Sıbt İbnü'l-Cevzî: Mir'âtü'z-Zamân fî Târîhi'l-A'yân, Kainat Tarihi, Kronoloji ve Rical İrfanı Külliyâtı
Bağdat ve Dımaşk İrfan Havzasında Âlem-i Mülk Tarihi; Yaratılıştan Haçlı Seferlerine Cihanşümul Tarih Felsefesi ve Ehl-i Beyt Menâkıbı
FASIL I: İlmin İki Nehri Arasında: Sıbt İbnü'l-Cevzî'nin Nesebi ve Yetişmesi
İslâm kronik yazıcılığının ve vaaz edebiyatının zirve simalarından biri olan Şemseddin Ebü'l-Muzaffer Yûsuf b. Kızoğlu (1186-1256), İslâm dünyasında daha çok 'Sıbt İbnü'l-Cevzî' (İbnü'l-Cevzî'nin Kız Torunu) unvanıyla şöhret bulmuştur. Annesi Râbia, Bağdat'ın efsanevî Hanbelî allâmesi, vâiz ve müellif Ebü'l-Ferec İbnü'l-Cevzî'nin kızıdır. Babası ise Selçuklu emîrlerinden Kızoğlu'dur. Dedesi İbnü'l-Cevzî'nin konağında, onun zengin kütüphanesinde ve feyzli vaaz meclislerinde büyüyen Sıbt, küçük yaşta Kur'ân'ı hıfzetmiş; hadis, fıkıh, ensâb, şiir ve tarih ilimlerinde derya haline gelmiştir. Genç yaşta Bağdat'tan Dımaşk'a (Şam) göç etmiş ve Eyyûbî sultanlarının büyük teveccühüne mazhar olmuştur.
FASIL II: Bağdat'tan Şam'a: Hanbelîlikten Hanefîliğe Geçiş ve Mezhepler Üstü Duruş
Sıbt İbnü'l-Cevzî'nin ilmî hayatındaki en mühim kırılma noktalarından biri, Bağdat'ta dedesinin yanında aldığı Hanbelî fıkıh formasyonundan sonra Şam'a yerleştiğinde Hanefî mezhebini benimsemesidir. Bu mezhep intikali, dönemin Şam Hanefî uleması ve Eyyûbî ümerâsı ile kurduğu derin irtibatın bir neticesidir. Ancak Sıbt, hiçbir zaman dar mezhep taassubuna kapılmamış; hadis ve rical tenkidinde selefin objektif miyarlarını muhafaza etmiş, Ehl-i Beyt muhabbetiyle Sünnî fıkıh dengesini mükemmelen telif eden mezhepler üstü bir irfan ufku sergilemiştir.
FASIL III: Mir'âtü'z-Zamân fî Târîhi'l-A'yân: Kâinatın Aynası Olan Dev Kronik
Sıbt İbnü'l-Cevzî'yi dünya tarih yazıcılığının devleri arasına sokan eseri 'Mir'âtü'z-Zamân fî Târîhi'l-A'yân' (İleri Gelenlerin Tarihinde Zamanın Aynası) adlı devasa genel tarihidir. Kâinatın ve meleklerin yaratılışından başlayıp müellifin vefat yılı olan 654 (1256) senesine kadar gelen bu muazzam külliyât, el yazması nüshalarında onlarca cildi bulan bir ummandır. Taberî, Mes'ûdî ve dedesi İbnü'l-Cevzî'nin el-Muntazam'ını kaynak olarak kullanan Sıbt, olayları yıl yıl (vekayinâme / havliyyât) usûlüyle tasnif etmiş, her yılın sonunda vefat eden âlim, devlet adamı, mutasavvıf ve şairlerin biyografilerini (terâcim) eklemiştir.
FASIL IV: Haçlı Seferleri Çağında Şahitlik: Kudüs'ün Teslimi ve Sultanlara Karşı Kıyam
Sıbt İbnü'l-Cevzî, sadece kütüphanesinde oturan bir müverrih değil, bizzat tarihin akışına müdahale eden bir hatip ve mücahiddir. 1229 yılında Eyyûbî Sultanı el-Melikü'l-Kâmil'in Haçlı İmparatoru II. Friedrich ile anlaşarak Kudüs'ü savaşsız Haçlılara teslim etmesi üzerine Şam Emeviyye Camii kürsüsüne çıkmış; öyle ateşli, feryat dolu ve hıçkırıklarla kesilen bir vaaz vermiştir ki bütün Şam halkı galeyana gelmiştir. Mir'âtü'z-Zamân'da bu hâdiseyi bir şahidin ıstırabıyla kaydetmiş, Eyyûbî sultanlarının zaaflarını ve Haçlı mezalimini cesaretle tarihe tescil etmiştir.
