Üftâde Hazretleri ve Dîvân-ı İlâhiyyât
Bursa Celvetiyye Pîri, Hüdâyî'nin Mürşidi, Aşk-ı İlâhî ve Vahdet-i Vücûd Şiirleri
FASIL I: İpekçilikten Gönül Sultanlığına: "Üftâde" Mahlasının Tevazu Sırrı
Bursa'nın ulu evliyâsı Mehmed Muhyiddin Üftâde (895-988 / 1490-1580), Araplar mahallesinde dünyaya gelmiştir. Gençliğinde ipek bükücülüğü (kazazlık) yaparak elinin emeğiyle geçinen Mehmed Muhyiddin, aynı zamanda Ulu Cami ve Doğan Bey mescidinde müezzinlik vazifesinde bulunmuştur.
Bir gece rüyasında kendisine: "Makam ve maaş karşılığı ezan okumak sana yakışır mı? Mertebenden üftâde oldun (düştün)!" şeklinde manevi bir nida gelmiş; bu ikaz üzerine derhal maaşını terk etmiş ve ömrünün sonuna kadar kendini "Hakk'ın dergâhına düşmüş, aciz ve muhtaç bir kul" bilerek Üftâde mahlasını kullanmıştır.
FASIL II: Hızır Dede İntisabı ve Celvetiyye Yolunun Mayalanışı
Üftâde hazretleri, Bayramiyye-i Melâmiyye meşâyihinden Hızır Dede'ye intisap ederek seyr-u sülûkünü tamamlamıştır. Hızır Dede'nin dergâhında riyazet ve nefis mücahedesiyle pişen Üftâde, Şeyh Sadreddîn-i Konevî ve İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücûd irfânını cezbeli ve âşıkāne bir üslupla harmanlamış; böylece Celvetiyye meşrebinin Anadolu'daki kurucu kutbu haline gelmiştir.
FASIL III: Kadı Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin Terbiyesi: Ciğer Satma Hadisesi
Üftâde hazretlerinin irfan tarihindeki en büyük tecellîsi, Bursa Kadısı olan genç allâme Azîz Mahmûd Hüdâyî'yi yetiştirmesidir. Bir rüya ve vicdan muhasebesi neticesinde kadılığı terk edip Üftâde'nin kapısına kapanan Hüdâyî'ye mürşidi ilk vazife olarak şunu emretmiştir:
Düne kadar karşısında el bağlanan koca kadı, nefsini ayaklar altına alarak çarşıda ciğer satmış; gurur ve enâniyet putunu kırdıktan sonra Üftâde'nin feyziyle nurlanıp cihanın kutbu Hüdâyî haline gelmiştir.
FASIL IV: Dîvân-ı İlâhiyyât Tahlili: Aşk, Cezbe ve Fenâ Şiirleri
Üftâde Hazretleri'nin Dîvân-ı İlâhiyyât'ı, Yûnus Emre tarzı arı duru Türkçe ile aruz ve hece vezinleriyle söylenmiş irfânî şiirler mecmuasıdır. Şiirlerinde vahdet sırrı, ilâhî aşk, nefs-i emmârenin hileleri ve mürşid-i kâmile duyulan muhabbet en zarif teşbihlerle nakşedilmiştir:
Çün Hakîkat nûru zâhir oldu bildin sen seni.
Ey Muhyiddîn Üftâde aşk oduyla yana gör,
Tâ ki ma'şûkun yüzünden ref' ola perde-i hicâb."
FASIL V: "Bağ-ı Dehrin Hem Hazânın Hem Bahârın Görmüşüz" İrfânı
Üftâde'nin meşhur beyti: "Bağ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz / Biz neşâtın da gamın da rûzigârın görmüşüz" mısraları, dünyanın faniliği karşısında kâmil arifin sergilediği istivâ (denge) hâlidir. Arif, nimet geldiğinde şımarmayan, musibet geldiğinde sarsılmayan; her iki tecellînin de Zât-ı Zülcelâl'den geldiğini müşâhede eden gönül eridir.
FASIL VI: Celvet Meşrebi: Halvetten Celvete Çıkış ve Halka Hizmet
Celvet, lügatte "ortaya çıkmak, aşikâr olmak" demektir. Tasavvufta ise kâmil arifin halvethâneden, riyazet hücresinden çıkarak halkın arasına karışması, ancak halkla beraberken kalben daima Hak ile olmasıdır (El kârda gönül yârda).
Üftâde'ye göre dağ başına çekilip insanlardan kaçmak marifet değildir; asıl marifet cemiyetin içinde, çarşıda, pazarda, evde ve camide nefsi Hakk'a teslim etmiş olarak yaşamaktır.
FASIL VII: Uludağ Halvetleri ve Tabiat Tefekkürü: Çam Ağaçlarının Zikri
Menâkıbnâmeler, Üftâde hazretlerinin yaz aylarında müridleriyle birlikte Uludağ (Keşiş Dağı) yaylalarına çıktığını nakleder. Bir gün dervişler şeyhlerine demet demet taze çiçekler getirirken, Hüdâyî kırık ve solgun tek bir çiçek getirir. Sebebi sorulduğunda Hüdâyî: "Hangi çiçeğe el attıysam Allâh'ı zikrediyordu, zikirlerine mâni olmaya kıyamadım; baktım ki bu çiçek zikrini tamamlamış, ancak onu koparabildim" cevabını vermiş ve şeyhinin en büyük teveccühüne mazhar olmuştur.
FASIL VIII: Bestelenmiş İlahiler ve Mûsikî Şinâslık
Üftâde hazretleri, zâhirî bir şair olmanın ötesinde, mûsikî makamlarına son derece vâkıf bir mûsikîşinastır. Yazdığı ilahilerin pek çoğu devrinden itibaren rast, uşşak, hüseyni ve nevâ makamlarında bestelenmiş; tekkelerde zikr-i devrân esnasında asırlardır coşkuyla terennüm edilmiştir.
FASIL IX: Şeriat-Tarikât İntibakı ve Ehl-i Sünnet Titizliği
Cezbe ve vecd ehli olmasına rağmen Üftâde, şeriat ahkâmına kıldan ince bir titizlikle riayet etmiştir. Şeriatsız hakikat iddia eden sahte mutasavvıfları şiddetle reddetmiş, müridlerine namaz, oruç, helal lokma ve sünnete ittibâyı seyr-u sülûkün olmazsa olmaz şartı kılmıştır.
FASIL X: Üftâde Külliyesi ve Bursa'nın Manevi Muhafızlığı
1580 senesinde 90 yaşında vefat eden Pîr Üftâde hazretleri, Bursa Hisar semtinde kendi adıyla anılan cami ve türbesinde medfundur. Yetiştirdiği Hüdâyî vasıtasıyla İstanbul'a ve oradan bütün Osmanlı coğrafyasına yayılan Celvetiyye nûru, Anadolu'nun manevi kandillerinden biri olarak ebediyen parlamaktadır.