Taşköprülüzâde: eş-Şifâ fî Devâ'i'l-Vebâ, Tıp Metafiziği ve Karantina Felsefesi Külliyâtı
Osmanlı'da Veba Salgını, Bulaşıcı Hastalıkların Tabiatı, İbn Sînâ Hıfzıssıhhası, Tedbir ile Tevekkülün Teolojik ve Tıbbî Dengesi Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
Salgınlar Çağında Bir Osmanlı Âlimi: eş-Şifâ fî Devâ'i'l-Vebâ'nın Telif Sebebi
Ortaçağ ve Erken Yeniçağ dünyasının en dehşetli felâketlerinden biri olan veba (Kara Ölüm / Tâûn), asırlar boyunca Akdeniz havzasını, Avrupa'yı ve İslâm coğrafyasını kasıp kavurmuştur. 16. yüzyılın ortalarında, bilhassa Kanunî Sultan Süleyman devrinde payitaht İstanbul'u defalarca vuran büyük veba salgınları, sadece hekimlerin değil, fakihlerin, kelâmcıların ve mutasavvıfların da en birinci meselesi haline gelmiştir.
Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, İstanbul'da şahit olduğu büyük bir salgın esnasında; halkın içine düştüğü derin ye'si, ölüm korkusunu ve en fenası 'salgından kaçmanın câiz olup olmadığı' hususundaki teolojik tereddütleri bizzat müşahede etmiştir. Bu buhranlı vasatta kaleme aldığı 'eş-Şifâ fî Devâ'i'l-Vebâ' (Vebânın İlacında Şifâ) adlı eseri; hem tıp ilminin teşhis ve tedbirlerini, hem fıkıh ve kelâmın kader-tevekkül dengesini nefsinde toplayan emsalsiz bir risaledir.
Taşköprülüzâde bu eserinde, tıbbî çaresizlik karşısında hurafelere yahut fatalist (kaderci) bir teslimiyetçiliğe sığınmak yerine; aklın, tıbb-ı nebevînin ve İbn Sînâ hekimliğinin ortaya koyduğu rasyonel ve manevî tedbirleri bir sentez haline getirmiştir.
Vebanın Tıbbî Mahiyeti: Tâûn ile Vebâ Arasındaki Farklar ve Miasma Nazariyesi
Taşköprülüzâde, eş-Şifâ'nın tıbbî mukaddimesinde kavram kargaşasını önlemek adına iki temel kavramın ayrımını yapar: 'Vebâ' ve 'Tâûn'.
Vebâ (Havanın Genel Bozulması): Havanın, mevsim şartlarının, suların yahut topraktan yükselen kokuşmuş buharların tesiriyle genel olarak bozulmasıdır. Vebâ, bütün bir beldeyi veya coğrafyayı kuşatan epidemik ve pandemik bir çevre kirlenmesidir.
Tâûn (Spesifik Hıyarcıklı Veba): Vebâ havasının insan bedenine nüfuz ederek kanda, lenf bezlerinde (hıyarcıklar / yumrular) ve iç organlarda meydana getirdiği habis, zehirli ve öldürücü çıbanlardır. Taşköprülüzâde'ye göre: 'Her tâûn bir vebâdır; fakat her vebâ tâûn değildir.' Tâûn, vebânın en ölümcül ve en keskin formudur.
Miasma (Fasâdü'l-Hevâ) Nazariyesi: Dönemin Galenik ve İbn Sînâcı tıp anlayışına uygun olarak Taşköprülüzâde, salgının esas sebebini havanın cevherindeki lâtif dengenin bozulmasında (teğayyür ve teaffün) arar. Havadaki rutubet, durgunluk ve kokuşmuş zerreler, nefes yoluyla akciğerlere ve kalbe intikal ederek bedenin hayâtî hararetini bozar ve kanı zehirler.
