Üsâme bin Münkız: Kitâbü'l-İ'tibâr, İbret Felsefesi, Haçlı Seferleri Antropolojisi ve Kader Metafiziği Külliyâtı
Şeyzer Kalesi Emîrinin Kaleminden İbretler Kitabı, Şövalyelik Ruhu, Frenklerin Tabiatı, Ecel ve Tevekkül Akidesi, Haçlı Savaşları Antropolojisi ve Şark İrfanı Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Üsâme b. Münkız'ın Hayatı, Şeyzer Emîrliği ve Haçlı Seferleri Döneminde Bir Şövalye ve Edîbin Portresi
On ikinci asrın en özgün ve nev-i şahsına münhasır simalarından biri olan Mecdüddîn Ebü'l-Muzaffer Üsâme b. Mürşid b. Ali b. Münkız el-Kinânî (1095-1188), Âsî nehri kıyısındaki sarp Şeyzer Kalesi'nde Benî Münkız emîr ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Onun doğduğu 1095 yılı, aynı zamanda Papa II. Urbanus'un Clermont Konsili'nde Birinci Haçlı Seferi'ni ilan ettiği tarihtir. Böylece Üsâme'nin neredeyse bir asra yaklaşan (93 yıllık) uzun ve fırtınalı ömrü, Haçlıların Şam, Kudüs ve Antakya havalisine yerleşmesi, İslâm dünyasının ilk şoku atlatıp İmâdüddin Zengî, Nûreddin Mahmûd Zengî ve nihayetinde Selâhaddîn-i Eyyûbî önderliğinde başlattığı büyük cihat ve toparlanma süreciyle birebir örtüşmüştür. Üsâme sadece kılıç sallayan bir savaşçı değil; devrinin en büyük dilcilerinden ders almış, şiir divanı tertip etmiş, edebiyat, tefsir, hadis ve avcılık ilimlerinde derinleşmiş kâmil bir edîp, nâsir ve diplomattır. Hayatı Şeyzer'den Dımaşk'a, Mısır Fâtımî sarayından Musul Atabegliği'ne ve Diyarbekir Artuklu topraklarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada türlü siyasi entrikaların, meydan muharebelerinin ve saray sürgünlerinin içinde geçmiştir.
FASIL II: Kitâbü'l-İ'tibâr'ın Telif Sebebi, Nüsha Keşfi (Derenbourg) ve İslâm Edebiyatında Hatırat Türünün Öncülüğü
Üsâme bin Münkız'ın dünya kültür mirasına bıraktığı en parlak şaheser olan Kitâbü'l-İ'tibâr (İbretler Kitabı), klasik İslâm edebiyatında son derece nadir rastlanan otobiyografik / hatırat türünün en eski ve en canlı numunelerindendir. Üsâme bu eseri hayatının son demlerinde, doksan yaşını aşmış bir pir-i fâni iken Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin teşviki ve himayesinde Dımaşk'ta dikte ettirmiştir. Eser asırlar boyu kayıp sanılmış, nihayetinde 1880 yılında Şarkiyatçı Hartwig Derenbourg tarafından Madrid yakınlarındaki El Escorial Kraliyet Kütüphanesi'nde tek bir yazma nüsha halinde tesadüfen keşfedilmiştir. Kitâbü'l-İ'tibâr, resmi tarih kroniklerinin soğuk ve kuru anlatımından tamamen farklı olarak; savaş meydanlarının tozunu, yaraların sızısını, dost meclislerinin sıcaklığını, saray dedikodularını ve insan psikolojisinin en derin kıvrımlarını birinci tekil şahsın ağzından, akıcı, samimi ve nükteli bir dille gözler önüne serer.
FASIL III: Ecel ve Kader Metafiziği: 'Savaş ve Tehlike Eceli Öne Almaz, Korkaklık Ömrü Uzatmaz' Akidesi
Kitâbü'l-İ'tibâr'ın bütün sayfalarına sinen ana metafizik fikir ve eserin varlık sebebi, 'İlâhî Takdir ve Ecel' inancıdır. Üsâme, kitabın başında ve her hadisenin nihayetinde ısrarla şu hakikati haykırır: İnsanın ölümü ne kılıç darbelerine, ne mızrak saplanmalarına, ne yırtıcı hayvanların pençesine bağlıdır; ölüm ancak ve ancak Allah'ın ezelde tayin ettiği ecel vakti geldiğinde vuku bulur. Yüzlerce cenge katılan, miğferi parçalanan, zırhı delinen, kılıç darbeleriyle göğsü yarılan fakat doksan yılı aşkın bir ömür sürüp nihayetinde yatağında can veren Üsâme, kendi hayatını bu akaidin canlı bir bürhanı olarak takdim eder. O, nice muharebelerde en ön safta savaşıp sağ çıkan yiğitleri; buna mukabil evinin damından düşüp ölen veya küçücük bir çıbandan telef olan korkakları anlatarak insanı vehimlerden kurtarır: Cesaret eceli yaklaştırmaz, korkaklık da ömrü bir saniye uzatmaz.
