Şemsüddîn el-Hafarî: Şerhu't-Tecrîd Hâşiyesi ve Kozmoloji
Ptolemy Hey'etine Matematiksel Alternatifler, Ali Kuşçu Şerhi Tahlili ve Felekler Mekaniği Külliyâtı
Fasıl 01: Şemsüddîn Muhammed el-Hafarî'nin Hayatı ve İlmi Şahsiyeti
Şemsüddîn Muhammed b. Mübârekşâh el-Hafarî el-Kâşî (ö. 942/1535), İslâm medeniyetinin geç klasik döneminde yetişmiş en büyük teorik astronom, matematikçi, felsefeci ve kelâm bilginlerinden biridir. Şîrâz yakınlarındaki Hafar kasabasında doğup Kâşân'da yerleşen Hafarî; Sadrüddîn-i Deştekî, Celâleddin Devvânî ve Merâga-Semerkant astronomi geleneğinin vârislerinden ders almış, aklî ilimlerde çağının en üst otoritesi olarak temayüz etmiştir.
Hafarî, özellikle Batlamyus (Ptolemy) astronomisinin matematiksel ve fiziksel tutarsızlıklarını çözmek için geliştirdiği dahiyane modellerle modern bilim tarihçilerinin (örneğin George Saliba) hayranlığını kazanmıştır. Onun 'Müntehe'l-İdrâk' şerhi ve 'Hall-i Mâ Lâ Yenhall' (Çözülemeyenin Çözümü) adlı astronomi risalesi, İslâm matematiksel astronomisinin Kopernik öncesi ulaştığı en ileri teknik zirvedir.
Bununla birlikte Hafarî yalnızca bir astronom değildir; aynı zamanda Nasîrüddîn-i Tûsî'nin 'Tecrîdü'l-Akāid'ine Ali Kuşçu'nun yazdığı ünlü 'eş-Şerhu'l-Cedîd'e kaleme aldığı haşiye ile kelâm ve metafizik alanında da çığır açmıştır. Bu haşiye, Osmanlı ve İran medreselerinde Ali Kuşçu metninin en muteber anahtarı olarak okutulmuştur.
Fasıl 02: Nasîrüddîn-i Tûsî ve Ali Kuşçu Mirası: 'eş-Şerhu'l-Cedîd' Geleneği
Nasîrüddîn-i Tûsî'nin (ö. 672/1274) 'Tecrîdü'l-Akāid'i, Şîrâz'dan İstanbul'a kadar bütün İslâm havzasında kelâm ilminin felsefîleşmiş omurgasını teşkil etmiştir. Bu metne Şemseddin el-İsfahânî'nin yazdığı şerh 'eş-Şerhu'l-Kadîm' (Eski Şerh) olarak bilinirken; Fâtih Sultan Mehmed devrinde Semerkant'tan İstanbul'a gelen Ali Kuşçu'nun (ö. 879/1474) kaleme aldığı şerh 'eş-Şerhu'l-Cedîd' (Yeni Şerh) adıyla ilim dünyasında fırtınalar koparmıştır.
Ali Kuşçu, Tûsî'nin kelâmını şerh ederken Semerkant matematik-astronomi mektebinin dakikliğini, fiziksel varlık tahlillerini ve Aristotelesçi fiziğin katı dogmalarına yönelttiği eleştirileri metne dahil etmiştir. Kuşçu'nun şerhi, sadece kelâmî bir metin değil; matematiksel doğa felsefesinin temellendirildiği bir başyapıttır.
İşte Şemsüddîn el-Hafarî, Ali Kuşçu'nun bu Yeni Şerh'ine yazdığı hâşiyede (Hâşiyetü'ş-Şerhi'l-Cedîd), Kuşçu'nun ortaya koyduğu fiziksel ve metafiziksel önermeleri mikroskobik bir analize tabi tutmuştur. Hafarî, Kuşçu'nun astronomi ve varlık tahlillerindeki eksik halkaları tamamlamış, Devvânî ve Sadrüddîn-i Deştekî'nin itirazlarını değerlendirerek konuyu nihaî bir senteze kavuşturmuştur.
