يَقُولُ الْعَبْدُ فِي بَدْءِ الْأَمَالِي * لِتَوْحِيدٍ بِنَظْمٍ كَاللَّآلِي
"Kul, inciler gibi dizilmiş bir nazımla tevhidi beyan etmek üzere emâlînin (yazdırılan derslerin) başlangıcında şöyle der: İlâhımız kadîmdir, zâtında ve sıfatlarında hiçbir benzeri ve dengi yoktur..." — Sirâceddîn Ali b. Osmân el-Ûşî
Fasıl I: Fergana Vadisi İrfanı ve Sirâceddîn el-Ûşî'nin Entelektüel Muhiti
Mâverâünnehir havzasının doğu ucunda, Seyhun (Sirderya) nehrinin hayat verdiği mümbit Fergana vadisinde yer alan Ûş şehri, İslâm medeniyetinde Hanefî fıkhı ve Mâtürîdî kelâmının en sarsılmaz kalelerinden biri olmuştur. Hicrî VI. asırda bu topraklarda yetişen Sirâceddîn Ebü'l-Hasen (veya Ebû Muhammed) Ali b. Osmân b. Muhammed et-Teymî el-Ûşî el-Fergānî (v. 575/1179 civarı), hem fıkıhta el-Fetâva's-Sirâciyye adlı fetva mecmuasıyla kaza hukukuna yön vermiş, hem de kelâm ve akāid sahasında nazmettiği liyakatli manzumelerle asırlarca milyonlarca talebenin zihnini ve kalbini Ehl-i Sünnet akidesiyle mayalamış bir kutup şahsiyettir.
Ûşî, Ebü'l-Hasan Ali b. Ömer el-Harîrî ve Fahrü'l-İslâm el-Pezdevî mektebinin talebelerinden fıkıh ve kelâm tahsil etmiş; Semerkant ve Buhara medreselerindeki yüksek ilmî münazaralarda Mâtürîdiyye kelâmının aklî ve naklî temellerini en yüksek belâgatla müdafaa etmiştir.
Fasıl II: Bed'ü'l-Emâlî'nin Telif Sebebi, Vezni ve Edebî Mimarisi
Ûşî'nin İslâm dünyasında en çok ezberlenen ve üzerine onlarca şerh yazılan şaheseri, asıl adı Kasîdetü'l-Lâmiyye fi't-Tevhîd olan fakat ilk beytinin ilk kelimelerine izâfeten Bed'ü'l-Emâlî (بدء الأمالي) veya el-Kasîdetü'l-Emâlî diye şöhret bulan 67 beyitlik akāid manzumesidir.
"Emâlî", bir hocanın talebelerine hafızasından veya ders notlarından yazdırdığı takrirler (imlâlar) demektir. Ûşî, Mâtürîdî akāidinin en çetin ve felsefî meselelerini aruzun Vâfir bahrinde (مُفَاعَلَتُنْ مُفَاعَلَتُنْ فَعُولُنْ) ve lîye (ل) kāfiyesiyle öyle muazzam bir ahenkle nazmetmiştir ki, talebeler ciltler dolusu kelâm kitabını mütalaa etmeden önce bu 67 beyti ezberleyerek Ehl-i Sünnet omurgasını zihinlerine nakşetmişlerdir.
Fasıl III: Tenzîh ve Sıfât-ı Zâtiyye: Cisim, Mekân ve Zamandan Münezzeh Varlık
Kasîdenin ilk beyitleri Zât-ı Bârî'nin tenzîhine tahsis edilmiştir. Ûşî, Mu'tezile'nin sıfatları inkâr eden ta'tîl fikri ile Müşebbihe ve Mücessime'nin Allah'a cisim ve mekân isnat eden teşbih sapkınlığını aynı anda reddeder:
إِلَهُ الْخَلْقِ مَوْلَانَا قَدِيمٌ * وَلَا يُعْزَى إِلَيْهِ شِبْهُ حَالِ
"Yaratılmışların İlâhı ve Mevlâmız kadîmdir (ezelîdir); O'na hiçbir halin, cismin veya keyfiyetin benzerliği nispet edilemez."
