Zekeriyyâ el-Kazvînî: Âsârü'l-Bilâd ve Ahbârü'l-İbâd, Yedi İklim, Şehirler ve Medeniyet Ontolojisi Külliyâtı
İklim Kuşakları, Şehirlerin Tabiî ve Ruhânî Hususiyetleri, Şifalı Sular, Madenler ve Kadim Mabetler
FASIL I: Zekeriyyâ el-Kazvînî'nin Hayatı, Kadılık Makamı ve Ansiklopedist Vizyonu
İslâm ortaçağının en seçkin kozmograf ve coğrafyacılarından biri olan Ebû Yahyâ Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî (1203-1283), İran'ın Kazvin şehrinde doğmuş, ilim tahsili için Bağdat ve Dımaşk gibi merkezlere seyahat etmiştir. Abbâsî hilâfetinin son devirlerinde Hille ve Vâsıt kadılığı vazifelerinde bulunmuş; Moğolların Bağdat'ı istilasından sonra kendisini tamamen ilme, kâinat araştırmalarına ve telifata adamıştır. Kazvînî, kâinatı gökler ve yer olmak üzere iki büyük kubbe altında temaşa etmiş; göksel âlemi ve tabiat harikalarını meşhur 'Acâibü'l-Mahlûkât'ında, yeryüzünün şehirlerini, dağlarını, sularını ve insan topluluklarını ise 'Âsârü'l-Bilâd ve Ahbârü'l-İbâd' adlı şaheserinde ebedîleştirmiştir.
FASIL II: Âsârü'l-Bilâd'ın Metodolojisi: Yedi İklim Düzeni ve Coğrafî Taksimat
Kazvînî, Âsârü'l-Bilâd'da (Beldelerin Eserleri ve Kulların Haberleri) İslâm coğrafya geleneğinin en gelişmiş tasnif biçimi olan 'Yedi İklim' (Ekalîm-i Seb'a) sistemini benimsemiştir. Ekvatordan kuzey kutbuna kadar meskûn (insanların yaşadığı) dünyayı yedi enlem kuşağına bölmüş; her bir iklim kuşağı içindeki beldeleri, şehirleri, adaları ve kaleleri alfabetik sıra ile ele almıştır. Bu sistematik yaklaşım, okuyucunun aradığı şehri ve o şehrin coğrafî özelliklerini kolayca bulmasını sağlamış; Ortaçağ İslâm dünyasının en düzenli coğrafya ansiklopedisini vücuda getirmiştir.
FASIL III: İklim Kuşaklarının İnsan Biyolojisi, Mizacı ve Ahlâkı Üzerindeki Tesiri
Kazvînî'nin coğrafya felsefesinin temelinde, güneş ışınlarının düşme açısı ve iklim şartlarının insan bedenini ve ruhunu şekillendirdiği kabulü yatar. Birinci ve ikinci iklimde (aşırı sıcak bölgeler) yaşayan insanların kanının kaynaması sebebiyle ten renklerinin siyaha çaldığını, mizaçlarının hararetli ve heyecanlı olduğunu; altıncı ve yedinci iklimde (aşırı soğuk kuzey) ise rutubet ve soğukluk sebebiyle tenlerin beyaz, saçların sarı ve mizaçların durgun olduğunu belirtir. En mutedil, adaletli, zihnî melekeleri ve ahlâkî faziletleri en dengeli insanların ise 'Dördüncü İklim'de (Akdeniz, Mezopotamya ve Horasan havzası) yetiştiğini savunarak İbn Sînâ tıbbı ile coğrafyayı mezcetmiştir.
FASIL IV: Şehirlerin Ruhânî ve Tabiî Özellikleri: Binalar, Rüzgârlar ve Toprak
Âsârü'l-Bilâd'da şehirler sadece taş ve harçtan ibaret mekanlar olarak değil; kendilerine has havası, suyu, rüzgârı ve manevî aurası olan canlı organizmalar gibi tasvir edilir. Mekke-i Mükerreme'nin Kâbe sebebiyle yeryüzünün göbeği ve nûr merkezi olduğunu; Medîne-i Münevvere'nin toprağındaki şifayı; Bağdat'ın Dicle nehriyle bereketlenen ilim meclislerini; İskenderiye'nin deniz feneri ve kadim sütunlarını; Isfahan'ın kuru havasının cesetleri ve tahılları çürütmeyen tabiî mucizesini hayranlık uyandıran detaylarla anlatır.
