Fatih Devri Başmüverrihi & Kutbüddin İznîkî Müridi

Şükrullâh bin Şihâbeddîn ve Behcetü't-Tevârîh: Evrensel Tarih, Peygamberler Kronolojisi, Tasavvuf Silsileleri ve Osmanlı Sülâlesi Külliyâtı

15. yüzyıl Osmanlı âlimi ve diplomatı Şükrullâh'ın Farsça telif ettiği evrensel tarih âbidesi Behcetü't-Tevârîh şerhi; kâinatın yaratılışı, peygamberler tarihi, tasavvuf silsileleri, Türk boyları ve Fatih devrine kadar Osmanlı hânedan tarihi üzerine 10 mufassal fasıl.

Müellif: Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464)Havza: Amasya & İstanbul / Fatih Sultan Mehmed Devri Başmüverrihi ve DiplomatıTetkik: 10 Mufassal Fasıl

📖 RİSÂLE MÜNDERECÂTI (FASILLAR FİHRİSTİ)

  1. Fâsıl 1: Şükrullâh'ın Hayatı, İlim Muhiti ve Diplomatik Misyonları
  2. Fâsıl 2: Tasavvufî İntisâbı: Kutbüddin İznîkî ve İrfânî Terbiyesi
  3. Fâsıl 3: Behcetü't-Tevârîh'in Telif Gayesi, Dili ve Metodolojisi
  4. Fâsıl 4: Kozmoloji ve Âlemin Yaratılışı: Kâinatın Tasavvufî Mimarisi
  5. Fâsıl 5: Kısas-ı Enbiyâ: Âdem'den Hâtemü'l-Enbiyâ'ya Nübüvvet Zinciri
  6. Fâsıl 6: Meşâyih-i Kirâm ve Tasavvuf Silsileleri: Mânevî Hükümdarlık
  7. Fâsıl 7: Türklerin Nesebi, Oğuz Kağan Destanı ve Boy Teşkilâtı
  8. Fâsıl 8: Osmanlı Hânedanının Menşei ve Kuruluş Devri Kroniği
  9. Fâsıl 9: Fetret Devri, II. Murad Çağı ve Fâtih'in Cülûsu
  10. Fâsıl 10: Behcetü't-Tevârîh'in Türk Tarih Yazıcılığındaki Yeri ve Tesirleri
FÂSIL 1 Amasya'dan Şirvan ve Karaman Elçiliğine, Fatih'in Meclisine Uzanan Bir Âlim Portresi

Şükrullâh'ın Hayatı, İlim Muhiti ve Diplomatik Misyonları

Osmanlı Devleti'nin teşekkül ve cihanşümul imparatorluk safhasına intikal ettiği 15. asrın en mühim âlim, edip ve diplomatlarından biri Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464)'dir. Aslen Şirvan bölgesinden gelip Anadolu'ya yerleşen ilmiye mensubu bir ailenin evladı olan Şükrullâh, gençlik yıllarını Amasya, Bursa ve Edirne gibi Osmanlı ilim merkezlerinde tahsil ile geçirmiştir.

Şükrullâh Efendi, Çelebi Mehmed ve II. Murad devirlerinde sarayda hürmet görmüş, bilhassa II. Murad devrinde 1449 yılında Karakoyunlu hükümdarı Mirza Cihanşah nezdine fevkalade elçi olarak gönderilmiştir. Bu diplomatik seyahat esnasında Tebriz ve Sultâniye gibi kadim Doğu kültür havzalarını bizzat müşahede etmiş, Oğuz boy teşkilatına ve Türkmen an'anelerine dair nâdide yazmaları bizzat tetkik etme imkânı bulmuştur.

