Taşköprülüzâde: Risâle fi'l-Kazâ ve'l-Kader, Kesb ve İlliyet Metafiziği Külliyâtı
İlâhî İlim, İrade ve Kudret Karşısında İnsan Hürriyeti; Sebepler Âleminin Ontolojisi, Mâtürîdî-Eş'arî Mukayesesi ve Kaza-Kader Dengesi Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
Kelâm Felsefesinin En Çetin Düğümü: Kazâ ve Kader Meselesi
İslâm düşünce tarihinin, hatta bütün insanlık metafiziğinin en kadim, en çetin ve en derin ihtilaf sahası; ilâhî ilim, irade ve mutlak kudret karşısında insanın hürriyeti, fiillerinin ahlâkî mesuliyeti ve kaza-kader meselesidir. Asırlar boyunca Cebriyye, Kaderiyye, Mutezile, Eş'ariyye ve Mâtürîdiyye mektepleri arasında cereyan eden bu büyük kelâmî münakaşa; sadece soyut bir teoloji problemi değil, bizzat insanın varoluşsal gayesini ve ahlâkî eylemini belirleyen bir zemin olmuştur.
Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, müderrislik ve kadılık yıllarında talebelerinin ve ulemânın bu sahada içine düştüğü şüpheleri izale etmek maksadıyla 'Risâle fi'l-Kazâ ve'l-Kader' (Kaza ve Kader Üzerine İnceleme) adlı derinlikli eserini kaleme almıştır. Müellif bu risalede, kelâm ilminin usûlü ile hikmet ve tasavvufun inceliklerini meczederek; hem Cenâb-ı Hakk'ın mutlak hâkimiyetini tenzih eden, hem de insanın mükellefiyet ve iradesini temellendiren berrak bir sentez inşa etmiştir.
Kazâ ve Kaderin Tanımları: Levh-i Mahfuz, İlim ve İrade Mertebeleri
Taşköprülüzâde risalesine, kelâm ve tasavvuf literatüründeki kavramsal kargaşayı çözerek başlar. 'Kader' ile 'Kazâ' arasındaki dikey ontolojik münasebeti şöyle tarif eder:
Kader (İlâhî Plan ve Ölçü): Bütün mevcûdâtın henüz yaratılmadan evvel, Cenâb-ı Hakk'ın ezelî ilim ve iradesinde zamanı, mekânı, miktarı, vasıfları ve sebepleriyle tayin ve takdir edilmesidir. Kader, 'İlim' ve 'İrade' sıfatlarının mertebesidir ve Levh-i Mahfuz'daki evrensel kozmik projeyi ifade eder. 'Şüphesiz Biz her şeyi bir kaderle (ölçüyle) yarattık' (Kamer, 49) âyeti bu mertebeye delildir.
Kazâ (Zamanında Yaratılış ve İnfaz): Ezelde takdir edilen şeylerin, vakti saati geldiğinde Cenâb-ı Hakk'ın 'Kudret' ve 'Tekvîn' sıfatıyla hâricî varlık sahasına çıkarılması, infaz edilmesi ve yaratılmasıdır. Kader ilâhî plân, kazâ ise bu plânın tatbikatıdır.
Taşköprülüzâde, kaderin zamandan münezzeh ezelî bir tecellî, kazânın ise zamana ve mekâna tâbi tarihsel bir hâdise olduğunu mantıkî delillerle ortaya koyar.
Cebriye ve Mutezile Çıkmazı: İki Uç Fırkanın Tenkidi
Risalenin en kuvvetli cedelî bahisleri, tarihteki iki aşırı fırkanın (Cebriyye ve Mutezile) epistemolojik ve ahlâkî açmazlarının tenkididir:
Cebriyye'nin Hatası (İnsanı Rüzgâr Önündeki Yaprak Saymak): Cehm b. Safvân ekolü, Allah'ın mutlak kudretini yüceltmek gayesiyle insanı bütünüyle iradesiz, cansız bir taş yahut rüzgârın sürüklediği bir yaprak mesabesine indirmiştir. Taşköprülüzâde bu yaklaşımın şu felaketlere yol açtığını belirtir: 1. Eğer insanın hiçbir iradesi yoksa, dinin emir ve yasakları abes (lüzumsuz) olur. 2. İyilik yapanı mükâfatlandırmak, kötülük yapanı cezalandırmak ilâhî adalete zıt bir zulüm haline gelir. 3. Peygamberlerin gönderilmesi mânâsızlaşır.
Mutezile'nin Hatası (İnsanı Kendi Fiilinin Yaratıcısı Saymak): Vâsıl b. Atâ ve Kādî Abdülcebbâr çizgisi, ilâhî adaleti tenzih etmek gayesiyle 'Kul kendi fiilinin hâlıkıdır (yaratıcısıdır)' demiştir. Taşköprülüzâde bu görüşü de 'Hâlıkta şirk koşmak' olarak tenkit eder; zira kâinatta Allah'tan başka müstakil bir yaratıcı kabul etmek Tevhid inancına aykırıdır.
