"Mende sığar iki cihân men bu cihâna sığmazam,
Gevher-i lâ-mekân menem kevn ü mekâna sığmazam..."
— Seyyid İmâdeddîn Nesîmî (Dîvân-ı Nesîmî, Gazeliyyât)
İslam tasavvuf ve irfan tarihinin en sarsıcı, en coşkulu ve bedeli kanla ödenmiş doruk noktalarından birini teşkil eden Seyyid İmâdeddîn Nesîmî (ö. 820/1417 [veya 807/1404]), harflerin bâtınî kozmolojisi ile ilahi aşkın vahdet şuhûdunu kendi varlığında cem etmiş müstesna bir Hak aşığıdır. Fazlullâh-ı Hurûfî Esterâbâdî'nin (ö. 796/1394) telif ettiği Câvidannâme-i Kebîr (veya Câvidân-ı İlâhî) isimli şaheserin ontolojik ve kozmolojik sistematiğini, Türkçenin ve Farsçanın en kudretli, en akıcı ve aruzun musiki vezinleriyle meczolmuş gazellerine dönüştüren Nesîmî; sadece bir tarikat mensubu değil, aynı zamanda kelâmın, sesin ve insan çehresinin ilahî tecelligâh olduğunu haykıran bir vahdet meşalesidir. Bu anıtsal monografi, Nesîmî'nin Halep Kalesi burçlarında derisinin yüzülmesine uzanan çileli ömrünü, Câvidannâme'nin harf ontolojisini, insan yüzündeki 28 ve 32 harfin kozmik anatomisini, Ehl-i Sünnet kelâmı karşısındaki itikadî tahlilini ve Bektâşî-Alevî irfanı ile klasik Divan şiirine bıraktığı silinmez mirası akademik derinlikle şerh etmektedir.
FASIL I: Halep Kalesinde Yüzülen Şair: Seyyid İmâdeddîn Nesîmî'nin Aşk ve Çile Yolu
Seyyid İmâdeddîn Nesîmî'nin doğum yeri ve asıl nesebi hakkında tarihi kaynaklarda Şamahı, Bağdat, Tebriz, Şirvan ve Diyarbekir gibi muhtelif rivayetler bulunmakla birlikte, çağdaşı ve sonraki tezkire yazarlarının (İbn Hacer el-Askalânî, Sehâvî, Taşköprülüzâde ve Âşık Çelebi) ittifak ettiği temel husus, onun Hz. Peygamber'in (s.a.v.) pâk neslinden gelen bir seyyid olduğu ve devrinin zahirî ve bâtınî ilimlerinde eşsiz bir vukufiyete ulaştığıdır. İlk tahsilini Şamahı ve Tebriz medreselerinde tamamlayan Nesîmî; Kur'an ilimleri, tefsir, hadis, fıkıh, mantık ve riyaziyat sahalarında derinleşmiş, aynı zamanda Arap ve Fars edebiyatının şaheserlerini ezberlemiştir.
Nesîmî'nin ruh dünyasındaki asıl infilak, Hurûfîliğin kurucusu Fazlullâh-ı Esterâbâdî ile karşılaşmasıyla gerçekleşmiştir. Fazlullâh'ın Horasan, İsfahan ve Bakü havalisinde yaydığı, harflerin kozmik anahtarlar ve varlığın ezeli şifreleri olduğunu savunan irfânî öğreti, Nesîmî'de adeta alevden bir meşaleye dönüşmüştür. Şeyhinin kızı ile evlenerek ona sıhriyet bağıyla da bağlanan Nesîmî, Esterâbâdî'nin 1394 yılında Timur'un oğlu Mîrânşâh tarafından Alıncak Kalesi'nde idam edilmesinin ardından, davanın en büyük tebliğcisi ve halifesi haline gelmiştir. Bu tarihten itibaren Azerbaycan, Anadolu, Irak ve Şam topraklarını adım adım dolaşan Nesîmî; I. Murad ve I. Bayezid devri Anadolusunda Germiyan, Bursa ve Ankara çevrelerinde irfan sohbetleri yapmış, Hacı Bayrâm-ı Velî ile görüştüğü rivayet edilmiş, nihayetinde Memlûk idaresindeki Suriye ve Halep bölgesine yerleşmiştir.