Fasıl 03: Kelâm ile Hendesenin İttihâdı: Hafarî'nin Epistemolojik Metodu
Hafarî'nin düşünce sisteminin en çarpıcı vasfı, kelâmî metafizik ile hendesî (geometrik) kesinliği birbirine eklemlemesidir. Ona göre Allah'ın varlığı, birliği, âlemin hudûsu ve imkânı gibi en yüksek metafiziksel hakikatler; keyfî spekülasyonlarla değil, hendesenin sağladığı aksiyomatik şeffaflıkla izah edilmelidir.
Hafarî, klasik kelâmcıların kelâmî delillerini riyâzî modellemelerle test etmiştir. 'Eğer bir teorinin hariçteki varlık düzenine tekabül ettiği iddia ediliyorsa, onun hendesî tasavvuru çelişkisiz olmak zorundadır' ilkesini benimsemiştir. Bu metot, fiziğin metafizikten, matematiğin teolojiden kopuk olmadığı bütüncül bir İslâm bilim epistemolojisinin en rafine örneğidir.
Hafarî'nin bu yöntemi, sonraki asırlarda hem Osmanlı medreselerinde Mirzâcan Şîrâzî ve Gelenbevî gibi hendese meraklısı kelâmcılar üzerinde derin izler bırakmış, hem de fiziksel dünyanın matematiksel bir dille okunabileceği fikrini kökleştirmiştir.
Fasıl 04: İmkân ve Vücûd Metafiziği: Mümkin Varlığın İlletine Muhtaçlığı
Hâşiyetü'ş-Şerhi'l-Cedîd'in 'Umûr-ı Âmme' (Genel Varlık Prensipleri) bölümünde Hafarî, imkân ve vücûd bahsini derinleştirir. Mümkin varlık, zâtı gereği varlığı da yokluğu da eşit derecede kabul eden şeydir. Hafarî, mümkinin varlık sahasına çıkabilmesi için bir 'müreccih'e (tercih edici illete) muhtaç olduğunu ispat ederken, illet-mâlûl ilişkisindeki zorunluluk (vücûb bi'l-gayr) meselesini inceler.
Burada Hafarî, İbn Sînâcı meşşâî tez ile Eş'arî/Mâtürîdî kelâm tezleri arasındaki tarihi düğümü çözer: İllet tam olduğunda mâlûlün var olması zorunludur; ancak bu zorunluluk Allah Teâlâ'nın iradesini ve ihtiyarını sınırlandırmaz. Zira o tam illetin bizzat kendisi İlahî İrâde ve Meşîettir.
Hafarî ayrıca yokluğun (adem) bir şey olup olmadığı tartışmasını hendesî bir kesinlikle ele alır. Yokluk sırf bir ademiyettir, onda hiçbir zâtî hakikat veya belirlenim bulunamaz. Bu sebeple âlemin yaratılışı, önceden var olan bir maddeden değil; mutlak bir yokluktan sonra (hudûs-i zamânî ve hudûs-i zâtî ile) Cenâb-ı Hakk'ın 'Kün' (Ol) emriyle vücûd bulmuştur.
Fasıl 05: Cevher ve Araz Tahlilleri: Maddenin Sürekliliği ve Boyutsallık
Hafarî, eserin fiziksel ontoloji kısmında cevher ve araz bahislerini ele alır. Cisimsel cevherin yapısı hakkında kelâmcıların savunduğu atomculuk (cüz-i lâ yetecezzâ) ile filozofların savunduğu heyûlâ-sûret nazariyesini karşılaştırır. Hafarî, matematiksel süreklilik (ittisâl) fikrini savunarak atomcu fiziğin geometrik çelişkilerini bir bir ortaya koyar.
