Şeyh-i İşrâk Sühreverdî'nin Heyâkilü'n-Nûr eseri; yedi nûr heykeli, Nûru'l-Envâr, cisim ve berzah, nefs-i nâtıkanın aydınlanması, melekût tecellileri ve işrâk felsefesi külliyatı.
Şeyh-i İşrâk Şehâbeddin es-Sühreverdî ve Heyâkilü'n-Nûr: Yedi Nûr Heykeli, Işık Metafiziği, Nefsin Cevheri ve Melekût Şuhûdu Külliyatı
FASIL I: Şeyh-i İşrâk Şehâbeddin es-Sühreverdî el-Maktûl'ün Hayatı ve Felsefî Misyonu
İslâm felsefe ve irfan tarihinin en cüretkâr, dâhiyâne ve trajik simalarından biri olan Şihâbüddîn Ebü'l-Fütûh Yahyâ b. Habeş b. Emîrek es-Sühreverdî (549-587 / 1154-1191), bilinen unvanıyla Şeyh-i İşrâk veya genç yaşta şehit edildiği için el-Maktûl, İran'ın Zencan eyaletine bağlı Sühreverd kasabasında doğmuştur. Henüz otuz sekiz yıllık kısa ömrüne, İslâm felsefesinde Meşşâî (Aristocu/İbn Sînâcı) rasyonalizme alternatif yepyeni bir mektep olan Hikmet-i İşrâk'ı (Aydınlanma/Işık Felsefesi) sığdırmıştır.
Sühreverdî, Marâga ve İsfahan'da zâhirî ilimleri, mantığı ve felsefeyi tahsil ettikten sonra Anadolu, Suriye ve Mezopotamya'da seyahat etmiş; riyazet, halvet ve müşahede ile zihnî idrakini kalbî basiretle taçlandırmıştır. Halep'e yerleştiğinde Eyyûbî hükümdarı Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin oğlu el-Melikü'z-Zâhir Gazi'nin takdirini kazanmış; ancak onun geleneksel felsefe kalıplarını aşan bâtınî ve işrâkî söylemlerinden ürken zâhir ulemasının tazyiki neticesinde Halep Kalesi'nde hapsedilerek genç yaşta şehit edilmiştir.
Sühreverdî'nin temel davası; kadim peygamberlerin (Hz. İdrîs, Hz. Şît, Hz. İbrâhîm) nûrânî hikmeti ile kadim Doğu (Fars/Hermes) ve Batı (Pisagor, Platon) irfanını, Kur'ân-ı Kerîm'in Nûr âyeti mihverinde tevhid ederek hakikatin keşfe ve sezgiye dayalı ışık felsefesini inşa etmekti.
FASIL II: Heyâkilü'n-Nûr Eserinin Mahiyeti ve Yedi Heykel Tasavvuru
Sühreverdî'nin Hikmetü'l-İşrâk, et-Telvîhât ve el-Meşâri' gibi hacimli eserleri yanında; felsefesinin en veciz, billurlaşmış ve tasavvufî özeti sayılan risalesi Heyâkilü'n-Nûr'dur (Nûr Heykelleri). Arapça kaleme alınan bu eser, bizzat müellif tarafından Farsça'ya da tercüme edilmiş ve asırlar boyunca Celâleddin ed-Devvânî ve Gıyâseddin Deştekî gibi dev şârihler tarafından şerh edilmiştir.
'Heykel' kelimesi, lügatte mabed, beden, suret ve tecelligâh mânâsına gelir. Sühreverdî'ye göre bu kâinattaki her bir varlık seviyesi, ilahî nûrun bir heykeli, bir kabı ve zuhurgâhıdır. Eser yedi ana 'Heykel'e (bölüme) ayrılmıştır. Bu yedi heykel, hem yedi feleğe, hem yedi nefis makamına, hem de insanın fiziksel kesafetten mutlak Nûr'a doğru yükseliş basamaklarına tekabül eder.
Sühreverdî eserin mukaddimesinde şöyle nida eder: 'Ey her nûrun kaynağı olan Nûru'l-Envâr! Nefislerimizi karanlık heykellerin bağından kurtar, bizi Kudsî Âlem'in nûrâniyetine ulaştır!'