"Men mülk-i bekā bülbülüyem, gülşen-i tevhîd içre bağbânem,
Suretde gerçi katre menem, mânide ummân-ı bî-nihâyetem..."
— Seyyid Nesîmî, Dîvân, Gazel 142
Nesîmî'nin Halep'teki faaliyetleri, zahir ulemasını ve Memlûk saltanatının bürokratik kadrolarını şiddetle tedirgin etmiştir. Onun vahdet-i vücûdun en cüretkar ifadelerini cezbeli bir lisanla terennüm etmesi, harflerin esrarını aşikar kılması ve şiirlerinde "Hak Teâlâ'nın vechi insanda aşikardır" hakikatini işlemesi, zâhir uleması nezdinde "zındıklık ve ilhad" olarak yaftalanmıştır. Memlûk Sultanı el-Müeyyed Şeyh'in emriyle Halep Kalesi'nde kurulan şer'î mahkemede, şehrin başkadısı İbnü'ş-Şıhne ve Mâlikî, Şâfiî, Hanefî kadılarının huzurunda yargılanmıştır. Mahkemede hiçbir taviz vermeyen, inancını ve vahdet şuhûdunu bir kıl payı dahi gizlemeyen Nesîmî hakkında katl fetvası çıkarılmıştır.
Tarihin kaydettiği en dehşet verici ve metanet dolu sahnelerden biri bu noktada tecelli etmiştir: Sultanın fermanıyla derisi yüzülerek idam edilmesine hükmedilen Nesîmî, derisi yüzülürken dahi tek bir feryat koparmamış, kanlar içinde Hak Teâlâ'ya hamd ü senâ etmiş ve yüzülen derisini omzuna alarak Halep Kalesi'nin burçlarından ve kapılarından yürüyüp geçmiştir. Rivayet olunur ki, mahkeme esnasında cezbeli bir ulema mensubu: "Bu zındığın kanı o kadar pistir ki, bir damlası kime damlasa o uzvun kesilmesi vaciptir!" demiştir. İdam esnasında sıçrayan bir kan damlası fetvayı veren kadının parmağına isabet edince, kadı parmağını gizlemeye çalışmış; bunun üzerine can çekişen Nesîmî şu ölümsüz beyti irticalen söylemiştir:
"Zâhidin bir parmağın kessen döner Hak'tan kaçar,
Gör bu gerçek âşıkı ser-pâ soyarlar ağlamaz!"
FASIL II: Fazlullâh Esterâbâdî ve Câvidannâme: Varlığın Harfsel Ontolojisi
Seyyid Nesîmî'nin metafizik manzumesini kavrayabilmek için, onun mürşidi ve fikrî mimarı Fazlullâh-ı Hurûfî Esterâbâdî'nin kaleme aldığı Câvidannâme (Câvidân-ı Kebîr) doktrinini ontolojik olarak tahlil etmek zaruridir. Câvidannâme, İslam düşünce tarihinde eşine rastlanmayan radikal bir "harf ontolojisi" (logosentrik metafizik) inşa etmiştir. Bu doktrine göre varlık, özü itibariyle sestir (savt); ses ise harflerde (hurûf) cisimleşir ve nihayetinde kelimeler ile kelâmda tecelli eder.
Esterâbâdî, evrenin yaratılışını kelâmî ve ontolojik bir teselsül ile açıklar. Cenâb-ı Hakk'ın "Kün" (كُنْ - Ol!) emr-i ilâhîsi, sırf bir irade beyanı değil; ontolojik bir ses ve harf patlamasıdır. Bu ilahi kelâm, gayb âleminin karanlığından şehadet âleminin aydınlığına harfler vasıtasıyla intikal etmiştir. Câvidannâme'de varlık üç ana kozmik devreye ayrılır:
- Nübüvvet Devri (Âdem'den Hz. Muhammed'e): Peygamberler vasıtasıyla ilahi kelâmın tenzîl (indirilme) merhalesidir. Bu devir, Kur'an-ı Kerim'in nüzulü ve Hz. Muhammed Mustafâ (s.a.v.) ile hitama ermiştir. Bu devrin harfsel remzi 28 Arap harfidir.
