FASIL I: Âdem (a.s.) Yaratılışının Kozmolojik ve Metafizik Hikmeti

İslam ontolojisinde ve İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-Hikem adlı şaheserinin ilk faslında; Hz. Âdem'in (a.s.) yaratılışı kâinat aynasının cilalanması olarak tarif edilir. Cenâb-ı Hak, kendi isim ve sıfatlarının kemâlâtını müşâhede etmek üzere kâinatı yaratmıştı; ancak kâinat henüz ruhu olmayan bir ceset, cilalanmamış karanlık bir ayna gibiydi. Âdem'in (a.s.) yaratılışıyla bu ayna cilalanmış ve ilahi tecellîler onda kemâliyle görünür olmuştur.

Hadis-i şerifte rivayet edildiği üzere: 'Allah Âdem'i Kendi sûreti üzere yarattı' buyrulur. Buradaki 'sûret', maddedeki fiziki benzerlik değil; Cenâb-ı Hakk'ın Esmâ-i Hüsnâ'sının manevi ve ahlaki tecellîlerinin insanda cem olması demektir. İnsan, mikro-kozmos (küçük evren) olarak makro-kozmosun (büyük kâinatın) fihristi hükmündedir. Yeryüzünde Allah'ın halifesi olması, bütün ilahi isimlerin sırlarını kendi bâtınında taşımasından kaynaklanır.

FASIL II: 'Bütün İsimleri Öğretti' (Ve Alleme Âdeme'l-Esmâe Küllehâ) Hakikati

Bakara Sûresi 31. âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: 'Ve Âdem'e bütün isimleri (esmâyı) öğretti. Sonra onları meleklere gösterip: 'Eğer doğru sözlü iseniz bunların isimlerini bana haber verin' dedi.' Melekler ise acziyetlerini itiraf ederek: 'Seni tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir ilmimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen ve her hükmü hikmetli olan ancak Sensin' dediler.

Tefsir, kelâm ve Havas ulemasına göre buradaki 'esmâ' (isimler); yalnızca eşyanın isimleri değil; atomlardan yıldızlara, melekûtî boyutlardan manevi kanunlara kadar kâinattaki bütün ilimlerin, fizik ve metafizik prensiplerin kodlarıdır. Melekler yalnızca kendi memuriyetlerine ait isimleri bilirken (Cebrâîl ilim ve vahiy esmâsını, Mîkâîl rızık esmâsını, Azrâîl kabz esmâsını); Hz. Âdem'e kâinattaki 99 Esmâ'nın ve sonsuz türevlerinin tamamı kodlanmıştır. Bu sebeple melekler insana muallim değil, insan meleklere muallim kılınmıştır.

FASIL III: Meleklerin Secdesi ve İblis'in Materyalist Kibri

Cenâb-ı Hak meleklere: 'Âdem'e secde edin!' emrini verdiğinde, bu secde bir ibadet secdesi değil; Âdem'in kalbinde tecellî eden ilahi nuru selamlama (tahiyyet) ve hilafeti ikrar secdesiydi. Bütün melekler tereddütsüz secde ederken, cin taifesinden olan İblis: 'Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın' diyerek kibre kapıldı ve rahmet-i ilahiyyeden ebediyen kovuldu.

İblis'in sapkınlığı, maddenin zahirine (toprağa) takılıp kalmasıydı. O, toprağın kesafetine baktı; ancak o toprağın içine bizzat Cenâb-ı Hakk'ın kendi rûhundan üflediği ilahi nefhadan (Hicr Sûresi, 29. Âyet: 'Ona şekil verip rûhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın') ve esmâ ilminden tamamen gafil kaldı. Bu hadise, kıyamete kadar hakikati kaba maddeye indirgeyen materyalist akıl ile manayı ve rûhu gören basiret arasındaki ezeli çatışmanın arketipidir.

[ Google AdSense - İlgili Külliyat Reklam Alanı 1 ]

FASIL IV: Cennet Hayatı, Yasak Ağaç ve Hubût-ı Âdem (Yeryüzüne İniş)

Hz. Âdem ve zevcesi Hz. Havva, cennette ilahi nimetler içinde yaşarken kendilerine yalnızca bir ağaca yaklaşmamaları emredildi. İblis vesvese vererek: 'Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olmayasınız veya ebedi kalanlardan olmayasınız diye yasakladı' diyerek yalan yere yemin etti (A'râf Sûresi 20-21). Ağaçtan tatmaları üzerine mahremiyetleri açığa çıktı ve yeryüzüne iniş (hubût) emri tecellî etti.

Tasavvufi tefsirlerde bu iniş bir ceza veya sukût değil; insanın halifelik potansiyelini imtihan sahasında fiile dökmesi için ezelde takdir edilmiş ilahi bir plandır. Şayet cennette kalsaydı, esmâ-i hüsnânın kahır, lütuf, sabır, mağfiret ve cihad gibi tecellîleri zuhur edemezdi. Yeryüzü, esmâ aynasının açıldığı kozmik mekteptir.

FASIL V: Tevbe Kelimeleri ve Arş-ı A'zam'daki Nûr-ı Muhammedî Şefaati

Hz. Âdem, hatasını anladığında İblis gibi mazeret üretmemiş veya isyana sapmamıştır. Derhal derin bir hicapla istiğfara sarılmıştır. Bakara Sûresi 37. âyette: 'Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı ve tevbe etti. Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olandır' buyrulur.

Hâkim'in el-Müstedrek'inde rivayet edilen ve İmam Süyûtî'nin Hasâisü'l-Kübrâ'da zikrettiği sahih rivayette; Hz. Âdem yeryüzünde ağlayıp niyaz ederken: 'Yâ Rabbi! Muhammed (s.a.v.) hakkı için beni bağışla' demiştir. Allah Teâlâ: 'Henüz yaratmadığım halde sen Muhammed'i nereden bildin?' buyurunca, Âdem (a.s.): 'Yâ Rabbi! Beni yarattığında başımı Arş'a kaldırdım. Arş'ın sütunlarında 'Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh' yazısını gördüm. Anladım ki Sen Kendi isminin yanına ancak mahlukatın en sevgilisinin ismini yazarsın' demiştir. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak: 'Doğru söyledin ey Âdem, onu vesile kıldığın için seni bağışladım' buyurmuştur.

FASIL VI: Âdemi Hikmetin Günümüz İnsanına Manevi ve Ruhsal Mirası

Âdemi hakikat bize beşeriyetin asaletini hatırlatır. İnsan bu dünyaya tesadüfen savrulmuş biyolojik bir organizma değildir. Her insanın özünde ilahi bir nefha, 99 Esmâ'nın çekirdeği ve hilafet vazifesi saklıdır. Kalbini günah kirlerinden ve nefis gafletinden arındıran mümin, Âdemî aslına rücû ederek meleklerin dahi hayran kaldığı esmâ basiretine mazhar olur.