FASIL III: I. Heykel: Cisim, Madde ve Karanlığın (Berzah) Mahiyeti
Sühreverdî'nin ontolojisinde varlık ikiye ayrılır: Nûr (kendiliğinden apaçık ve başkasını da apaçık kılan) ve Zulmet / Berzah (kendiliğinden karanlık olan, başkasının aydınlatmasına muhtaç bulunan).
Birinci Heykel'de cismin mahiyeti incelenir. Cisim, bizâtihî karanlıktır (Hey'et-i Zulmâniyye). O, kendi kendine ışık veremez; varlığını idrak edemez. Taş, toprak ve maddî beden kendi şuuruna sahip değildir. Sühreverdî cisimlere 'Berzah' adını verir; çünkü cisim, hakiki nûrların tecellisine perde olan, ışığı hapseden kesif bir engeldir.
Madde, ilahî nûrun en alt, en zayıf ve en yoğunlaşmış mertebesidir. İnsan ruhunun bu maddî heykel içine düşmesi, nûrânî vatanından uzaklaşması demektir. Sâlik, önce bu ilk heykelin hakikatini, yani bedenin bir hapishane olduğunu idrak etmelidir.
FASIL IV: II. Heykel: Nefs-i Nâtıka ve Nûr-ı Müdrik (İdrak Eden Işık)
İkinci Heykel'de Sühreverdî, insanın hakiki cevheri olan 'Nefs-i Nâtıka'yı tahlil eder. Nefs, cisim gibi karanlık değildir; o bizzat kendisinin farkında olan bir 'Nûr-ı Mücerred'dir (Soyut Işık).
Sühreverdî burada Meşşâî felsefenin 'insan aklı nesnelerin suretini pasif olarak kabul eder' tezini reddeder. Ona göre idrak, nesnelerin zihne girmesiyle değil; nûrânî nefsin o nesneye karşı 'Huzûrî İlim' ile yönelmesi ve onu aydınlatmasıyla (İşrâk) gerçekleşir. İnsan 'ben' dediğinde bedenini değil, bu nûrânî cevheri kasteder.
Bu nûr, bedenin bir uzvu veya beynin bir arazı değildir. O, Melekût âleminden inmiş, bedeni bir vasıta olarak kullanan göksel bir ışıktır.
FASIL V: III. ve IV. Heykel: Felekî Nûrlar ve Nûru'l-İspehbed (Yönetici Işık)
Üçüncü ve Dördüncü Heykellerde göksel kürelerin (feleklerin) nûrları ve insan bedenini sevk ve idare eden ruhanî nûr incelenir. Sühreverdî, insan bedenini yöneten nûra kadim Fars terminolojisinden mülhem olarak 'Nûr-ı İspehbedî' (Kumandan Işık) adını verir.
Tıpkı bir ordunun kumandanı gibi, Nûr-ı İspehbedî de kalbi ve dimağı merkez ittihaz ederek beş zâhirî duyuyu (görme, işitme, tatma, koklama, dokunma) ve beş bâtınî idraki (hiss-i müşterek, hayal, vehim, hafıza, mutasarrıfa) idare eder.
Feleklerin hareketleri ise melekûtî nûrların aşk ve şevk ile Nûru'l-Envâr'a (Işıklar Işığı'na) yönelişinden doğar. Kâinattaki her bir yıldız ve gezegen, bir melekî nûrun heykeli ve kandilidir.
FASIL VI: V. Heykel: Nûru'l-Envâr: Cenâb-ı Hakk'ın Mutlak Nûru
Beşinci Heykel, Sühreverdî metafiziğinin zirve noktasıdır. Bütün nûrların kaynağı, mebdei, yaratıcısı ve ayakta tutucusu olan Zât-ı Zülcelâl: Nûru'l-Envâr'dır (Işıkların Işığı, Nûr-ı Mutlak).
Cenâb-ı Hak hakkında Kur'ân-ı Kerîm'in beyanı esastır: 'Allâhu nûru's-semâvâti ve'l-ard' (Allah, göklerin ve yerin nûrudur; en-Nûr, 24/35). Sühreverdî'ye göre Allah Teâlâ'nın zâtı saf ışıktır. O'nun hiçbir benzeri, dengi veya zıddı yoktur; zira O'nun zıddı olan karanlık (adem/yokluk) bizâtihî bir varlığa sahip değildir.
