Şems-i Mağribî: Câm-ı Cihân-Nümâ, Vahdet-i Vücûd Tecellîleri ve Varlık Aynası Külliyâtı
Tebrizli Büyük Ârif ve Şâir Şems-i Mağribî'nin Kozmolojik Şaheseri Câm-ı Cihân-Nümâ; Küllî Akıl, Küllî Nefis, Arş-ı A'zam ve İnsân-ı Kâmil'in Varlık Aynası Üzerine 10 Fasıllık Monografi.
FASIL I: Şems-i Mağribî'nin Şahsiyeti, Tebriz İrfan Muhiti ve Nisbesinin Sırrı
İslâm irfan geleneğinde Vahdet-i Vücûd neşvesini en berrak ve şiirsel dille terennüm eden velîlerden biri Muhammed Şîrîn Şemsüddîn-i Mağribî'dir (ö. 809/1406). Tebriz yakınlarındaki Nâin kasabasında doğmuş, ömrünün büyük kısmını Tebriz'de geçirmiştir. Horasan ve Azerbaycan coğrafyasında yaşamış olmasına rağmen kendisine 'Mağribî' denilmesinin sebebi; ya sülbünden geldiği ecdadının Mağrib (Kuzey Afrika) kökenli olması yahut sülûkü esnasında Mağribli bir kâmil mürşidden feyz alarak 'Güneşin battığı en uç noktadaki fenâ ve vuslat sırrına' ermiş bulunmasıdır.
Şems-i Mağribî, İbnü'l-Arabî mektebinin vahdet nazariyesini, Mevlânâ ve Attâr'ın aşk ve coşku diliyle birleştiren büyük bir şair-filozoftur. Farsça kaleme aldığı Dîvân'ı ve mensur kozmoloji risalesi 'Câm-ı Cihân-Nümâ' (Cihanı Gösteren Kadeh / Ayna), Doğu İslâm dünyasında asırlarca ders kitabı ve tefekkür kaynağı olarak okunmuştur.
FASIL II: 'Câm-ı Cihân-Nümâ' Risalesi: Kâinatın Şematik ve Ontolojik Haritası
Câm-ı Cihân-Nümâ, İslâm kozmolojisinin ve metafiziğinin en veciz, geometrik ve berrak özetidir. Şems-i Mağribî bu eserinde, Vücûd-ı Mutlak'tan (Allah'ın Zâtı) başlayarak en kesif maddeye ve oradan tekrar İnsân-ı Kâmil vasıtasıyla Hakk'a dönüşü iç içe geçmiş dairesel şemalarla (Devâir) açıklar. Eser, sâlike kâinatı tek bir bakışta 'Cihan-nümâ' bir ayna gibi seyretme imkânı sunar.
Mağribî'ye göre âlem, Hakk'ın isim ve sıfatlarının zuhur mahallidir. Bütün felekler, unsurlar, melekler ve madenler, tek bir ilahî kelimenin açılımlarıdır. Eser; Vücûd, Merâtib-i Vücûd (Varlık Mertebeleri), Nüzûl (İniş) ve Urûc (Yükseliş) daireleri olmak üzere ana fasıllara ayrılır.
FASIL III: Varlık Mertebeleri (Merâtib-i Vücûd): Lâhût'tan Mülk'e Beş İlâhî Hazret
Câm-ı Cihân-Nümâ'da varlık basamakları 'Hadarât-ı Hams' (Beş İlâhî Hazret) nizamıyla izah edilir:
1. Hazret-i Gayb-ı Mutlak (Âlem-i Lâhût): Zât-ı Bârî'nin hiçbir kayda, vasfa ve tayyüne sığmayan mutlak birlik (Ahadiyyet) mertebesidir. Burası 'Amâ' makamıdır; akıl ve fehim oraya yol bulamaz. 2. Hazret-i Gayb-ı Muzâf (Âlem-i Ceberût): Vâhidiyyet makamıdır. İlahî isim ve sıfatların ilim dairesinde temeyyüz ettiği, A'yân-ı Sâbite'nin taayyün ettiği mertebedir. 3. Hazret-i Melekût (Âlem-i Ervâh): Küllî Akıl, Küllî Nefis ve meleklerin saf nûrdan ibaret soyut ruhanî cevherleridir. 4. Hazret-i Misâl (Âlem-i Berzah): Ruhanî manaların cismânî suretlere büründüğü, maddesiz şekiller âlemidir. 5. Hazret-i Şehâdet (Âlem-i Mülk): Beş duyuyla algılanan felekler, yıldızlar, elementler ve cismânî varlıklardır.