Hafarî'nin en özgün tahlillerinden biri 'boyut' (bu'd) ve 'uzam' (mekân) kavramları üzerinedir. Mekân, içi doldurulan boş bir kutu (halâ) mıdır, yoksa kuşatan cismin iç yüzeyi midir? Hafarî, mutlak boşluğun (vakum) hariçte bilfiil var olamayacağını hendesî ve fiziksel delillerle kanıtlar. Âlem dopdolu bir nizamdır; onda hiçbir kesinti ve boşluk tasavvur edilemez.
Arazların zâtî ve arazî vasıflarını incelerken renk, ışık, sıcaklık ve hareketin cisimle kaim oluş biçimlerini açıklar. Işık, Hafarî'ye göre sadece bir araz değil; göksel cisimlerden feyz olan ve göz ile nesne arasındaki havayı bilfiil şeffaflaştırarak görmeyi sağlayan nûrânî bir kuvvedir.
Fasıl 06: 'Hall-i Mâ Lâ Yenhall': Batlamyus Gezegen Modellerinin Hendesî Çözümü
Şemsüddîn el-Hafarî'nin dünya bilim tarihindeki ölümsüz şöhreti, onun 'Hall-i Mâ Lâ Yenhall' (Çözülemeyenin Çözümü) adlı muazzam astronomi risalesinden kaynaklanır. Batlamyus'un 'Almagest'inde yer alan Merkür (Utârid) gezegeninin hareketi, episikl ve eksantrik çemberlerin birbiriyle uyumsuzluğu sebebiyle antik çağdan beri astronomların en büyük açmazıydı.
Batlamyus'un modeli, gezegenin hızının görünürde düzensiz değişmesini açıklamak için 'Ekuant' (muaddilü'l-mesîr) noktasını icat etmişti; ancak bu nokta dairesel ve tekdüze hareket prensibini ihlal ediyordu. Merâga rasathanesinde Nasîrüddîn-i Tûsî 'Tûsî Çifti'ni (Tusi-Couple), Kutbüddîn-i Şîrâzî ise alternatif modeller geliştirmişti; fakat Merkür'ün karmaşık yörüngesini tam olarak tatmin edici bir hendesî modele oturtamamışlardı.
Hafarî, 'Hall-i Mâ Lâ Yenhall' risalesinde Merkür'ün hareketi için tam dört ayrı matematiksel model icat etmiştir. Bu modeller, Tûsî çiftini ve episikl mekanizmalarını öyle kusursuz bir hendesî hiyerarşiyle birleştirmiştir ki, Ekuant noktasına ihtiyaç duymadan Merkür'ün gözlemlenen bütün hız ve konum değişimlerini sıfır hatayla açıklamıştır. Bilim tarihçisi George Saliba, Hafarî'nin bu başarısını 'İslâm astronomisinin matematiksel dehasının zirve noktası' olarak nitelendirir.
Fasıl 07: Eşdeğerlik Prensibi (Equivalence Principle) ve Bilim Felsefesi
Hafarî'nin Merkür için geliştirdiği dört farklı model, onu İslâm bilim felsefesinde devrim niteliğinde bir sonuca ulaştırmıştır: 'Eşdeğerlik Prensibi'. Hafarî fark etmiştir ki, birbirinden tamamen farklı dört geometrik mekanizma tasarlansa bile, gökyüzündeki gözlemlenen sonuçlar birebir aynı çıkmaktadır.
Bu keşif Hafarî'ye şu can alıcı soruyu sordurmuştur: Eğer farklı matematiksel modeller aynı fiziksel fenomeni kusursuzca açıklayabiliyorsa, gökyüzündeki hakiki gerçeklik hangisidir? Hafarî, matematiğin gökleri modelleyen bir 'tasvir aleti' olduğunu; fakat feleklerin zâtî hakikatinin tek başına riyâziye ile bilinemeyeceğini, bunun ontolojik ve metafiziksel bir idrak gerektirdiğini ilan etmiştir.
Bu yaklaşım, modern bilim felsefesindeki 'enstrümantalizm' (araççılık) ve 'realizm' tartışmalarını Kopernik'ten ve Galileo'dan onlarca yıl önce en yetkin biçimde ortaya koyan muhteşem bir epistemolojik sıçramadır.