FASIL V: Tezkiretü Havâssi'l-Eimme fî Hasâisi'l-Eimme: Ehl-i Beyt Menâkıbı
Müellifin en çok tartışılan ve sevilen bir diğer eseri Tezkiretü Havâssi'l-Eimme'dir. Eser; Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve On İki İmam'ın hayatlarını, faziletlerini, kerametlerini ve şehadetlerini derin bir muhabbet ve tarihî vesikalarla anlatır. Eserde Kerbelâ vak'ası anlatılırken dökülen gözyaşları, Emevî siyasetinin tenkidi ve Ehl-i Beyt'in İslâm ümmetinin mânevî kalbi olduğu tezi, Sünnî irfan dünyasında Ehl-i Beyt sevgisinin ne denli köklü olduğunu gösteren başyapıtlarındandır.
FASIL VI: Vaaz Sanatının Zirvesi ve Şam Emeviyye Camii Kürsüsü
Sıbt İbnü'l-Cevzî, dedesi gibi İslâm tarihinin en büyük hatiplerinden biridir. Şam Emeviyye Camii'nde ve Cebel-i Kāsiyûn eteklerinde verdiği vaaz meclislerine onbinlerce insan, sultanlar, kadılar ve vezirler katılırdı. Kur'ân âyetlerini tefsir ederken tarihi kıssalarla zenginleştirmesi, şiirlerle dinleyicilerin kalbini rikkate getirmesi ve cehennem azabından bahsederken mecliste düşüp bayılanların olması onun hitabet gücünün şahitleridir. O, vaazı kuru bir nasihat değil, kitleleri dönüştüren bir ahlâk ve diriliş mektebi olarak görmüştür.
FASIL VII: İbn Asâkir Geleneği ve Şam Şehir Tarihçiliği
Mir'âtü'z-Zamân'ın özellikle 6. ve 7. hicrî asırlara ait kısımları, Şam ve civarının siyasî, içtimaî, ilmî ve iktisadî hayatı için birinci elden kaynaktır. İbn Asâkir'in Târîhu Medîneti Dımaşk'ından devraldığı mirası çağdaş gözlemlerle zenginleştirmiştir. Medreselerin inşası, vakıfların gelirleri, çarşı ve pazar teftişleri (hisbe), kıtlık ve veba salgınları, zelzeleler ve halk hareketleri Sıbt'ın kaleminde yaşayan bir şehir tablosuna dönüşür.
FASIL VIII: Moğol İstilası Arifesinde İslâm Dünyasının Ahvali
Sıbt İbnü'l-Cevzî, 1256 yılında yani Hülâgû'nun Bağdat'ı yerle bir etmesinden (1258) sadece iki yıl önce vefat etmiştir. Mir'âtü'z-Zamân'ın son ciltleri, ufukta yaklaşan Moğol kasırgasının adım adım ayak seslerini kaydeder. Hârizmşahlar'ın çöküşü, Cengiz Han ordularının Mâverâünnehir ve Horasan şehirlerinde yaptığı katliamlar ve Abbâsî hilafetinin içine düştüğü gaflet, bir müverrihin basiretiyle tahlil edilir. Eser, bir medeniyetin çöküş öncesi son büyük panoramasıdır.
FASIL IX: Tarih Metodolojisi: Belge Kullanımı ve Eleştirel Yaklaşım
Sıbt İbnü'l-Cevzî'nin tarihçiliği sadece rivayet nakli değildir. O, saray arşivlerindeki mektupları, diplomatik yazışmaları, resmî fermanları ve vakfiyeleri bizzat inceleyip eserine dercetmiştir. Rivayetler arasındaki çelişkileri belirtir, tarihî şahsiyetlerin faziletlerini anlatırken kusurlarını da gizlemez. Tarihî hâdiselerin zâhirî sebeplerini incelerken ilahî adaletin ve sünnetullahın tarihteki tecellîlerini tefekkür eden derin bir felsefî bakış açısına sahiptir.
FASIL X: Sıbt İbnü'l-Cevzî'nin Tarih Yazıcılığına Mirası ve Ebedî Kıymeti
Sıbt İbnü'l-Cevzî'nin Mir'âtü'z-Zamân'ı; Ebû Şâme el-Makdisî, Zehebî, İbn Kesîr, İbn Tağrîberdî ve Makrîzî gibi kendisinden sonra gelen bütün büyük İslâm tarihçilerinin ana müracaat kaynağı olmuştur. Zehebî onu 'Hatiplerin sultanı ve tarihin hafızası' olarak över. O, kâinatın tarihini insanın ebediyet yolculuğunun bir aynası olarak görmüş; geçmişin ibretlerinden geleceğin inşasını hedeflemiştir. Bu muazzam külliyât, zamanın yıpratıcı akışına karşı hakikatin ve adaletin sesini günümüze taşıyan ebedî bir ışıktır.