«Tarih, geçmişin kuru bir masalı değildir; o, Hakk'ın kâinattaki sünnetullahını ve beşeriyetin kemâl yolculuğunu gösteren bir ibret aynasıdır. Peygamberlerin sîreti ile hükümdarların adaletini bilmeyen devlet reisi, memleketi körü körüne uçuruma sürükler.» — Şükrullâh bin Şihâbeddîn

Fatih Sultan Mehmed devrinde İstanbul'un fethine şahitlik eden Şükrullâh, ömrünün son demlerini İstanbul'da Şeyh Vefâ ve Akşemseddin muhitinde geçirmiş, vefatında Şeyh Vefâ Camii hazîresine sırlanmıştır.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
FÂSIL 2 Zâhir İlimlerinden Bâtın İrfânına: Erba'în, Zühd ve Şerh Geleneği

Tasavvufî İntisâbı: Kutbüddin İznîkî ve İrfânî Terbiyesi

Şükrullâh yalnızca bir tarihçi ve bürokrat değil, aynı zamanda köklü bir tasavvufî terbiyeden geçmiş bir kâmil zattır. Osmanlı ilk dönem kelâm ve tasavvuf kutuplarından Kutbüddin İznîkî (ö. 1418) hazretlerine intisap etmiş, onun irşat halkasında zühd, takva ve riyazet terbiyesi görmüştür.

Müellifin tasavvufa vukufiyeti, kaleme aldığı diğer eserlerinde de açıkça müşahede edilir. Kutbüddin İznîkî'nin Râhatü'l-Kulûb ve Muḳaddime gibi ahlak ve akaid metinlerini derinlemesine hazmetmiş; kelâmî meseleleri tasavvufî zevk ile mezcetmiştir. Bu sebeple Behcetü't-Tevârîh eserine de salt siyasi olaylar değil, meşâyih-i kirâmın menâkıbı, tasavvuf silsileleri ve velîlerin velayet tasarrufları mühim bir bölüm olarak dercedilmiştir.

Şükrullâh'a göre tarih yazarı hem adaletli bir kadı gibi tarafsız olmalı hem de bir ehl-i kalp gibi hadiselerin arkasındaki kaderî ve ruhanî dinamikleri okuyabilmelidir.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
FÂSIL 3 Farsça Kaleme Alınan Evrensel Âbide: Karamanoğlu Mahmud Bey ve Fâtih'e Takdim

Behcetü't-Tevârîh'in Telif Gayesi, Dili ve Metodolojisi

Şükrullâh'ın şaheseri olan Behcetü't-Tevârîh (Tarihlerin Sevinci ve Güzelliği), 1456-1459 yılları arasında Farsça olarak telif edilmiştir. Müellif eserin mukaddimesinde, yaşının kemâle erdiği bir dönemde veziriazam Mahmud Paşa'nın teşvikiyle bu eseri kaleme aldığını ve cihan fatihi Sultan Mehmed Han'a ithaf ettiğini belirtir.

Eserin Farsça kaleme alınmasının temel sebebi, o devirde İslâm dünyasında (bilhassa İran, Horasan ve Orta Asya muhitinde) tarih ve edebiyatın evrensel dilinin Farsça olmasıdır. Şükrullâh, Osmanlı'nın kuruluş destanını ve İslâmî meşruiyetini bütün İslâm âlemine yüksek bir edebî lisanla duyurmayı hedeflemiştir.

«İstedim ki kâinatın hilkatinden asrımıza gelinceye dek cereyan eden ahvali, nebilerin nurlarını, evliyânın esrârını ve Devlet-i Âliyye'nin kutlu gazalarını bir mecmuada cem edeyim; tâ ki okuyanların gönlü neş'e ve ibretle dolsun.» — Behcetü't-Tevârîh Mukaddimesi

Eser on üç ana bâba (fasla) ayrılmış olup, mukayeseli tarihçilik metoduyla kaynak tenkidi yapılarak inşa edilmiştir.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
FÂSIL 4 Nûr-ı Muhammedî, Kalem, Levh-i Mahfuz ve Feleklerin Dönüşü

Kozmoloji ve Âlemin Yaratılışı: Kâinatın Tasavvufî Mimarisi

Behcetü't-Tevârîh'in birinci bâbı, kâinatın yaratılışı ve İslâm kozmolojisine hasredilmiştir. Şükrullâh, tasavvuf metafiziğinin esası olan Nûr-ı Muhammedî (Hakîkat-i Muhammediyye) doktrini ile anlatıma başlar. Allah Teâlâ'nın ilk olarak Peygamber Efendimiz'in nûrunu halk ettiğini, ardından Akl-ı Evvel, Kalem ve Levh-i Mahfuz'un varlık sahasına çıkarıldığını delilleriyle açıklar.

Müellif, yedi kat semâvatı, arşı, kürsîyi, cennet ve cehennem tabakalarını ve anâsır-ı erbaayı (ateş, hava, su, toprak) tasavvufî ve hendesî bir intizam içinde tahlil eder. Ona göre fiziksel kâinat, mânevî âlemlerin bir gölgesidir ve dünyadaki her tarihî hadise, feleklerin ve esmâ tecellîlerinin yeryüzündeki inikâsıdır.

Bu fasıl, Osmanlı tarih yazıcılığında tarihin metafiziksel bir mebde' (başlangıç) üzerine bina edilmesinin en seçkin örneklerinden birini teşkil eder.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
FÂSIL 5 Tarihin Mihveri Olarak Peygamberler Tarihi ve Risâlet Hikmetleri

Kısas-ı Enbiyâ: Âdem'den Hâtemü'l-Enbiyâ'ya Nübüvvet Zinciri

Eserin ikinci ve üçüncü bâbları, peygamberler tarihine ayrılmıştır. Şükrullâh, insanlık tarihini kralların veya hanedanların değil, peygamberlerin tebliğ ve ıslahat mücadelesinin şekillendirdiğini savunur. Hz. Âdem'den başlayarak Şît, İdrîs, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, Mûsâ, Dâvûd, Süleymân ve Îsâ (aleyhimüsselâm) kıssalarını mufassal olarak nakleder.

Dördüncü bâb ise tamamen Hâtemü'l-Enbiyâ Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) sîret-i seniyyesine, mûcizelerine, gazavatına ve Hulefâ-yi Râşidîn devrine tahsis edilmiştir. Şükrullâh, siyer anlatımında İbn Hişâm ve Taberî rivayetlerini süzerek, Peygamber Efendimiz'in ahlâk-ı hamîdesini hükümdarlara nümûne-i imtisâl olarak takdim eder.

Bu kısımda ayrıca Aşere-i Mübeşşere, Ehl-i Beyt-i Mustafâ ve ashâb-ı kirâmın faziletleri derin bir muhabbet lisanıyla ele alınmıştır.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
FÂSIL 6 Cüneyd-i Bağdâdî'den Şeyh Abdülkadir Geylânî ve Şeyh Hamîdüddin Aksarâyî'ye

Meşâyih-i Kirâm ve Tasavvuf Silsileleri: Mânevî Hükümdarlık

Behcetü't-Tevârîh'in en özgün ve kıymetli bölümlerinden biri, İslâm tasavvufunun büyük mürşidlerine ve tarikat silsilelerine ayrılan sekizinci bâbıdır. Şükrullâh, zâhirî sultanların yanında âlemin nizâmını temin eden mânevî kutubların ve ricâlü'l-gaybın bulunduğunu ifade eder.

Müellif, Hasan-ı Basrî, Cüneyd-i Bağdâdî, Bâyezîd-i Bistâmî, Ebü'l-Hasan Harakānî, Ahmed Yesevî, Seyyid Abdülkadir Geylânî, Şehâbeddin Sühreverdî ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî gibi kutubların menâkıbını ve silsile-i şerîflerini zikreder. Anadolu'ya gelindiğinde ise Şeyh Edebâli, Hacı Bektâş-ı Velî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve hocası Kutbüddin İznîkî ile Somuncu Baba (Şeyh Hamîdüddin)'ya uzanan mânevî köprüleri belgeler.