Allah Teâlâ ne bir cisimdir, ne bir arazdır, ne bir mekânda yer tutar ne de zamanın akışına tabidir. O, yarattığı hiçbir şeye benzemez (Muhâlefetün li'l-Havâdis); zâtında vahid, sıfatlarında kâmildir. Ûşî, Mâtürîdî kelâmının zâtî ve sübûtî sıfatlar taksimatını (Hayat, İlim, Sem', Basar, İrade, Kudret, Kelâm, Tekvîn) beyitlerin içine nakış gibi işlemiştir.
Fasıl IV: Tekvîn Sıfatı ve Mâtürîdiyye ile Eş'ariyye Arasındaki Nüans
Mâtürîdî mezhebini Eş'arî mezhebinden ayıran en karakteristik kelâmî ihtilaflardan biri Tekvîn sıfatının ezelîliği meselesidir. Eş'arîler tekvîni kudret sıfatının taalluklarından biri sayarken, Mâtürîdîler tekvînin zâtla kaim ezelî ve müstakil bir sübûtî sıfat olduğunu savunurlar.
Sirâceddîn el-Ûşî, kasidesinde Mâtürîdî akidesinin bu temel esasını açıkça vurgular: Cenâb-ı Hakk'ın yaratma, rızık verme, ihya ve imâte etme fiilleri hâdis (sonradan olma) değil, O'nun ezelî Tekvîn sıfatının kâinattaki tecellileridir. Kâinat sonradan yaratılmıştır (hâdistir), fakat Allah Teâlâ ezelde de Hâlık'tır, Rezzâk'tır.
Fasıl V: Rü'yetullâh Nazariyesi: Âhirette Cemâl-i İlâhî'nin Müşahedesi
Kasîdetü'l-Emâlî'nin en coşkulu ve metafiziksel beyitleri, müminlerin cennette Cenâb-ı Hakk'ı rüyetle (baş gözleriyle) müşâhede edeceklerini beyan eden kısımdır:
يَرَاهُ الْمُؤْمِنُونَ بِغَيْرِ كَيْفٍ * وَإِدْرَاكٍ وَضَرْبٍ مِنْ مِثَالِ
"Müminler O'nu (âhirette) keyfiyetsiz, ihatasız ve hiçbir misal ve benzerlik olmaksızın apaçık göreceklerdir."
Ûşî, Mu'tezile'nin aklı naklin önüne geçirerek rü'yetullâhı inkâr etmesini Kıyâme Sûresi'nin 22-23. âyetleri (وجوه يومئذ ناضرة إلى ربها ناظرة) ve mütevâtir hadislerle cerheder. Rü'yet bir haktır; ancak bu görme dünyevî gözün fiziksel ışık dalgalarını algılaması gibi bir cihette, mesafede veya karşılıklı konumda değil; keyfiyeti akıllara sığmayan, mekânsız ve benzersiz ruhanî bir tecellî olarak vuku bulacaktır.
Fasıl VI: Ef'âl-i İbâd, Kesb ve İrade-i Cüz'iyye
İnsanın fiilleri ve kader bahsinde Ûşî, Cebriyye ile Mu'tezile arasındaki Ehl-i Sünnet orta yolunu (Sirât-ı Müstakîm) kurar:
- Halk (Yaratma): İnsanın iyi veya kötü bütün fiillerinin yaratıcısı yalnızca Allah'tır. Zira mülkünde O'ndan başka yaratıcı yoktur.
- Kesb (Kazanma ve Tercih): İnsan, fiillerinde mutlak mecbur (robot) değildir; Cenâb-ı Hakk'ın kendisine bahşettiği cüz'î irade ve kesb kabiliyetiyle hayrı veya şerri tercih eder. Sevap ve azap bu kesbe terettüp eder.
Böylece ne kulun iradesi inkâr edilerek adalet çiğnenir ne de kula yaratıcılık isnat edilerek şirk koşulur.
