Şemseddin Sâmî: Kāmûs-ı Türkî, Dil Felsefesi, Osmanlı Leksikografisi ve Kāmûsü'l-A'lâm Ansiklopedisi Külliyâtı
Modern Türk Sözlükçülüğünün ve Ansiklopedizminin Kurucu Dehası; Kelimelerin Ontolojisi, Doğu-Batı Terimler Sentezi ve Medeniyet Tarihi
FASIL I: Bir Rönesans Aydını: Frashëri'den İstanbul'a Şemseddin Sâmî'nin Entelektüel Serüveni
19. yüzyıl sonu Osmanlı tefekkür ve ilim dünyasının en velûd, disiplinli ve dâhi şahsiyetlerinden biri olan Şemseddin Sâmî (1850-1904), Yanya vilayetine bağlı Fraşer'de doğup İstanbul'da abideleşen bir allâmedir. Klâsik medrese eğitimiyle Arapça, Farsça ve İslâmî ilimleri tahsil ederken; Zosimaia Rum Lisesi'nde Eski ve Yeni Yunanca, Latince, Fransızca ve İtalyanca öğrenmiştir. Bu çok dilli ve çok kültürlü donanım, ona hem Doğu'nun klâsik İslâmî irfanına nüfuz etme hem de Batı'nın modern filoloji, leksikografi ve pozitivist bilim metodolojisini kavrama imkânı vermiştir. Gazetecilik, romancılık, tiyatro yazarlığı, mütercimlik ve nihayet sözlükçülük alanlarında çağının çehresini değiştirmiştir.
FASIL II: Kāmûs-ı Türkî Devrimi: 'Lisan-ı Osmânî'den 'Türk Dili' Bilincine
Şemseddin Sâmî'nin Türk kültür tarihine vurduğu en büyük mühür, 1899-1901 yıllarında yayımlanan iki ciltlik Kāmûs-ı Türkî sözlüğüdür. O döneme kadar 'Lisan-ı Osmânî' veya 'Farsça-Arapça-Türkçe karışımı sun'î bir saray dili' olarak görülen dile ilk kez açıkça ve cesaretle 'Türk Dili' adını koymuş, sözlüğüne de Kāmûs-ı Türkî ismini vermiştir. Mukaddimesinde dilin milletin rûhu olduğunu, Türkçe'nin kendine has fonetik, morfolojik ve sentaks kaideleri bulunduğunu, Arapça ve Farsça kelimelerin ise Türk gırtlağında ve vicdanında kazandığı yeni manalarla Türkçe'nin öz malı haline geldiğini savunmuştur.
FASIL III: Leksikografi Metodolojisi: Etimoloji, Şahit Gösterme ve Tanımlama Sanatı
Kāmûs-ı Türkî, tesadüfî kelime listesi değil; modern Avrupa leksikografi standartlarını (Littré ve Webster ekolü) aşan bir metodolojik disiplinin mahsulüdür. Sâmî, her madde başında kelimenin kökenini (Türkçe, Arapça, Farsça, Rumca, İtalyanca, Fransızca) belirtmiş; kelimelerin mecâzî, ıstılâhî, ticarî ve argotik manalarını numaralandırarak tasnif etmiştir. Daha da mühimi, kelimelerin dildeki canlı kullanımını göstermek için klâsik ve çağdaş metinlerden şahitler (örnek cümleler) getirmiştir. Bu metot, Türkçe'nin ilk modern ilmî sözlüğünün doğmasını sağlamıştır.
FASIL IV: Kāmûsü'l-A'lâm: İslâm ve Dünya Coğrafya-Tarih Ansiklopedisinin Zirvesi
Şemseddin Sâmî sadece sözlükçü değil, İslâm dünyasının ilk modern ansiklopedistidir. 1889-1898 yılları arasında tek başına kaleme aldığı altı dev ciltlik Kāmûsü'l-A'lâm (Tarih, Coğrafya ve Meşâhir Ansiklopedisi), akıllara durgunluk veren bir vukūfiyet anıtıdır. Dünyanın bütün kıtaları, ülkeleri, şehirleri, dağ ve nehirleri ile tarihteki bütün hükümdarlar, filozoflar, âlimler, şairler, kumandanlar ve mucitler bu eserde alfabetik olarak incelenmiştir. Doğu kaynaklarıyla Batı kaynaklarını harmanlayan bu devasa telif, Osmanlı aydınının dünya tasavvurunu evrensel boyutlara taşımıştır.