FASIL V: Kadim Medeniyetlerin Mirası, Harabeler ve Mabetler
Kazvînî derin bir arkeolojik ve tarihî merakla kadim uygarlıkların izlerini sürer. Mısır ehramlarının (piramitler) hendesî yapısını, üzerindeki hiyeroglif yazıtları, Babil'in asma bahçelerini, Persepolis harabelerini ve Palmira mabetlerini belgeler. Bu yapıların arkasındaki matematiksel ve mimarî dehadan övgüyle bahsederken; bir yandan da Kur'ân-ı Kerîm'in 'Yeryüzünde gezin de öncekilerin akıbetinin ne olduğuna bakın' emri mucibince dünyevî ihtişamın faniliğine ve ilâhî adaletin tecellîsine dikkat çeker.
FASIL VI: Şifalı Sular, Kaplıcalar, Mağaralar ve Jeolojik Harikalar
Eserde yeryüzünün jeolojik ve hidrolojik fenomenlerine geniş yer verilir. Kükürtlü ve mineralli kaplıcaların hangi romatizmal ve cildiye hastalıklarına iyi geldiğini; zehirli gaz çıkaran mağaraları, petrol ve zift sızıntılarını, alev alan tabii gaz kaynaklarını (Azerbaycan'daki ebedî ateşleri) bilimsel bir merakla inceler. Pamukkale travertenleri benzeri taşlaşan su pınarlarını ve yeraltı nehirlerini bizzat seyyahlardan ve güvenilir tacirlerden dinlediği rivayetlerle kaydeder.
FASIL VII: Madenler, Kıymetli Taşlar ve Jeolojik Zenginlikler
Kazvînî, şehirleri anlatırken o bölgeden çıkarılan kıymetli taşları ve madenleri tek tek belirtir. Nişabur'un firuzesi, Bedahşan'ın lâli (yakut), Seylan'ın safiri, Yemen'in akiği, Basra Körfezi'nin incileri ve Anadolu'nun bakır yatakları hakkında detaylı bilgiler verir. Bu madenlerin nasıl teşekkül ettiğini, tabiattaki hararet ve soğukluk dengelerinin cevherler üzerindeki tesirini madenbilimsel (mineralojik) bir vukufiyetle izah eder.
FASIL VIII: Ulemâ, Evliyâ ve Hükümdarların Biyografik Tarihi
Âsârü'l-Bilâd'ı kuru bir coğrafya kitabından ayıran en mühim vasıf, şehirlerin yetiştirdiği büyük şahsiyetlerin biyografilerini içermesidir. Her şehrin maddesinde o beldede doğmuş veya medfun bulunan peygamberler, sahabeler, evliyâullah, fakihler, tabipler, şairler ve astronomlar zikredilir. Böylece coğrafya ile tarih, mekan ile insan hafızası mükemmel bir terkip oluşturur. Bir beldeyi kıymetli kılan şeyin taşları değil, orada yetişen erdemli insanlar olduğu fikri işlenir.
FASIL IX: Garip Olaylar, Efsaneler ve Tabiattaki Harikalar (Acâyib)
Kazvînî'nin üslubunda dönemin popüler 'Acâyib ve Garâyib' türünün izleri görülür. Tılsımlı heykeller, ses çıkaran dağlar, geceleri parlayan bitkiler gibi halk muhayyilesinde yaşayan anlatılara da yer verir. Ancak bunları körü körüne bir hurafe olarak değil; ilâhî kudretin sınırsızlığını ve tabiat kanunlarının insanın sınırlı aklıyla henüz tam kavranamamış gizemli boyutlarını göstermek üzere nakleder.
FASIL X: Âsârü'l-Bilâd'ın Coğrafya ve Medeniyet Tarihindeki Kalıcı Değeri
Zekeriyyâ el-Kazvînî'nin Âsârü'l-Bilâd'ı, Ortaçağ İslâm dünyasının şehir dokusunu, iktisadî hayatını ve kültürel zenginliğini günümüze taşıyan en kıymetli hazinelerden biridir. Eser, daha sonraki asırlarda İbn Battûta, Evliyâ Çelebi ve Kâtib Çelebi gibi seyyah ve coğrafyacılara ilham kaynağı olmuştur. Şehirleri fizikî mekanları aşan bir ruh ve medeniyet aynası olarak ele alan Kazvînî'nin vizyonu, tarihî coğrafya ve şehircilik felsefesinde aşılamamış bir abide olarak durmaktadır.