Bu beş mertebenin hepsini kendinde toplayan câmi' ayna ise 'Hazret-i İnsân-ı Kâmil'dir.
FASIL IV: Küllî Akıl (Kalem-i A'lâ) ve Küllî Nefis (Levh-i Mahfûz) Kozmolojisi
Şems-i Mağribî, kâinatın yaratılışındaki ilk iki büyük prensibi Küllî Akıl ve Küllî Nefis olarak temellendirir. Hadis-i şerifte 'Evvelü mâ halakallâhu'l-Akl' (Allah'ın ilk yarattığı şey Akıl'dır) ve bir diğer rivayette 'Kalem'dir' buyrulmuştur. Mağribî'ye göre Küllî Akıl ile Kalem-i A'lâ aynı hakikatin iki farklı adıdır.
Küllî Akıl, Hakk'tan ilk feyzi alan, bütün varlıkların tohumunu kendi özünde barındıran aktif nûrânî ilkedir. Küllî Nefis ise 'Levh-i Mahfûz'dur; Kalem'in yazdığı ilahî nakışları kabul eden pasif, kâbiliyetli aynadır. Kalem ile Levh'in bu manevi izdivacından Arş, Kürsî ve bütün felekler doğmuştur.
FASIL V: Nüzûl ve Urûc Kavsi: Varlık Dairesinin Tamamlanışı
Câm-ı Cihân-Nümâ'nın merkezî teorisi 'Kavs-ı Nüzûl' (İniş Yayı) ve 'Kavs-ı Urûc' (Yükseliş Yayı) kavramlarıdır. Varlık, mutlak gayb noktasından aşağıya doğru inmeye başlar: Ceberût'tan Melekût'a, oradan Misâl'e, feleklere, dört unsura (Ateş, Hava, Su, Toprak) ve en kesif nokta olan cansız madenlere (Cemâdât) kadar iner. Bu iniş, varlık dairesinin ilk yarısıdır (Kavs-ı Nüzûl).
Noktaya ulaşıldığında hareket tersine döner ve tekâmül başlar: Madenden bitkiye (Nebâtât), bitkiden hayvana (Hayvânât), hayvandan insana doğru yükselir (Kavs-ı Urûc). İnsan, bu tekâmül dairesinin zirvesidir. İnsân-ı Kâmil, nefsini arındırıp Hakk'ın Zâtı'nda fâni olduğunda daire tamamlanır; başlangıç noktası ile bitiş noktası birleşir: 'Küllün ileynâ râciûn'.
FASIL VI: Varlık Aynası ve Suretlerin İllüzyonu: Kesrette Vahdet Müşâhedesi
Şems-i Mağribî'nin Dîvân'ındaki en meşhur metafor 'Ayna ve Akis'tir. Mağribî şiirlerinde şöyle seslenir: 'Ey tek bir Yüz olan Sevgili! Binlerce aynaya baktın ve her aynada farklı bir suret göründü. Aynalara bakan cahil, ortada binlerce yüz var sandı; halbuki Yüz birdir, çok olan sâdece aynalardır!'
Mağribî'ye göre kâinattaki bütün çeşitlilik, zıtlıklar, iyilik-kötülük, zenginlik-fakirlik gibi ikilikler sâdece tecellî aynalarının kabiliyet farkından doğar. Işık girdiği camın rengini alır; kırmızı camda kırmızı, yeşil camda yeşil görünür. Hakiki ârif, renklere takılıp ışığı unutmayan, her surette sâdece Mutlak Işığı temaşa edendir.