Eş'arî ve Mâtürîdî Çizgisi: Kesb Nazariyesi ve İnsan Fiillerinin Yaratılışı
Taşköprülüzâde, Ehl-i Sünnet'in iki ana damarı olan İmam Mâtürîdî ve İmam Eş'arî'nin geliştirdiği 'Kesb' nazariyesini tahlil ederek orta yolu (sırat-ı müstakîmi) tahkim eder.
Halk (Yaratma) ve Kesb (Kazanma) Ayrımı: - İnsan fiilinin maddî ve hâricî varlığını, enerjisini ve neticesini yaratan yalnız ve ancak Cenâb-ı Hak'tır (Halk). Zira hiçbir insan kendi sinir sistemini, kalbinin atışını ve atomların hareketini yaratmaya muktedir değildir. - Lakin bu fiile meyleden, niyet eden, onu seçen ve azmeden bizzat insandır (Kesb).
İmam Mâtürîdî'nin İradesi: Taşköprülüzâde, bir Osmanlı Hanefî-Mâtürîdî âlimi olarak, Mâtürîdî'nin 'İrade-i Cüz'iyye'ye müstakil bir meyl ve sıfat hüviyeti tanıyan yaklaşımını Eş'arî'nin cebr-i mutavassıtına (ılımlı cebrine) tercih eder. Mâtürîdî'ye göre insanın seçme hürriyeti (ihtiyar) hakikidir ve ilâhî hitap işte bu hakiki ihtiyara teveccüh etmiştir.
İrade-i Külliyye ile İrade-i Cüz'iyye Arasındaki İnce Sınır
Risale fi'l-Kazâ ve'l-Kader'in en orijinal metafizik bahsi, iki irade arasındaki nispettir:
İrade-i Külliyye: Cenâb-ı Hakk'ın bütün mevcûdâtı, kanunları ve kâinatın seyrini kuşatan sonsuz, mutlak ve kayıtlanamaz iradesidir. Kâinatta hiçbir zerre O'nun iradesi dışında hareket edemez.
İrade-i Cüz'iyye: Cenâb-ı Hakk'ın insana emanet olarak bahşettiği, iki alternatiften birini tercih edebilme (meyl ve kast) kabiliyetidir. Taşköprülüzâde çok mühim bir inceliğe dikkat çeker: İrade-i cüz'iyye müstakil bir 'mevcûd' (ayrı bir cisim yahut varlık) değildir; bilakis bir 'nispet', 'tavır' ve 'taalluk'tur.
Bu sebeple, kul bir fiili işlemeye niyet ettiğinde (kesb), Allah Teâlâ o niyet istikametinde fiili yaratır (halk). İnsan, yaratmadığı bir fiilin 'seçeni' olduğu için mesuldür. İrade-i cüz'iyye, kulun boynundaki mükellefiyet kementidir.
İlliyet Zinciri ve Âdetullâh: Sebepler Hakiki Fâil midir, Vesile midir?
Taşköprülüzâde, felsefecilerin (Meşşâîlerin) zorunlu nedensellik (determinizm) anlayışı ile Mu'tezile ve Eş'ariyye'nin sebeplere bakışını derinlemesine karşılaştırır.
Felsefî Determinizmin Reddi: Tabiat kanunlarının Allah'ı mecbur bıraktığını, sebeplerin neticeleri kendi zâtî güçleriyle zorunlu olarak doğurduğunu iddia eden katı felsefî determinizm bâtıldır. Zira ateşi yakan tabiat değil, ateş ile yanma arasındaki irtibatı yaratan Cenâb-ı Hak'tır. Nitekim Hz. İbrâhim ateşin içine atıldığında ilâhî emirle ateş yakmamıştır.
Âdetullâh ve Hikmet Düzeni: Bununla beraber Taşköprülüzâde, kâinatın sebepsiz ve tesadüfî bir anarşi içinde olduğunu da reddeder. Cenâb-ı Hak 'Âdetullâh' ve 'Sünnetullâh' gereği, neticeleri sebeplere bağlamıştır. Çiftçi tohum ekmeden buğday bekleyemez. Sebepler birer 'perde-i izzettir'; hakiki tesir sahibi ise perde ardındaki Müsebbibü'l-Esbâb'dır (Sebepleri Yaratan Allah).
Şer ve Kötülük Problemi: İlâhî Hikmet ve İzafî Şer Nazariyesi
Kader bahsinin insan zihnini en çok meşgul eden ve ateizmin de en çok istismar ettiği sahası 'Şer ve Kötülük Problemi'dir (Mes'eletü'ş-Şürûr). 'Eğer her şeyi Allah yaratıyorsa, dünyadaki zulümleri, hastalıkları ve şerleri niçin yaratmaktadır?'