- Velâyet Devri (Hz. Ali'den 11 İmama): İndirilen ilahi metinlerin bâtınî te'vil ve hakikatlerinin zuhur ettiği dönemdir. Şeriatın kabuğunun altındaki irfanî özün veliler ve imamlar tarafından idrak edildiği merhaledir.
- Ulûhiyyet / Beyân Devri (Fazlullâh ve Kelimâtullah): İlahi esrarın, harflerin hakiki mahiyetiyle perdesiz olarak aşikar olduğu devirdir. Bu devrin dili, 28 harfe Farsçadaki 4 harfin (pe, çim, je, gaf) ilavesiyle kemale eren 32 harfli Câvidan lisanıdır.
Câvidannâme'nin ontolojisinde madde ve ruh ikiliği ortadan kalkar; her zerre ilahi harflerin birer terkibidir. Gökyüzündeki burçlar feleği, yeryüzündeki dört unsur (ateş, hava, su, toprak), madenler, nebatat ve hayvanat; hepsi kendi mertebelerinde harflerin somutlaşmış tezahürleridir. Fakat bu tecellilerin tamamı, nihai ve ekmel manada sadece ve sadece "İnsân-ı Kâmil"de cem olur.
Fazlullâh Esterâbâdî'nin Câvidannâme metninde vazettiği ses ve harf metafiziği, antik Pisagorcu sayı mistisizmi veya Yahudi Kabala geleneğindeki Sefer Yetzirah metinleriyle yüzeysel benzerlikler taşısa da; özü ve istinad noktaları itibariyle tamamen Kur'an-ı Kerim'in lafzî ve bâtınî mimarisine dayanır. Esterâbâdî'ye göre Cenâb-ı Hak, zâtı itibariyle "Gaybü'l-Guyûb" (Gaybların Gaybı) ve mutlak bilinmezlik makamındadır. O'nun ilk taayyünü, ilk belirişi "Kelimâtullah" (Allah'ın Kelimeleri) mertebesindedir.
Esterâbâdî, Kur'an'daki hurûf-ı mukatta'a (الم, الر, حم, يس, طه vb.) harflerini varlığın genetik kodları olarak nitelendirir. 28 Arap harfi, insanın ve kâinatın yaradılışındaki "Lisan-ı Melekût"tur. Farsçada bulunan dört harfin (pe, çim, je, gaf) ilavesiyle oluşan 32 sayısı ise, insanoğlunun cismanî ve ruhanî kemalatının nihai şifresidir. Câvidannâme'ye göre yedi kat semâ, yedi kat arz, insanın ağzındaki 32 diş, omurgadaki 32 omur kemiği ve yüzdeki hatlar bu 32 kelimâtın tezahürüdür. Nesîmî bu ontolojiyi şiirleştirerek kuru ve karmaşık bir felsefeyi gönülleri tutuşturan bir irfan ummanına dönüştürmüştür.
FASIL III: Vech-i Âdem ve 28/32 Harf Tecellîsi: İnsan Yüzünde İlahî Kelâmın Yazılışı
Hurûfî irfanının en çarpıcı ve teolojik tartışmalara en çok zemin hazırlayan nazariyesi, "Vech-i Âdem" (İnsan Çehresi) doktrinidir. Câvidannâme ve Nesîmî'nin şiirlerinde insan yüzü, Cenâb-ı Hakk'ın zâtî ve sıfâtî tecellilerini bizzat kendi kudret eliyle nakşettiği canlı bir Mushaf-ı Şerîf olarak tasvir edilir. Kur'an-ı Kerim'deki:
وَفِي أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
"Kendi nefislerinizde de nice deliller vardır; görmüyor musunuz?" (ez-Zâriyât, 51/21)
ve Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "Şüphesiz Allah, Âdem'i kendi sûreti üzere yarattı" (Buhârî, İsti'zân 1) hadis-i şerifi, Hurûfîler tarafından harf ontolojisi bağlamında şerh edilmiştir. Bu anlayışa göre insan çehresinde iki temel hat tabakası mevcuttur:
| Hat Kategorisi | Fizyolojik Tezahür | Harf Sayısı | Metafiziksel Mukabili |
|---|---|---|---|
| Hutût-ı Ümmiyye (Anadan Doğan Hatlar) | İki kaş, dört kirpik sırası, baş saçı (7 hat) | 7 x 4 = 28 | Kelâm-ı Kadîm, 28 Arapça harf, Fâtiha'nın 7 âyeti (Seb'ul-Mesânî) |
| Hutût-ı İktisâbiyye (Bülûğ Hatları) | İki bıyık, iki yanak sakalı, çene altı saçı (8 hat) | 8 x 4 = 32 | Kelimât-ı Tâme, 32 Câvidan harfi, İnsân-ı Kâmil'in nihai zuhuru |
| Kutb-ı Vech (Burun ve Gözler) | Burun hattı Elif (ا), gözler Ayn (ع) veya Mîm (م) | Kozmik Mihver | Vahdetin dikey ekseni, Arş'ın rüknü, Nûr-ı Zât |
Nesîmî, gazellerinde bu harf anatomisini eşsiz bir lirizm ile işler. Ona göre sevgilinin yüzüne bakan bir ârif, kâğıda yazılmış Mushaf'ı değil; bizzat Allah'ın kendi nûrundan var ettiği canlı mushafı okumaktadır. Kaşların yay gibi duruşu Nûn (ن) harfidir; burun Elif (ا) gibi vahdeti dimdik temsil eder; ağız Mîm (م) sırrıdır; boyun Lâm (ل) inceliğindedir. Bu sebeple Nesîmî için insana hürmet etmek ve onun yüzündeki ilahi hattı müşahede etmek, Kâbe'ye secde etmekten farksızdır; zira Kâbe taş ve topraktan yapılmış bir binadır, insanın kalbi ve yüzü ise Cenâb-ı Zülcelâl'in bizzat tecellîgâhıdır.
Hurûfîlikte insan yüzünün bir Mushaf olarak okunması rastgele bir teşbih veya şairane bir fantezi değildir; katı kurallara bağlı bir "kozmik tefsir" metodolojisidir. Nesîmî'nin gazellerinde yer alan:
"Secdegâhımdır cemâlin ey nigâr-ı lem-yezel,
Kâbe-i ulyâ yüzündür, vech-i Rahmân'dır yüzün..."
— Seyyid Nesîmî, Dîvân, Gazel 88
mısraları, Kur'an-ı Kerim'deki "Küllü men aleyhâ fân ve yebkâ vechü Rabbike zü'l-celâli ve'l-ikrâm" (er-Rahmân, 55/26-27: 'Yeryüzündeki her şey fanidir; ancak celâl ve ikram sahibi Rabbinin vechi baki kalacaktır') âyetinin işârî te'vilidir. Nesîmî burada fenâ bulan şeyin insanın fani bedeni ve hayvani nefsi olduğunu; ancak insandaki ilahi vechin (vechullâh) ebediyyen baki olduğunu belirtir.
Aşağıdaki tabloda, Nesîmî'nin şiirlerinde ve Câvidannâme şerhlerinde yer alan organlar ve harf tekabüliyetleri ayrıntılı olarak listelenmiştir:
| Organ / Uzuv | Harf Sırrı | Ebced ve Kozmik İntisap | İrfânî Manası |
|---|---|---|---|
| Kaşlar (Ebrû) | Nûn (ن) | Ebced: 50 | Felek: Kamer | "Kâbe Kavseyn" (iki yay mesafesi) sırrı; cemal ve celal dengesi. |
| Burun (Bînî) | Elif (ا) | Ebced: 1 | Felek: Zât-ı Mutlak | Vahdetin bölünmez dikey sütunu; Hayat nefesinin çıktığı mahal. |
| Gözler (Çeşm) | Sâd (ص) & Ayn (ع) | Ebced: 90 / 70 | Felek: Şems | Basar ve Basiret nurları; Aynü'l-Yakîn müşahede kapısı. |
| Ağız ve Dudak (Leb) | Mîm (م) & Nokta | Ebced: 40 | Felek: Merih / Utarid | Kelimâtın çıktığı kaynak; Âb-ı Hayât çeşmesi; Hakîkat-i Muhammediyye. |
| Saç Zülüfleri (Gîsû) | Dâl (د) & Cîm (ج) | Ebced: 4 / 3 | Felek: Zuhal / Gece | Kesret âlemi, nûru örten karanlık perde (Leyl Sûresi tecellîsi). |
FASIL IV: "Mende Sığar İki Cihân": Nesîmî Dîvânı'nda Enel-Hak Coşkusu ve Vahdet Şiiri
Nesîmî, Türk edebiyatında aruz veznini Türkçenin öz deyişleriyle, atasözleriyle ve halkın canlı lisanıyla en muhteşem şekilde bağdaştıran dehalardandır. Türkçe ve Farsça iki büyük Dîvân sahibi olan şair, Hallâc-ı Mansûr'un (ö. 309/922) meşhur "Ene'l-Hak" (أَنَا الْحَقُّ) sedasını Horasan ve Anadolu coğrafyasında yeniden diriltmiştir.
Onun tüm Doğu ve Batı şarkiyatçılarının hayranlıkla incelediği meşhur müstakil gazeli, vahdet-i vücûdun ontolojik sınır tanımazlığını şu dizelerle haykırır:
Mende sığar iki cihân men bu cihâna sığmazam,
Gevher-i lâ-mekân menem kevn ü mekâna sığmazam.
Arşla ferş ü kâf ü nûn mende bulundu cümle çün,
Kes sözünü uzatma kim şerh ü beyâna sığmazam.
Kenz-i hafî menem bu dem, bahr-ı muhît-i a'zamem,
Zâhir ü bâtın olmuşam, kevn ü mekâna sığmazam.
Zerre menem, güneş menem, çâr ile penç ü şeş menem,
Sureti gör beyân ile, çünki beyâna sığmazam.
Tîr menem, kemân menem, pîr menem, civân menem,
Dövlət-i câvidân menem, ömr-i zamâna sığmazam...
Bu beyitlerde Nesîmî, insanın mikrokozmos (âlem-i sağîr) değil, bilakis makrokozmosu (âlem-i kebîr) kendi içinde barındıran hakikat-i mutlaka olduğunu dile getirir. "Mende sığar iki cihân" mısraı, mülk ve melekût, dünya ve ahiret âlemlerinin tamamının insanın idrakinde cem olduğunu; ancak insanın o ilahi cevher (gevher-i lâ-mekân) sebebiyle hiçbir sınırlı mekâna ve zamana hapsedilemeyeceğini ifade eder. Şair burada nefsini değil, insandaki İlahî Rûhu ("Nefahtü fîhi min rûhî" - Hicr 29) konuşturmaktadır.
Nesîmî'nin gazellerindeki aruz ahengi, Türk dilinin hece ritmiyle o kadar kusursuz bir kaynaşma içerisindedir ki, şair musiki ile kelâmı tek bir potada eritir. Azerbaycan Türkçesinin zengin fonetik yapısını, Farsçanın zarif terkipleri ve Arapçanın ağırbaşlı kelâm terimleriyle birleştiren Nesîmî; Fa'ilâtün Fa'ilâtün Fa'ilâtün Fa'ilün veya Mef'ûlü Mefâ'îlü Mefâ'îlü Fe'ûlün kalıplarında Türkçe sözcükleri adeta bir ney nağmesi gibi dalgalandırır.
Onun şiirindeki en belirgin hususiyet, "Vahdet Neşvesi"nin hiçbir kayıt ve korku tanımaksızın doğrudan dile getirilmesidir. Diğer birçok mutasavvıf şair, zâhir ulemasının taassubundan çekinerek vahdet remizlerini örtük teşbihlerle ifade ederken; Nesîmî perdesiz, apaçık ve meydan okuyan bir eda takınır:
"Ey özünden bî-haber, gel Hakk'ı tanı insanda sen,
Suret-i Rahmân menem, meftûn menem, seyranda sen!