FASIL VII: Şems-i Mağribî Dîvânı'nda Aşk Metafiziği ve Rindâne Gazeller
Şems-i Mağribî, nazariyatını sâdece mensur risalelerle anlatmamış; Farsça Dîvân'ında yer alan gazel ve rubaileriyle aşkın en sarhoş edici terennümlerini yapmıştır. Şiirlerinde meyhane, pîr-i mugân, şarap, kadeh, zülf ve hâl gibi rindâne mazmunları en yüksek vahdet sırlarını anlatmak için sembol olarak kullanmıştır.
Onun bir beytinde: 'Güneş benim, zerre benim; derya benim, katre benim. Konuşan da dinleyen de, arayan da aranan da bizzat benim!' mısraları yankılanır. Bu beyitler, Bâyezîd ve Hallâc'ın tevhîdî sekr halinin Fars şiirindeki en zarif akisleridir.
FASIL VIII: Kâmil İnsan: Arş ile Ferş Arasındaki Câmi' Berzah
Câm-ı Cihân-Nümâ'da İnsân-ı Kâmil, kâinat kitabının fihristi ve özetidir. Âlem büyük bir insan (el-İnsânü'l-Kebîr), insan ise küçük bir âlemdir (el-Âlemü's-Sagîr). Âlemde ne varsa —yıldızlar, denizler, melekler, cennet ve cehennem— insanın derûnunda bir latîfe ve nüve olarak mevcuttur.
İnsân-ı Kâmil, bu hakikatin bilincine varmış kimsedir. O, Hakk'ın yeryüzündeki halifesidir. Şems-i Mağribî'ye göre eğer yeryüzünde bir an bile İnsân-ı Kâmil bulunmasa, kâinat nizamı çöker; çünkü varlığın varoluş gayesi, İnsân-ı Kâmil'in gözüyle Hakk'ın kendi kemâlâtını seyretmesidir.
FASIL IX: Şems-i Mağribî'nin Şah Nimetullâh-ı Velî ve Çağdaşlarıyla Münasebetleri
Şems-i Mağribî, 14. ve 15. yüzyılın büyük velîleriyle çağdaştır. Nimetullâhiyye tarikatının pîri Şah Nimetullâh-ı Velî ile Tebriz ve İsfahan muhitinde derin muhabbet ve mektuplaşmaları olmuştur. Rivayete göre Şah Nimetullâh, Mağribî'nin vahdet şiirlerine hayran kalmış ve onun bazı gazellerine nazireler yazmıştır.
Aynı dönemde Hurûfîlik cereyanının kurucusu Fazlullah Esterâbâdî de Tebriz'de faaliyet göstermiş; ancak Şems-i Mağribî harflerin bâtınî sırlarını tenasüh ve hulûl gibi sapkınlıklara kaymadan, ehl-i sünnet dairesindeki Ekberî vahdet anlayışıyla şerh ederek hakiki irfan çizgisini muhafaza etmiştir.
FASIL X: Tebriz'de Gurûb ve Şems-i Mağribî'nin Ebedî İrfanî Tesiri
Şemsüddîn-i Mağribî, 809 (1406) yılında Tebriz'de vefat etmiş ve Surhâb kabristanında, büyük ârif Bâbâ Hasan'ın türbesi civarına defnedilmiştir. Kabri, asırlar boyunca âşıkların ve hakikat arayıcılarının ziyaretgâhı olmuştur.
Câm-ı Cihân-Nümâ, Osmanlı medreselerinde ve tekkelerinde şerh edilmiş, bilhassa Vahdet-i Vücûd nazariyesini talebelere ve sâliklere en sade, şematik ve anlaşılır biçimde öğreten başucu kitabı kabul edilmiştir. Şems-i Mağribî, güneş gibi doğup aşk kadehiyle varlığı aydınlatan bir hakikat kandili olarak İslâm irfan semasında parlamaya devam etmektedir.