FASIL IV: Frenklerin (Haçlıların) Antropolojisi: Tıbbî Uygulamalar, Hukuk Anlayışı, Cesaret ve Kaba Huylar Üzerine Gözlemler
Üsâme'nin eseri, modern tarihçiler ve sosyologlar için 12. yüzyıl Haçlı (Frenk) toplumunun gündelik hayatına, zihniyet dünyasına ve psikolojisine dair İslâm dünyasından kaleme alınmış en paha biçilmez antropolojik kaynaktır. Üsâme, Frenkleri 'hayvanlar gibi cesur fakat akıl ve basiretten nasipsiz bir kavim' olarak tasvir eder. Eserdeki meşhur anekdotlar Doğu ile Batı tıbbı ve hukuku arasındaki derin uçurumu çarpıcı bir şekilde resmeder: Üsâme'nin amcasının talebiyle Frenklerin Muneytıra kalesine gönderilen Hristiyan Arap hekim Sâbit'in hikâyesi buna en canlı örnektir. Hekim Sâbit, ayağında apse çıkan bir Frenk şövalyesini merhem ve perhizle iyileştirmek üzereyken gelen bir Frenk hekiminin 'Yaşa mı istersin ölmek mi?' diyerek hastanın bacağını baltayla kestirmesi ve kemik iliği fışkıran şövalyenin anında can vermesi; akıl hastası bir kadının kafasını haç şeklinde kazıyıp beynine tuz dökerek kadını öldürmeleri gibi sahneler, dönemin Avrupa tıp anlayışının ilkelliğini ibretle ortaya koyar.
FASIL V: İbret (İ'tibâr) Felsefesi: Tarihsel Hadiselerden Manevî Dersler Çıkarma ve Basiret Mektebi
Kitabın adına da nakşedilen 'İ'tibâr' kavramı, Kur'ân-ı Kerîm'deki 'Fa'tebirû yâ üli'l-ebsâr' (Ey basiret sahipleri, ibret alın!) emr-i ilâhîsinden kaynaklanır. İ'tibâr; bir hadisenin zâhirî kabuğunu yarıp bâtınındaki ilâhî hikmete, sebep-sonuç bağının ötesindeki kaderî cilveye intikal etmektir. Üsâme için tarih ve hâtırat, kuru bir malumat yığını yahut kuru bir kahramanlık böbürlenmesi değildir. Her anekdot, insanın acziyetini, mülkün yalnız ve ancak Allah'a ait olduğunu, servet ve makamın fâniliğini, nefsin aldatıcılığını ve ilâhî adaletin şaşmaz tecellisini gösteren birer hikmet levhasıdır. Şeyzer Kalesi'nin zelzeleyle yerle bir olması ve Münkız ailesinin neredeyse bütün fertlerinin bir gecede enkaz altında can vermesi, Üsâme'nin nazarında mülkün hakiki sahibinin kim olduğunu haykıran en dehşetengiz ibret sahnesidir.
FASIL VI: İslâm ve Frenk Şövalyeleri Arasındaki İnsanî Münasebetler: Dostluklar, Müzakereler ve Kültürel Temaslar
Üsâme'nin hatıratı, Haçlı Seferleri tarihinin sadece kesintisiz bir boğazlaşmadan ibaret olmadığını; barış ve mütareke dönemlerinde iki medeniyet arasında şaşırtıcı dostlukların, kültürel etkileşimlerin ve diplomatik yakınlaşmaların da yaşandığını tarafsızca gösterir. Üsâme, Kudüs'te Tapınak Şövalyeleri'nin (Mabed Şövalyeleri) karargâhı haline getirilen Mescid-i Aksâ'yı sık sık ziyaret ettiğini, şövalyelerin kendisine namaz kılması için küçük bir mescit tahsis ettiğini ve oraya yeni gelen mutaassıp bir Frenk hacısının Üsâme'yi kıbleye dönerken taciz etmesi üzerine Tapınakçıların adamı derhal uzaklaştırıp Üsâme'den özür dilediklerini nakleder. Ayrıca Antakya Prensi ve diğer Latin lordlarıyla kurduğu dostluklar, karşılıklı hediyeleşmeler ve şövalyelik centilmenliği, Ortaçağ Akdeniz dünyasının çok katmanlı yapısını gün ışığına çıkarır.
