Şeyhü'l-İşrâk Sühreverdî'nin Hayatı, Anadolu ve Artuklu Sarayındaki İrfanî Yılları
İslâm felsefe ve tasavvuf tarihinin en nev-i şahsına münhasır, trajik ve nûrânî simalarından biri olan Şihâbüddîn Yahyâ b. Habeş es-Sühreverdî (tarihte Şeyhü'l-İşrâk ve el-Maktûl / eş-Şehîd unvanlarıyla bilinir), 549 (1154) yılında İran'ın Sühreverd kasabasında doğmuştur. Merâga'da Mecdüddîn el-Cîlî'den felsefe ve usûl, İsfahan'da mantık tahsil etmiş; İbn Sînâ Meşşâî felsefesini bütünüyle hatmettikten sonra salt aklî delillerin hakikate ulaşmada kifayetsiz kaldığını hissederek riyâzet, çile ve keşf yoluna yönelmiştir.
Anadolu'ya geçerek Selçuklu ve Artuklu saraylarında hürmet görmüş; özellikle Harput Hükümdarı İmâdüddîn Ebû Bekir b. Karaaslan'ın sarayında kalarak ona ithafen İşrâkî felsefenin en duru ve latif özeti olan el-Elvâhu'l-İmâdiyye (İmâdî Levhalar) adlı şaheserini telif etmiştir.
«Işık, zatı gereği apaçık görünen ve başka her şeyi görünür kılan şeydir. Varlıkta ışıktan daha açık, daha aşikâr ve tanımlanmaya daha az muhtaç hiçbir şey yoktur. Öyleyse bütün mevcudat, Mutlak Işık'tan yayılan nûr derecelerinden ibarettir.» — Sühreverdî, el-Elvâhu'l-İmâdiyye