Nûru'l-Envâr, sonsuz şiddet-i zuhûrundan ötürü gizlidir! Tıpkı yarasa kuşunun gözünün güneş ışığının şiddetine dayanamayıp onu karanlık görmesi gibi; beşerî akıl da ilahî nûrun azameti karşısında kamaşır ve O'nu idrakten aciz kalır.
FASIL VII: VI. Heykel: Nûrların Sudûru ve Âlem-i Misâl (İklim-i Heştüm)
Altıncı Heykel'de Sühreverdî, Nûru'l-Envâr'dan süflî âleme kadar nûrların nasıl mertebe mertebe tecelli ettiğini ve İslâm felsefesine kazandırdığı en büyük mefhum olan Âlem-i Misâl'i (Hûrkalya, Câberkâ ve Câbelsâ) izah eder.
Sühreverdî, Meşşâîlerin sadece Akıl Âlemi ve Madde Âlemi şeklindeki ikili tasnifini yetersiz bularak; bu ikisinin arasında yer alan 'Sekizinci İklim' (İklim-i Heştüm / Âlem-i Berzah / Âlem-i Eşbâh-ı Mücerrede) doktrinini kurmuştur. Bu âlem, maddeden mücerret fakat suret sahibi varlıkların, rüyaların, melekûtî şekillerin ve ruhanî hadiselerin tecelli sahasıdır.
Sâlik riyazetle maddî bağları kopardığında, Nûr Heykeli olan ruh bu Misâl âlemine uçar; gaybî sesleri (Hâtif) işitir ve melekûtî nurlarla kucaklaşır.
FASIL VIII: VII. Heykel: Halâs-ı Nefs: Ruhun Kurtuluşu ve Vuslat Tecellisi
Yedinci ve son Heykel, nefsin bu karanlık heykeller diyarından (arz-ı süfliyye) kurtularak Nûru'l-Envâr'a vuslatını anlatır. Sühreverdî'ye göre felsefe sadece kitap okumakla veya mantık kıyasları kurmakla tamamlanamaz. Hakiki feylesof (el-Hakîmü'l-Müteellih), hem aklî burhanı hem de kalbî müşahedeyi nefsinde cem eden kimsedir.
Ruh, beden kafesinden kurtulup 'Mugayyebât' ufkuna yükseldiğinde üzerine 'Hurre-i Kudsiyye' (Kutsal Nûrânî Işıma) yağar. Bu makamda sâlik, sekînet ve vecd içinde fenâ bulur. Artık gören, işiten ve idrak eden bizzat Nûr'un kendisidir.
Sühreverdî bu son faslı bir münacatla bağlar: 'Ey her karanlığı aydınlatan, ey kalplerin nûru! Bizi heykellerin esaretinden kurtar, bizi ezelî nûrunun deryasında gark eyle!'
FASIL IX: Şeyh-i İşrâk'ın İslâm ve Batı Tefekkürüne Derin Tesiri
Sühreverdî'nin Heyâkilü'n-Nûr'u, İslâm coğrafyasında derin izler bırakmıştır. Şems-i Tebrîzî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin ışık ve aşk metafiziğinde Sühreverdî'nin parıltıları parlar. Daha sonra Molla Sadrâ (Sadreddin Şîrâzî), el-Hikmetü'l-Müteâliye mektebini kurarken Sühreverdî'nin Nûr ontolojisini Vahdet-i Vücûd ile birleştirerek zirveye taşımıştır.
Osmanlı medreselerinde Devvânî'nin Şerhu Heyâkili'n-Nûr'u asırlarca felsefe ve irfan talebelerine ders kitabı olarak okutulmuştur. Kezâ Batı dünyasında Henry Corbin ve Toshihiko Izutsu gibi modern müsteşrik ve filozoflar, Doğu'nun rasyonel metafiziğini anlamak için en temel başvuru kaynağı olarak Sühreverdî'yi seçmişlerdir.
FASIL X: Netice: Modern İnsanın Karanlığına Karşı İşrâkî Bir Çağrı
🏛️ 50 İLİM ODASI HIZLI ERİŞİM PANELİ
Melekût, Peygamberler, Veliler, Parapsikoloji ve Havas odaları arasında tek tıkla geçiş yapın: