demiştir. Ancak kavmin içinde gizlenen münafık Sâmirî, Mısır'dan kalan altın ziynetleri toplayarak rüzgâr estikçe böğüren bir buzağı heykeli dökmüş ve kavmi saptırmıştır.
Hz. Hârûn (a.s.) onları derhal ikaz etmiş: 'Ey kavmim! Siz bununla sadece imtihan edildiniz. Şüphesiz sizin Rabbiniz Rahmân'dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin!' (Tâhâ 90) diye haykırmıştır. Ancak kavim inatla ona karşı çıkmış, hatta onu öldürmeye kalkışmıştır.
FASIL III: İki Peygamberin Karşılaşması ve Merhametin Hilafeti
Hz. Mûsâ elinde Levhalarla gazap ve teessür içinde döndüğünde, manzaranın dehşeti karşısında Levhaları bırakmış ve kardeşi Hârûn'un saçından sakalından tutarak hesaba çekmiştir. Bu sahnede Hz. Hârûn'un cevabı, tasavvufi hilmin ve basiretin doruk noktasıdır:
'Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı tutma! Doğrusu ben senin: İsrailoğulları arasına ayrılık soktun, sözüme riayet etmedin demenden endişe ettim.' (Tâhâ 94)
İbnü'l-Arabî bu âyeti şerh ederken der ki: Hârûn (a.s.), kavmin buzağıya tapmasında dahi kâinattaki suretlerin hakiki faili olan Allah'ın vahdetine bakmış, ancak şirki onaylamamış; cematin tamamen parçalanmasını önlemek için Mûsâ'nın dönüşüne kadar teennî ile hareket etmiştir. Mûsâ (a.s.) gerçeği anlayınca Rabbine sığınarak: 'Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine dahil et; Sen merhametlilerin en merhametlisisin' (A'râf 151) diye niyaz etmiştir.
FASIL IV: İmamet ve Cemaat Ruhunun Manevi Esasları
Hz. Hârûn'un hayatı, cemiyet idaresinde ve irşad vazifesinde bulunan mürşitler ve idareciler için şu evrensel düsturları vazeder:
- Fasih ve Yumuşak Kelam (Kavl-i Leyyin): Hakikati tebliğ ederken kırıcı değil, kalpleri teshir eden hikmetli üslup benimsenmelidir.
- Ayrılıktan Sakınma (Tevhid-i Kelime): Hak namına dahi olsa cemati parçalayacak fevri çıkışlar yerine, hikmetle zamana yayarak ıslah yolunu tercih etmek.
- Celâl ile Cemâlin Dengesi: Mûsâ'nın celâdeti ile Hârûn'un hilmi birleştiğinde ilahi risalet kemâle ermiştir.