Bulaşma (Advâ) Felsefesi: Havas Değişimi, Koku Bozulması ve Biyolojik Tesir
İslâm düşüncesinde veba meselesinin en çetin teorik düğümü, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) 'Lâ advâ' (Hastalığın kendiliğinden, Allah'ın takdiri olmaksızın bir başkasına sirayeti yoktur) hadisi ile hekimlerin gözlemlediği açık bulaşma vakıası arasındaki görünür tenakuzdur.
Taşköprülüzâde, bu meseleyi tam bir felsefî ve kelâmî titizlikle çözer: 1. Cahiliye İtikadının Reddi: Cahiliye Arapları, hastalığın bizzat kendi tabiatıyla, ilâhî iradeden ve takdirden bağımsız olarak sirayet ettiğine inanırlardı. Hadis-i şerifteki 'Lâ advâ' nefyı, işte bu şirk kokan tabiatperest inancı yıkmak içindir.
2. Sebepler Âlemi ve Âdetullâh: Taşköprülüzâde'ye göre hastalık bizzat yaratıcı değildir; lakin Cenâb-ı Hak, hasta bir bedenden çıkan kokunun, nefesin ve lâtif ifrazatın sağlam bedene tesir etmesini 'âdetullâh' (tabiat kanunu) kılmıştır. Tıpkı ateşin yakmayı kendi zâtından değil Allah'ın yaratmasıyla gerçekleştirmesi gibi; bulaşma da ilâhî meşîetin sebepler perdesi ardında işleyen bir kanunudur.
Bu tahlil, Osmanlı ulemâsının tıbbî bulaşma (kontagiyon) gerçeğini Ehl-i Sünnet akidesiyle çelişmeden kabul etmesini sağlayan en sağlam teorik köprü olmuştur.
Karantina ve İzolasyon: Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Salgın Bölgesine Giriş-Çıkış Yasağı
Taşköprülüzâde'nin eş-Şifâ risalesindeki en vizyoner ve modern halk sağlığı ilkeleriyle örtüşen bölümü, karantina ve tecrit (izolasyon) uygulamalarına getirdiği fıkhî ve tıbbî temellendirmedir.
Müellif, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) meşhur veba emrini esas alır: 'Bir yerde vebâ (tâûn) çıktığını işittiğiniz zaman oraya girmeyiniz! Bulunduğunuz yerde vebâ çıkarsa, ondan kaçmak kastıyla oradan çıkıp gitmeyiniz!' (Buhârî, Tıb, 30; Müslim, Selâm, 98).
Taşköprülüzâde bu yasağın hikmetlerini şöyle sıralar: 1. Salgın Bölgesine Girmemek: Sağlam insanların zehirli hava ve bulaşma sahasına girerek kendi canlarını tehlikeye atmalarını önlemektir (Hıfz-ı Nefs). 2. Salgın Bölgesinden Çıkmamak: Hastalığın kuluçka devresinde olan yahut elbiselerine ve nefeslerine zehirli buharlar sinmiş kimselerin, henüz salgına uğramamış temiz beldelere giderek hastalığı bütün dünyaya yaymalarını engellemektir. Bu, tarihin en erken ve en mükemmel 'Karantina Kordonu' tarifidir.
Kader ve İlliyet Tartışması: Salgından Kaçmak Tevekküle Aykırı mıdır?
Osmanlı toplumunda veba günlerinde yaşanan en büyük ahlâkî kriz, zenginlerin ve bazı ulemânın şehri terk edip dağlara ve köylere kaçması, arkada fakirlerin, hastaların ve cenazelerin sahipsiz kalmasıydı. Bazı mutasavvıflar ise 'Kaderden kaçılmaz, ölümden kaçmak tevekkülsüzlüktür' diyerek salgın hastalarla kucaklaşmayı savunuyordu.
Taşköprülüzâde her iki aşırı ucu da tenkit eder: - İtikatsız Kaçışın Reddi: Eğer bir kimse 'Ben buradan kaçarsam ecelimden kurtulurum, Allah'ın takdirini bozarım' zannıyla kaçıyorsa, bu bâtıl bir inançtır ve haramdır. - Sahte Tevekkülün Reddi: 'Nasılsa kaderimde ne varsa o olur' diyerek zehirli kuyuya atlamak, bulaşıcı hastanın nefesine kendini kasten maruz bırakmak tevekkül değil, ilâhî emre isyan ve cana kasttır.
Taşköprülüzâde, Hz. Ömer'in (r.a.) Şam seferinde veba haberini alınca ordusunu geri döndürmesi üzerine Ebû Ubeyde b. Cerrâh'ın 'Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?' sualine verdiği tarihi cevabı hatırlatır: 'Evet, Allah'ın bir kaderinden yine Allah'ın başka bir kaderine kaçıyoruz!'
Taşköprülüzâde'nin Tevekkül-Tedbir Dengesi: Eş'arî ve Mâtürîdî İzah
eş-Şifâ risalesinde kelâmî açıdan ulaşılan zirve nokta, Mâtürîdî ve Eş'arî akaidinin 'Kesb' ve 'Sebep-Hikmet' prensiplerinin tıbba tatbik edilmesidir.
Taşköprülüzâde der ki: Cenâb-ı Hak şifayı da hastalığı da takdir eden yegâne Şâfî'dir. Ancak O, bu dünyayı bir 'Dârü'l-Esbâb' (Sebepler Yurdu) kılmıştır. Susayan bir kimsenin 'Kaderimde su içmek varsa susuzluğum geçer' diyerek çeşmeye gitmemesi ne kadar cehalet ise; salgın hastalığa karşı tıbbî korunma tedbirlerini almamak da o kadar cehalettir.
Müellif, tedbir almanın kaderi bozmak değil, bizzat 'kaderin bir parçası' olduğunu ifade eder. Mümin, tedbiri şeriatın ve aklın bir emri olarak alır; fakat neticeyi ve şifayı asla sebepten değil, sebeplerin yaratıcısı olan Cenâb-ı Hak'tan bekler. Bu ince denge, Müslüman zihnini hem fatalist ataletten hem de deist bir tabiatçılıktan korumuştur.
Hıfzıssıhha ve Koruyucu Hekimlik: Havanın Sirkeyle Arındırılması ve Diyet
Taşköprülüzâde, eş-Şifâ risalesinde İbn Sînâ'nın 'el-Kânûn fî't-Tıbb'ı ile diğer klasik İslâm hekimlerinin pratik koruyucu hekimlik (Hıfzıssıhha) reçetelerini ayrıntılarıyla aktarır. 16. yüzyıl tıbbı açısından bu tavsiyeler hayret verici bir dezenfeksiyon ve hijyen bilincini gösterir:
1. Evlerin ve Havanın Temizliği: Havanın kokuşmasını engellemek için evlerin pencerelerinin kuzey rüzgârlarına açılması, odalarda sirke kaynatılması, yerlerin gül suyu ve sirkeli sularla silinmesi, üzerlik, öd ağacı, sandal ve lübân (günlük) tütsüleri yakılması. 2. Bedenî Hijyen: Elbiselerin sık sık yıkanması, sirkeli sularla dezenfekte edilmesi, kalabalık hamamlara ve kapalı kokuşmuş mahallere girilmemesi. 3. Beslenme ve Diyet: Mideyi tıkacı, safra ve balgamı azdırıcı ağır, yağlı ve çürümeye meyilli gıdalardan (bayat etler, aşırı tatlılar) kaçınılması; ekşi nar, koruk suyu, limon, sirkeli salatalar ve sarımsak gibi antiseptik (mıkrobik tesiri kırıcı) gıdaların tüketilmesi. 4. Hacamat ve Kan Aldırma: Hekim nezaretinde bedendeki fazla hıltı tahliye etmek amacıyla mevsiminde yapılan hacamatın faydaları.
Ruh ve Beden İrtibatı: Korku, Panik ve Melankolinin Bağışıklığa Menfî Tesiri
eş-Şifâ'nın en orijinal ve modern psikonöroimmünoloji (ruh-bağışıklık ilişkisi) ile örtüşen bahislerinden biri, salgın esnasında insan psikolojisinin beden mukavemetine etkisidir.