Fasıl 08: Göksel Feleklerin Mekaniği: Tûsî Çifti ve Dairesel Hareketin Felsefesi
Hafarî, göksel feleklerin dairesel hareketini fiziksel ve metafiziksel temelleriyle açıklar. Aristoteles ve İbn Sînâ geleneğine göre gök cisimleri doğrusal değil, yalnızca dairesel hareket edebilir; çünkü dairesel hareket başlangıcı ve sonu olmayan, sonsuzca devam edebilen tek yetkin harekettir.
Ancak gözlemlerde gezegenlerin bazen durakladığı, bazen geri gittiği (ric'at hareketi) ve parlaklıklarının değiştiği görülmektedir. Hafarî, Tûsî Çifti'nin (biri diğerinin yarıçapına sahip iki dairenin iç içe dönmesiyle doğrusal hareket üreten mekanizma) felekler fiziğine uygulanmasını detaylandırır.
Hafarî, feleklerin iç içe geçmiş saydam ve katı küreler olduğunu savunan fiziksel realist görüş ile bunların sadece hesaplama çizgileri olduğunu savunan riyazî görüşü uzlaştırır. Gök cisimleri kör bir mekanizmayla değil, kendi ruhanî müvekkillerinin ve felek nefislerinin ilahî emre mutlak itaatiyle dönmektedir.
Fasıl 09: İsm-i Âzam, Hurûf ve Vefk İlimlerine Dair Yaklaşımları
Şemsüddîn el-Hafarî'nin entelektüel portresinin daha az bilinen fakat son derece derin bir diğer boyutu, onun sayılar teorisi (ilmü'l-adad), vefkler ve Havas ilimlerine vukufiyetidir. Kâşân ve Şîrâz muhitinde riyâziye ile harf metafiziği (ilm-i hurûf) daima birbiriyle temas halinde olmuştur.
Hafarî, sayıların sadece soyut nicelikler olmadığını; her sayının ilahî bir tecellîye ve kozmik bir dengeye tekabül ettiğini kabul eder. Vefk karelerinin (müselles, murabba, müsemmes) matematiksel simetrisi, ona göre kâinattaki kozmik ahengin ve melekûtî nizamın iki boyutlu bir izdüşümüdür.
Hafarî, Havas ilimlerini şarlatanlıktan ve hurafelerden ayırarak hendesî bir disiplin zeminine çekmiştir. Sayıların Ebced değerleri, gezegenlerin boylam dereceleri ve saatleriyle kurulan tenasüp, melekût âleminden yeryüzüne inen tesirlerin matematiksel kanunları olarak görülmüştür.
Fasıl 10: Şemsüddîn el-Hafarî'nin Mirası ve İslâm Bilim Tarihindeki Yeri
Şemsüddîn Muhammed el-Hafarî, İslâm medeniyetinin 16. yüzyılda dahi bilimsel ve felsefî yaratıcılığını en üst düzeyde sürdürdüğünün en somut ve parlak delilidir. Onun Hâşiyetü'ş-Şerhi'l-Cedîd'i, Osmanlı medreselerinde kelâm ve mantık okutan müderrislerin başucu kaynağı olmuş; Mirzâcan Şîrâzî, Molla Sadrâ ve Yûsuf Karabağî gibi allâmeler onun izinden yürümüştür.
Astronomi alanındaki eserleri ise modern bilim tarihçileri tarafından yeniden keşfedilmiş ve Kopernik astronomik devriminin arkasındaki matematiksel İslâm köklerinin en kritik halkası olarak tescil edilmiştir. Hafarî, Batlamyus kozmolojisinin prangalarını çözen ama kâinatın ilahî tevhîdî nizamına sadık kalan bir hakikat felsefecisidir.
Şemsüddîn el-Hafarî külliyatı; aklın hendesesi ile kalbin imanını, göklerin matematiği ile yerin tefekkürünü aynı ulvî ufukta buluşturan ebedî bir İslâm irfan ve medeniyet anıtıdır.