Fasıl VII: Nübüvvet, İsmetü'l-Enbiyâ ve Kur'ân-ı Kerîm'in İ'câzı
Ûşî, peygamberlik müessesesini ve peygamberlerin sıfatlarını (Sıdk, Emânet, Tebliğ, Fetânet, İsmet) nazmederken, peygamberlerin nübüvvetten önce de sonra da şirkten ve kebâirden (büyük günahlardan) masum olduklarını kesin bir dille belirtir.
Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ (s.a.v.), peygamberlerin sonuncusu (Hâtemü'l-Enbiyâ) ve kâinatın seyyididir. O'nun getirdiği Kur'ân-ı Kerîm, mahlûk olmayan (gayr-ı mahlûk) ezelî kelâm sıfatının tecellisidir. Mushaflarda yazılı olan, dillerle okunan ve kalplerde ezberlenen lafızlar hâdis olsa da, delâlet ettiği mânâ (Kelâm-ı Nefsî) ezelî ve ebedîdir.
Fasıl VIII: Ashâb-ı Kirâm Hürmeti ve Hilafet Nizamı
Kasîdede Ehl-i Sünnet'in sahâbe telakkisi berrak bir nizamla ortaya konur:
وَخَيْرُ النَّاسِ بَعْدَ الرُّسْلِ طُرًّا * صِدِّيقُهُمْ بِلَا رَيْبٍ وَقَالِ
"Bütün peygamberlerden sonra insanların en hayırlısı, hiçbir şüphe ve dedikoduya mahal olmaksızın Ebû Bekir es-Sıddîk'tır."
Ardından Hz. Ömer el-Fârûk, Hz. Osmân Zü'n-Nûreyn ve Hz. Ali el-Mürtezâ'nın fazilet ve hilafet sırası teyit edilir. Ûşî, sahâbeye dil uzatmanın, fitne çıkarmak ve sünnetin nakil zincirini tahrip etmek olduğunu ihtar eder.
Fasıl IX: Sem'iyyât: Kabir Hayatı, Mîzân, Sırât ve Şefaat-i Uzmâ
Aklın tek başına idrak edemeyip ancak vahiy ve sahîh hadislerle bilinen gaybî hakikatler (Sem'iyyât):
- Kabir Azabı ve Nimetleri: Münker ve Nekir suali haktır; kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.
- Mîzân ve Sırât: Amellerin tartıldığı mîzân ve cehennem üzerine kurulan sırât köprüsü zâhirî hakikattir, tevil edilemez.
- Şefaat: Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.), diğer enbiyânın ve salih müminlerin büyük günah sahiplerine şefaat etmesi haktır ve mevcuttur.
Fasıl X: Şerhler Tarihi ve Osmanlı Medrese Geleneğindeki Yeri
Bed'ü'l-Emâlî, telif edildiği andan itibaren İslâm dünyasında derin akisler uyandırmıştır. Üzerine yapılan şerhler bir kütüphane oluşturacak çaptadır:
- Molla Ali el-Kārî: Dav'ü'l-Meâlî li-Bedi'l-Emâlî (En meşhur ve kapsamlı tahkik şerhi).
- İbn Cemâa: Cevâhirü'l-Kelâm fî Şerhi Akāidi Ehli'l-İslâm.
- İbnü'l-Hanbelî: el-Leâli'l-Müntehabât.
- Ahmed Âsım Ayıntâbî: Osmanlıca tercüme ve şerhi Merâhu'l-Meâlî.
Osmanlı medreselerinde sıbyan mektebinden ibtidâ-i dâhil derecesine kadar her talebeye Emâlî ezberletilmiş; Balkanlar'dan Yemen'e, Kafkaslar'dan Mağrib'e kadar Ehl-i Sünnet inancının sağlam kalesi olmuştur. Ûşî'nin bu eseri, kelâmın felsefî derinliğini şiirin ebedî ahengiyle buluşturan ebedî bir şaheserdir.