Taşköprülüzâde, İbn Sînâ'nın 'Vehim ve korku insanı hastalıktan daha çabuk öldürür' sözünü şerh eder: - Panik ve Korkunun Tahribatı: Veba korkusuna kapılan, gece gündüz ölüm vehmiyle yaşayan bir insanın kalp harareti zayıflar, rûh-ı hayâtîsi içeriye çekilir ve bedenin tabiî savunma mekanizması (kuvve-i müdebbire) çöker. Böyle bir bünye, salgın havasına karşı tamamen savunmasız hale gelir. - Sekînet ve Rızânın Şifası: Cenâb-ı Hakk'a tevekkül eden, ecelin bir an bile ileri yahut geri gitmeyeceğine kalben inanan bir kimsenin ruhu sükûnet bulur. İç huzuru, bedenin bağışıklığını kuvvetlendirir ve zehirli havaya karşı tabiî bir kalkan vazifesi görür. Müellif, hekimlerin hastalara moral vermesini, onların korkularını yatıştırmasını en birinci vazife sayar.
Vebada Manevi Reçeteler: Duâ, Hıfz Âyetleri ve Şifâ Zırhları
Taşköprülüzâde, maddî tedbirlerin tamamlanmasının ardından kalbin mânevî istinadgâhı olan duâ ve ezkâr bahislerini serdeder. İslâm tıbbında maddî ilâç ile mânevî duâ birbirinin alternatifi değil, beden ile ruh gibi mütemmimidir.
Risalede Tavsiye Edilen Mânevî Zırhlar: - Âyetü'l-Kürsî ve Muavvizeteyn (Felak-Nâs Sûreleri): Sabah ve akşam üçer defa okunarak bedenin etrafında nûrânî bir koruma halesi teşkil edilmesi. - Hz. Peygamber'in Tâûn Duası: 'Allâhümme innî eûzü bike mine'l-berasi ve'l-cünûni ve'l-cüzâmi ve min seyyi'i'l-eskām' (Allah'ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzamdan ve her türlü kötü salgın hastalıktan Sana sığınırım). - İstiğfar ve Sadaka: Taşköprülüzâde, salgınların aynı zamanda toplumsal günahlar ve zulümler sebebiyle bir ilâhî ikaz olduğunu; bu sebeple fakirlere sadaka verilmesinin, tövbe edilmesinin ve küslerin barışmasının belâyı defedeceğini hadislerle delillendirir.
Modern Epidemiyoloji Açısından Taşköprülüzâde'nin Yeri ve Tıp Tarihindeki Değeri
Taşköprülüzâde'nin eş-Şifâ fî Devâ'i'l-Vebâ eseri; İbn Hacer el-Askalânî'nin 'Bezlü'l-Mâ'ûn'u ve İbn Kayyim el-Cevziyye'nin 'et-Tıbbü'n-Nebevî'si ile birlikte İslâm tıp-hukuk literatürünün en mühim üç salgın klasiğinden biridir.
Modern tıp tarihi ve epidemiyoloji zaviyesinden bakıldığında eserin kıymeti şu noktalarda toplanır: 1. Karantina ve İzolasyon: 16. yüzyılda modern devletlerin dahi henüz kanunlaştıramadığı tecrit prensiplerini fıkhî ve ahlâkî bir mecburiyet olarak vazetmiştir. 2. Hijyen ve Dezenfeksiyon: Sirke, ateş ve tütsü gibi maddelerle mikrobik ortamın temizlenmesini savunmuştur. 3. Psikosomatik Bütünlük: Ruh hâli ile bağışıklık sistemi arasındaki irtibatı tahlil etmiştir. 4. İtikadî Denge: Fatalizmi (kaderciliği) reddederek tedbiri ibadet seviyesine yükseltmiştir.
Taşköprülüzâde, bu eseriyle hem bir tabip hem bir kadı hem bir mütekellim olarak Osmanlı toplumunun en karanlık veba günlerinde aklın ve imanın kandilini yakmıştır.