«Cihanın bir zâhirî pâdişâhı vardır, bir de bâtınî mîr-i mîrânı vardır. Zâhir sultanı kılıçla hükmeder, bâtın sultanı nefes ve himmetle fetheder. Devlet-i Âliyye, dervişlerin duası ve şeyhlerin himmetiyle pâyidardır.» — Şükrullâh

Bu fasıl, Osmanlı kuruluşunun gazi-derviş (Horasan Erenleri) ittifakı üzerine yükseldiğini gösteren en muteber erken kaynaklardandır.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
FÂSIL 7 Yâfes Oğlu Türk'ten Oğuz Boylarına: 24 Boyun Damgaları ve Teşkilâtı

Türklerin Nesebi, Oğuz Kağan Destanı ve Boy Teşkilâtı

Şükrullâh'ın eseri, Türk tarihi ve Oğuz etnografyası bakımından devrim niteliğinde bilgiler ihtiva eder. Müellif 1449'daki Karakoyunlu elçiliği esnasında Doğu kütüphanelerindeki Farsça ve Uygurca yazma Oğuznâme nüshalarını bizzat tetkik etmiş ve bu bilgileri eserine nakletmiştir.

Şükrullâh, Türklerin soy kütüğünü Hz. Nûh'un oğlu Yâfes'e bağlar. Yâfes'in oğlu Türk'ten itibaren Oğuz Kağan'a uzanan şecereyi tahlil eder. Oğuz Kağan'ın altı oğlundan (Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ, Deniz) türeyen 24 Oğuz boyunun tam listesini, her boyun ongununu (kutsal kuşunu) ve hususi damgasını kaydeder.

Osmanlı hanedanının Oğuzların en şerefli kolu olan Kayı boyundan geldiğini açık ve şüphe götürmez delillerle ispat eden ilk Osmanlı müverrihlerinden biri Şükrullâh'tır. Bu tespit, Osmanlı Devleti'nin yalnız İslâmî değil, aynı zamanda kadim Türk hükümdarlık an'anesine göre de meşru hakan olduğunu tescillemiştir.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
FÂSIL 8 Süleyman Şah'tan Ertuğrul Gazi ve Osman Bey'e: Söğüt'ten Bursa'ya Kutlu Yürüyüş

Osmanlı Hânedanının Menşei ve Kuruluş Devri Kroniği

Eserin on üçüncü ve nihai bâbı, Âl-i Osmân tarihine hasredilmiştir. Şükrullâh, Moğol istilası önünden Anadolu'ya hicret eden Süleyman Şah (veya Gündüz Alp) ve oğlu Ertuğrul Gazi'nin Söğüt ve Domaniç bölgesine yerleşmesini, Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad ile olan münasebetlerini nakleder.

Osman Gazi'nin rüyası, Şeyh Edebâli'nin tâbiri ve Osmanlı hânedanına verilen müjde tafsilatıyla anlatılır. Müellif, Osman Bey'in adaletini, dervişlere ve fukaraya olan ikramını, fethettiği yerlerde Hristiyan tebaaya gösterdiği müsamahayı vurgular. Orhan Gazi devrinde Bursa, İznik ve İzmit'in fethiyle beyliğin teşkilatlı bir devlete dönüşmesi incelenir.

Şükrullâh, Osmanlı gazilerinin «i'lây-ı kelimetullâh» (Allah'ın kelâmını yüceltme) gayesiyle hareket ettiklerini, hiçbir fethin şahsî menfaat veya ganimet hırsıyla yapılmadığını delillendirir.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
FÂSIL 9 Çelebi Mehmed'in Birliği İhyası, Varna Zaferi ve İstanbul'un Fethinin Müjdesi

Fetret Devri, II. Murad Çağı ve Fâtih'in Cülûsu

Şükrullâh, I. Bayezid'in (Yıldırım) Ankara Savaşı mağlubiyetini ve akabinde zuhur eden Fetret Devri buhranını derin bir teessür ve tahlil ile ele alır. Çelebi Sultan Mehmed'in kardeş kavgalarına son vererek devleti yeniden toparlamasını «ikinci kuruluş» olarak vasfeder.