FASIL VII: Av Kültürü (Sayd ve Av Hayvanları): Doğan, Pars, Aslan Avı ve Tabiatla Kurulan Metafiziksel Bağ
Üsâme bin Münkız, aynı zamanda bir av (sayd) üstadıdır ve Kitâbü'l-İ'tibâr'ın hatırı sayılır bir bölümünü av maceralarına, yırtıcı kuşlara, tazılara, leoparlara ve aslanlarla yapılan teke tek mücadelelere ayırmıştır. Babası Mürşid b. Ali'nin av tutkusunu anlatan Üsâme, doğanların cinslerini, eğitim usullerini, pars ve çitalarla yapılan avları büyük bir vukûfiyetle şerh eder. Ancak Üsâme'nin nazarında av, salt bir spor veya eğlence değil; insanın tabiatın vahşi kudretiyle yüzleştiği, cesaret ve teyakkuz melekesini bilediği, hayvanlar âlemindeki ilâhî sevk-i tabiîyi (içgüdüleri) müşahede ederek Yaratan'ın sanatı karşısında hayrete düştüğü manevî bir mekteptir.
FASIL VIII: Zengi ve Eyyûbî Saraylarında Devlet ve Siyaset: İmâdüddin Zengi, Nûreddin Mahmûd ve Selâhaddîn-i Eyyûbî ile Hâtıralar
Üsâme'nin ömrü İslâm tarihinin kaderini tayin eden büyük sultanların meclislerinde geçmiştir. O, Musul Atabegi İmâdüddin Zengî'nin heybetini ve askerî dehasını; oğlu Nûreddin Mahmûd Zengî'nin zühdünü, adalete bağlılığını ve dervişâne ciddiyetini; nihayetinde gençliğini Şam'da gördüğü ve yaşlılığında sarayında hürmet bulduğu Kudüs Fatihi Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin cömertliğini, hilmini ve yüksek ahlâkını bizzat müşahede etmiş ve kayda geçirmiştir. Bu portreler, resmi saray biyografilerinin idealize edilmiş cilasını değil; hükümdarların kızgınlıklarını, zaaflarını, tebessümlerini ve devlet idaresindeki çetin kararlarını en insani boyutlarıyla tarihe mal etmiştir.
FASIL IX: Yaşlılık, Hüzün ve Fânilik Felsefesi: Doksan Yaşın Eşiğinde Dünyanın Hakikati ve Ruhun İnzivâsı
Kitâbü'l-İ'tibâr'ın edebî bakımdan en tesirli ve dokunaklı kısımları, Üsâme'nin yaşlılığın getirdiği bedenî acziyeti ve ömrün fâniliğini terennüm ettiği mersiyevî fasıllardır. Bir zamanlar mızrakla aslan deviren, at sırtında günlerce kılıç sallayan o kudretli pazunun titrediğini, gözlerinin görmez, dizlerinin tutmaz olduğunu dile getiren Üsâme, şiirlerinde 'Doksan yıl yaşadım; ömrüm bir öğle uykusu gibi geçti gitti' diyerek dünyanın sahte parıltısına veda eder. Bütün akranlarının, kardeşlerinin, evlatlarının ve dostlarının birer birer toprağa girdiğini gören yaşlı mücahid, dünyada garip bir yolcu olduğunu idrak etmiş ve kalbini tamamen Zât-ı Bârî'ye rabtetmiştir.
FASIL X: Kitâbü'l-İ'tibâr'ın Ortaçağ Akdeniz Tarihi ve İslâm Ahlâk Düşüncesindeki Ebedî Mirası
Üsâme bin Münkız'ın Kitâbü'l-İ'tibâr'ı, doğu ve batı şarkiyatında Ortaçağ İslâm-Hristiyan münasebetleri üzerine yazılmış en muteber ve en çok incelenen birincil kaynaklardan biri olmaya devam etmektedir. Eser, yalnızca askerî ve siyasî vakaların değil; inancın, şüphenin, korkunun, mertliğin, vefanın ve kader karşısındaki boyun eğişin ebedî bir panoramasıdır. Üsâme, İslâm medeniyetinin sadece kütüphanelerde felsefe yapan yahut tekkelerde çile çekenlerden ibaret olmadığını; kılıcıyla dini ve vatanı müdafaa ederken kalemiyle hakikati ve insan ruhunun derinliklerini nakşeden 'şövalye-âlim' (fâris ve edîp) tipolojisinin en mümtaz numunesi olarak asırlara rehberlik etmektedir.