Taşköprülüzâde bu meseleyi İbn Sînâ ve Gazâlî'nin 'İzafî Şer' doktriniyle çözer: 1. Şerr-i Mahz (Mutlak Kötülük) Yoktur: Kâinatta zâtı itibariyle sırf kötülük olan hiçbir varlık yoktur. Varlık bizâtihi hayırdır; şer ise varlığın eksikliğinden (adem) yahut haddi aşmaktan doğar. 2. Küllî Hayır ve Cüz'î Şer: Ateş binlerce hayra vesiledir (ısınma, yemek pişirme, madenleri eritme). Bir kimse parmağını ateşe sokup yakarsa, ateş mutlak şer olmaz; o kimseye nispetle cüz'î bir şer olur. Küllî hayrı terk etmemek için cüz'î şerre izin verilmesi ilâhî hikmetin muktezasıdır. 3. Şerrin Yaratılması Şer Değildir: 'Halk-ı şer şer değil, kesb-i şer şerdir.' Yani zehri yaratan Allah zâlim değildir; o zehri haksız yere bir insanın yemeğine katan insan zâlimdir.
Dua ve Kazâ: Duanın Kazâyı Geri Çevirmesi Hadisinin Metafizik İzahı
Risalede ele alınan çok lâtif bir mesele de, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) 'Kazâyı ancak duâ geri çevirir' (Tirmizî, Kader, 6) hadis-i şerifinin kaderin değişmezliği ilkesiyle nasıl telif edileceğidir.
Taşköprülüzâde iki türlü kazâ taksimatı yapar: 1. Kazâ-i Mübrem (Kesin ve Değişmez Hüküm): Ezelî ilimde hiçbir şarta bağlanmamış, mutlaka vuku bulacak ilâhî hükümlerdir (Ölüm vakti, kıyametin kopması gibi). Bu kazâ hiçbir surette değişmez.
2. Kazâ-i Muallak (Şarta Bağlı Hüküm): Levh-i Mahfuz'da bir şarta tâbi kılınmış hükümlerdir. Mesela meleklerin sahifesinde: 'Eğer kulum falan günahı işlerse şu belâya uğrasın; şayet sadaka verir ve duâ ederse o belâ defedilsin' şeklinde takdir edilmiştir.
Taşköprülüzâde der ki: Kul duâ ettiğinde belânın kalkması, kaderin dışına çıkmak değildir; bilakis 'duâ ile belânın defedilmesi' de ezelî kaderin bizzat içindedir. Dolayısıyla duâ da bir sebeptir ve kazânın bir parçasıdır.
Taşköprülüzâde'nin Ahlâkî ve Amelî Neticesi: Ye's ve Gururdan Kurtuluş
Taşköprülüzâde'ye göre kader inancı, insanı atalete ve miskinliğe sevk eden bir uyuşturucu değil; bilakis insan ruhunu iki büyük mânevî hastalıktan kurtaran en muazzam ahlâk kalkanıdır:
1. Gurur ve Kibir Hastalığından Kurtuluş: İnsan büyük başarılara, servete ve zaferlere ulaştığında 'Bunu kendi aklımla ve gücümle kazandım' diyerek Karunlaşmaktan kader inancıyla kurtulur. Zira bilir ki muvaffakiyet kendi nefsinin değil, Cenâb-ı Hakk'ın takdiri ve lütfudur. 'Attığın zaman sen atmadın, lâkin Allah attı' (Enfâl, 17).
2. Ye's ve Ümitsizlik Hastalığından Kurtuluş: İnsan elinden gelen bütün gayreti gösterdiği halde felâketlerle, iflasla veya kayıplarla karşılaştığında kahrolmaktan ve intihardan kader inancıyla korunur. Zira bilir ki kâinatta tesadüf yoktur; her hadisenin arkasında sonsuz bir ilâhî hikmet vardır. 'Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiğiyle şımarmayasınız diye' (Hadîd, 23).
Risâle fi'l-Kazâ ve'l-Kader'in Osmanlı Kelâm Geleneğindeki Yeri
Taşköprülüzâde'nin bu veciz ve derin risalesi, Osmanlı medreselerinde kelâm talebelerine okutulan ve kaza-kader meselesindeki şüpheleri hendesî bir kesinlikle çözen klasik bir metin hüviyeti kazanmıştır.
Eserin en mühim tarihî tesiri, Osmanlı toplumunun gazâ ve fetih şuurunu bu sağlam kader inancıyla beslemesidir. Asker meydanda canını esirgemezken 'Ecel birdir, tagayyür etmez' akidesiyle şehadete koşmuş; ancak sefer hazırlıklarında, top dökümünde ve kale inşasında en ileri fennî ve dünyevî tedbirleri eksiksiz alarak 'tedbir-tevekkül' dengesini devlet politikası kılmıştır.
Taşköprülüzâde, Risâle fi'l-Kazâ ve'l-Kader ile İslâm düşüncesinde insan iradesini yok sayan cebrî zihniyetlere karşı aklın ve ahlâkî mesuliyetin kalesini tahkim etmiştir.