Bizzat hizmetinde bulunduğu ve diplomatik görevler üstlendiği Sultan II. Murad devrini canlı müşahedelerle anlatır. Varna Savaşı (1444) ve II. Kosova Zaferi (1448) ile Haçlı tehdidinin bertaraf edilişini, Osmanlı ordu teşkilatının azametini ve II. Murad'ın derviş-meşrep adaletini över.

Eser, genç padişah Fatih Sultan Mehmed'in tahta çıkışı ve İstanbul'un fethine hazırlık safhasıyla nihayete erer. Şükrullâh, İstanbul'un fethini Resûl-i Ekrem Efendimiz'in kutlu hadis-i şerifinin tahakkuku olarak selamlar.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
FÂSIL 10 Tercüme-i Behcetü't-Tevârîh'ten Âlî ve Kâtib Çelebi'ye Uzanan Tesir Dairesi

Behcetü't-Tevârîh'in Türk Tarih Yazıcılığındaki Yeri ve Tesirleri

Şükrullâh'ın Behcetü't-Tevârîh'i, telif edildiği andan itibaren Osmanlı ve Doğu tarih yazıcılığında temel bir başvuru kaynağı haline gelmiştir. Farsça aslı pek çok kütüphanede istinsah edilmiş, Kanûnî devrinde Sadrazam Rüstem Paşa'nın emriyle şair Za'îfî Mehmed Efendi tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir.

Daha sonra 1587'de Sultan III. Murad'ın emriyle Mîr Kâtib Mustafa b. Mehmed tarafından Câmiu't-Tevârîh adıyla genişletilerek yeniden tercüme edilmiştir. Neşrî, İbn Kemal, Âşıkpaşazâde, Hoca Sâdeddin Efendi, Gelibolulu Mustafa Âlî ve Kâtib Çelebi gibi sonraki nesil büyük Osmanlı müverrihleri, ilk dönem hadiseleri ve bilhassa Oğuz boy şeceresi hususunda Şükrullâh'ı ana mehaz olarak kabul etmişlerdir.

«Şükrullâh, Osmanlı tarihçiliğinde destanî rivayetten felsefî ve evrensel tarihçiliğe geçişin mümtaz köprüsüdür. Onun satırlarında Türk'ün töresi ile İslâm'ın irfânı kemâle ermiştir.»

Günümüzde Şükrullâh'ın eseri, hem erken Osmanlı bürokrasisinin zihniyet dünyasını anlamak hem de tasavvufî-evrensel tarih felsefesini kavramak bakımından kütüphanelerimizin en kıymetli şaheserleri arasında yer almaktadır.

Sihravemen Külliyâtı • Şükrullâh bin Şihâbeddîn Ahmed el-İstanbûlî (1388-1464) ▲ Başa Dön
PERSISTENT ALWAYS-VISIBLE 50 ROOMS QUICK JUMP PANEL AT BOTTOM OF EVERY PAGE PERSISTENT ALWAYS-VISIBLE 50 ROOMS QUICK JUMP PANEL AT BOTTOM OF EVERY PAGE

🏛️ 50 İLİM ODASI HIZLI ERİŞİM PANELİ

Melekût, Peygamberler, Veliler, Parapsikoloji ve Havas odaları arasında tek tıkla geçiş yapın:

📜 50 Oda Kataloğu 🕊️ Varlıklar Katedrali 📜 Veda Hutbesi 👁️ Parapsikoloji ⚡ 28 Simülatör