Kâbe-i maksûd yüzümdür, secde kıl ey ehl-i dîn,
İblis olma, boyun eğ kim, Arş ile Rahmân'da sen!"
Burada şairin muhatabı, şekilperest zâhid ve ibadetlerin sırrına erememiş lafız ulemasıdır. Nesîmî, Âdem'e secde etmeyen İblis'in durumunu hatırlatarak, insandaki ilahi nûru göremeyen kimselerin ibadetlerinin kuru bir kibir ve gururdan ibaret kalacağını cesaretle ifade etmektedir.
FASIL V: Hurûfîliğin Ehl-i Sünnet Akidesiyle İmtihanı: İrfanî Remizler ile Gülât Fikirlerin Ayrımı
İslam düşünce tarihinde ve kelâm ilminde Hurûfîlik, çok dikkatle ayrıştırılması gereken iki kutuplu bir karaktere sahiptir. Bir tarafta Nesîmî gibi arı ve cezbeli mutasavvıfların dilinde vahdet-i vücûd remizleri, şiirsel teşbihler ve mecazi ifadeler yer alırken; diğer tarafta doktrini siyasi ve teolojik bir aşırılığa (gülât) vardıran radikal fırkalar zuhur etmiştir.
| Mesele | Ehl-i Sünnet Kelâmı İtirazı | Nesîmî ve İrfanî Hurûfî Savunusu |
|---|---|---|
| Hulûl ve İttihad İddiası | Allah Teâlâ'nın bir insanın bedenine veya suretine girmesi (hulûl) küfürdür. Haşeviyye ve Hristiyanlık sapmasıdır. | Hulûl iki ayrı varlık gerektirir. Oysa vahdette ikilik yoktur; tecelli vardır. Güneşin aynadaki aksi güneşe hulûl etmez. |
| Şeriatın İskatı (İbâha) | Namaz, oruç ve hac gibi şer'î ibadetlerin batınını bilince zahirinin düşeceği iddiası dinden çıkmadır. | Nesîmî şahsen zühd sahibidir, namazı ve orucu asla terk etmemiştir. İbâha radikal hurûfî müntesiplerinin tahrifatıdır. |
| İnsanın İlahlaştırılması | Fazlullâh'ın veya insanın bizzat ilah mertebesine yükseltilmesi şirk-i celîdir. | Kastedilen ferdî benlik değil, Hak Teâlâ'nın İnsân-ı Kâmil aynasındaki Zâtî ve Sıfâtî tecellîsidir. |
Klasik Osmanlı ulemasından Taşköprülüzâde, eş-Şeḳāʾiḳu'n-Nuʿmâniyye eserinde Nesîmî'den bahsederken onun samimi bir cezbe ve sekr ehli olduğunu, lisanından dökülen lafızların şathiyyat kabilinden değerlendirilmesi gerektiğini, ancak zâhir ehlinin bu şathiyatı fitne sebebi sayarak kanını helal kıldığını kaydeder. Nitekim Nesîmî'nin takipçileri arasında ortaya çıkan bazı siyasi ve batınî unsurlar (Edirne'de II. Murad devrinde saraya sızan ve Fahreddîn-i Acemî'nin fetvasıyla yakılan Hurûfîler gibi), doktrini devlet aleyhine ve toplumsal şeriata karşı bir silaha dönüştürmüşlerdir. Bu ayrım, Nesîmî'nin şahsi manevi kemalatı ile akımın tarihsel sapmalarını tefrik etmek açısından hayatî önem taşır.
FASIL VI: Nesîmî'nin Bektâşî, Alevî ve Divan Edebiyatındaki Ölümsüz Tesiri
Seyyid Nesîmî, şehadetinin ardından Anadolu, Rumeli, Azerbaycan ve İran coğrafyasında bir halk kahramanına ve manevi aşk timsaline dönüşmüştür. Alevî-Bektâşî geleneğinde "Yedi Ulu Ozan"dan (Fuzûlî, Şah İsmâil Hatâî, Nesîmî, Virânî, Pîr Sultan Abdal, Kul Himmet, Yemînî) biri olarak kabul edilmiş ve tekkelerde deyişleri, nefesleri yüzlerce yıl bestelenerek terennüm edilmiştir.