FASIL V: Kutadgu Bilig ve Orhun Âbideleri: İlk Türk Filolojisi Çalışmaları
Şemseddin Sâmî, modern Türkoloji'nin Osmanlı'daki ilk büyük öncüsüdür. Wilhelm Radloff ve Vilhelm Thomsen'in Orhun Yazıtları'nı çözmesi üzerine derhal harekete geçmiş; Göktürk kitabelerini ve Yûsuf Has Hâcib'in Kutadgu Bilig'ini Osmanlı Türkçesine çevirerek tahlil etmiştir. Ali Şîr Nevâî'nin Çağatayca eserleri üzerine çalışmış, 'Lisân-ı Türkî-i Osmânî'nin köklerinin Ötüken ve Balasagun'a kadar uzanan bin yıllık asil bir ırmak olduğunu ispatlamıştır.
FASIL VI: Kāmûs-ı Fransevî ve Kāmûs-ı Arabî: Dillerarası Tercüme ve Medeniyet Köprüsü
Sâmî'nin sözlükçülük dehası sadece Türkçe ile sınırlı kalmamıştır. Fransızca-Türkçe ve Türkçe-Fransızca olarak hazırladığı Kāmûs-ı Fransevî, Batı bilim ve felsefe terimlerinin Osmanlı dünyasına aktarılmasında bir dönüm noktası olmuştur. Ayrıca klâsik Arap lügatlerini tarayarak hazırlamaya başladığı Kāmûs-ı Arabî ise Arap dilinin zenginliğini modern bir tasnifle sunma hamlesidir. O, sözlükleri sadece birer lügat değil, medeniyetler arası diyalog ve tercüme köprüsü olarak inşa etmiştir.
FASIL VII: Dil Felsefesi: Dilin Canlılığı, Evrimi ve 'Tasfiyecilik' Tenkidi
Şemseddin Sâmî'nin dil felsefesi 'Lisan' adlı risalesinde ve sözlük mukaddimelerinde billurlaşır. Ona göre dil yaşayan bir organizmadır; doğar, gelişir, başka dillerden kelime alır ve verir. Sâmî, dili yapay ve zoraki müdahalelerle budamaya kalkan aşırı tasfiyeciliğe (özleştirmeciliğe) karşı çıkmış; aynı zamanda dili anlaşılmaz terkiplerle boğan aşırı ağdalı saray üslûbunu da reddetmiştir. Halkın dilinde yaşayan, vicdanda yer etmiş kelimeleri 'Türkçeleşmiş' kabul eden tabii ve itidalli bir dil milliyetçiliği savunmuştur.
FASIL VIII: Taaşşuk-ı Tal'at ve Fitnat: İlk Türkçe Roman ve Sosyal Meseleler
Edebiyat tarihine 1872 yılında yayımladığı Taaşşuk-ı Tal'at ve Fitnat adlı eseriyle 'İlk Türkçe Romanın Yazarı' olarak geçen Şemseddin Sâmî, kadın hakları, zorla evlendirme, kadının eğitimi ve aile ahlâkı konularını roman formunda cesaretle işlemiştir. 'Kadınlar' adlı risalesinde İslâm'ın kadına verdiği yüksek mevkiyi ve eğitimin cemiyetin tekâmülündeki vazgeçilmez yerini müdafaa etmiştir. Bu yönüyle bir dilci olmanın ötesinde bir içtimaî ıslahatçıdır.
FASIL IX: Cep Ansiklopedisi ve Halka İlmi Yayma Seferberliği
Sâmî'nin en büyük ideallerinden biri ilmi medreselerin ve sarayların fildişi kulelerinden çıkarıp sokaktaki halka ulaştırmaktı. Bu amaçla 'Cep Kütüphanesi' serisini kurmuş; Gök (Astronomi), Yer (Jeoloji), İnsan (Antropoloji), İslâm Medeniyeti Tarihi, Meşâhir-i İslâm gibi konularda küçük, ucuz ve son derece anlaşılır popüler bilim kitapçıkları neşretmiştir. Bu eserler, modern fen bilimlerini Osmanlı halkının idrâkine sunan ilk halk kütüphanesidir.
FASIL X: Bir Ömrün Hulasası: Tükenmeyen Çalışma Azmi ve Ebedî Miras
Erenköy'deki köşkünde inzivaya çekilerek geceli gündüzlü çalışan, günde 16-18 saat kalem sallayan Şemseddin Sâmî, arkasında tek bir ömre sığmayacak büyüklükte bir kütüphane bırakmıştır. Kāmûs-ı Türkî bugün dahi Türk Dil Kurumu'nun, üniversitelerin ve edebiyatçıların masasında başvuru kaynağıdır. Şemseddin Sâmî, kelimelerin hafızasını koruyarak bir milletin rûhunu ebedîleştiren bir dil mîmârı, Doğu ile Batı'nın terkibini şahsında mükemmelen gerçekleştirmiş bir medeniyet dâhisidir.