Nesîmî'nin şiir dili, Fuzûlî'nin gazellerindeki hüzün ve inceliğe, Şah İsmâil Hatâî'nin coşkunluğuna ve Habîbî'nin lirizmine doğrudan beşiklik etmiştir. Klasik Osmanlı şairleri (Şeyhî, Ahmed Paşa, Necâtî Bey ve Bâkî) Nesîmî'nin aruz hakimiyetini ve Türkçeye kazandırdığı ritmik debdebeyi daima takdirle anmışlar, gazellerine nazireler yazmışlardır. Onun "Cana meyl eyleyenin cânı gerek terk kıla" mısraı, canından geçmeden canan bulunamayacağının tasavvufî amentüsü olarak edebiyat tarihine kazınmıştır.
Nesîmî'nin etkisi, şehadetinden sonraki asırlarda sadece Bektâşî tekkeleriyle sınırlı kalmamış; Osmanlı sarayına, yeniçeri ocaklarına ve halk edebiyatına kadar sirayet etmiştir. II. Mehmed (Fâtih Sultan Mehmed) devrinde sarayda Hurûfîliğin derin tesirler uyandırdığı, hatta genç padişahın harf metafiziğine ve Esterâbâdî'nin talebelerine ilgi gösterdiği, ancak Veziriazam Mahmûd Paşa ve Müftü Molla Fahreddîn-i Acemî'nin müdahalesiyle bu mektebin saraydan uzaklaştırıldığı tarihi vesikalarla sabittir.
Buna rağmen Nesîmî, Türk edebiyatının kutup yıldızlarından biri olmaya devam etmiştir. Büyük Azerbaycan şairi Fuzûlî, Nesîmî'yi kendi şiirinin piri ve manevi üstadı olarak görmüş; onun meşhur gazellerine tahmisler ve nazireler yazmıştır. Fuzûlî'nin "Bende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var" mısraındaki aşk fedakarlığı, Nesîmî'nin derisinin soyulmasını göze alan feragat ve şecaatinden beslenmiştir. Bugün dahi Balkanlar'dan Horasan'a kadar geniş bir coğrafyada Nesîmî'nin nefesleri, saz eşliğinde cem meclislerinde huşû ile dinlenmekte ve insan haysiyetinin, aşk-ı hakikînin en asil beyannamesi olarak yaşamaktadır.
📚 E-E-A-T İlmî Metodoloji ve Birincil Kaynakça
- Fazlullâh Esterâbâdî, Câvidannâme-i Kebîr, Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih Koleksiyonu, No: 2618 (Yazma Eser).
- Seyyid İmâdeddîn Nesîmî, Dîvân-ı Nesîmî (Türkçe ve Farsça Tenkitli Metin), Haz. Doç. Dr. Hüseyin Ayan, Akçağ Yayınları, Ankara, 1990.
- İbn Hacer el-Askalânî, İnbâʾü'l-Ġumr bi-Ebnâʾi'l-ʿUmr, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, 1986, Cilt 7, s. 230-232.
- Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, eş-Şeḳāʾiḳu'n-Nuʿmâniyye fî ʿUlemâʾi'd-Devleti'l-ʿOs̱mâniyye, Haz. Ahmed Subhi Furat, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1985.
- Abdülbâki Gölpınarlı, Hurûfîlik Metinleri Kataloğu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1989; Nesîmî, Hayatı, Sanatı, Şiirleri, Varlık Yayınları, İstanbul, 1953.
- Prof. Dr. İsmâil E. Erünsal, "Nesîmî", TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 33, s. 3-7, İstanbul, 2007.
- Hellmut Ritter, "Studien zur Geschichte der islamischen Frömmigkeit II: Die Anfänge der Hurūfī-Sekte", Oriens, Vol. 7, No. 1, 1954, pp. 1-54.