Semnûn el-Muhibb: İlâhî Muhabbet, Vecd ve Aşk İrfanı Külliyâtı
Bağdat Aşk Mektebi, Muhabbetullah Kasideleri, Sekr ve Sahv Dengesi, Kalp Aynası ve İbtilâ Sırrı Üzerine 10 İrfânî Fasıl
FASIL I: Semnûn b. Hamza'nın Hayatı, Menşei ve 'el-Muhibb' Lakabı
Tasavvuf tarihinde 'Aşk İmamı' ve 'Lisânü'l-Muhabbet' (Muhabbetin Dili) olarak kabul edilen Ebû'l-Hasen Semnûn b. Hamza el-Havvâs (ö. 298/911 civarı), üçüncü asrın en tesirli mutasavvıflarındandır. Aslen Basralı olup Bağdat'ta yaşamış; Serî es-Sakatî, Cüneyd-i Bağdâdî ve Ebû Ahmed el-Kalânisî gibi kutupların meclislerinde yetişmiştir.
Kendisine 'el-Muhibb' (Âşık/Seven) denilmesi, bütün vaazlarında, şiirlerinde ve münacatlarında sadece ve sadece 'muhabbetullah' (Allah sevgisi) konusunu işlemesinden ileri gelir. O, tasavvufun bütün makamlarını muhabbetin birer meyvesi saymıştır.
FASIL II: Muhabbetullah Doktrini: 'Aşktan Başka Her Şey Muhabbetin Gölgesidir'
Semnûn'a göre muhabbet, kulun bütün varlığını Sevgili'ye (Hak Teâlâ'ya) hibe etmesi, O'nun muradını kendi muradına tercih etmesi ve Sevgili'den gayrı her şeyden yüz çevirmesidir.
'Muhabbet, sevilenin rızası uğruna her türlü eziyeti bal eylemek, O'nun celâlinde cemâlini seyretmektir' buyurmuştur. Semnûn, korku (havf) ve ümit (recâ) makamlarını da muhabbetin hizmetçileri olarak görür; hakiki âşık ne cehennem korkusuyla ne de cennet arzusuyla sever; o sadece Sevgili'nin Zâtı için sever.
FASIL III: Semnûn'un Yanık Şiirleri ve Kasideleri
Semnûn el-Muhibb, tasavvufi şiirin ve ilahi kasidelerin ilk büyük ustalarındandır. Bağdat meclislerinde okuduğu beyitler, dinleyenlerin kalplerinde yangınlar çıkarır, nice dervişlerin feryat edip kendinden geçmesine sebep olurdu.
Şiirlerinde aşkın ıstırabını, kavuşma hasretini ve fenâ sırlarını terennüm ederdi. Bir beytinde şöyle der: 'Gözüm Senden başkasına bakarsa kör olsun; Kalbim Senden gayrını anarsa taş olsun; Bütün varlığım Senin aşkında kül oldu, Bana benden kalan sadece Senin adındır.'
FASIL IV: Cami Minberinde Sönen Kandiller Menkıbesi
Semnûn'un muhabbet ateşinin heybetini anlatan meşhur bir menkıbe nakledilir: Bir gün Bağdat Cami-i Kebîri'nde minbere çıkıp muhabbetullahtan öyle bir coşkuyla bahsetmiştir ki, meclisteki dervişler vecde gelip ağlamış; o esnada caminin tavanında asılı duran kandillerin aşkın hararetinden çatırdayıp birer birer kırıldığı ve yere düştüğü rivayet olunmuştur.
Cüneyd-i Bağdâdî onun bu vecd halini takdir etmekle birlikte, 'Semnûn'un aşkı çok yücedir lakin bunu halka açmak yerine kalbinde gizlemesi daha evladır' diyerek Bağdat'ın sahv ölçüsünü hatırlatmıştır.
FASIL V: İbtilâ ve İmtihan Sırrı: İdrar Tutulması Hadisesi
Semnûn'un hayatındaki en ibretli ve sarsıcı hadiselerden biri 'İmtihan-ı Muhabbet' vakasıdır. Bir gün meclisinde aşka dair coşkun bir şiir okurken: 'Senin sevginden gayrı hiçbir şey istemem, dilediğin gibi beni imtihan et!' manasında bir beyit söylemiştir.
Bunun akabinde Semnûn şiddetli bir idrar tutulması (istihbâsü'l-bevl) hastalığına duçar olmuş; sancıdan kıvranarak Bağdat mekteplerini dolaşıp küçük çocuklara: 'Gelin, yalancı amcanız için dua edin!' diyerek dua istemiştir. Bu hadise, dervişin 'iddia' sahibi olmaması, edebi terk edip imtihan talep etmemesi gerektiğini gösteren ölümsüz bir ders olmuştur.
FASIL VI: Sekr ve Sahv Mizanı: Aşk Sarhoşluğundan Akıl Vakarına
Tasavvuf tarihinde Hallâc ve Bâyezîd 'sekr' (sarhoşluk/coşku) çizgisini, Cüneyd ise 'sahv' (uyanıklık) çizgisini temsil eder. Semnûn el-Muhibb ise kalben sekr makamında yaşayıp zâhiren şeriat edebine sımsıkı sarılarak iki denizi birleştirmiştir.
O, aşkın vecdiyle kendinden geçse dahi namaz vakti girdiğinde derhal toparlanır, farzları huşû içinde eda ederdi. 'Aşk, şeriatın sınırlarını çiğnemek için değil; şeriatı zevkle ve aşkla yaşamak içindir' düsturunu savunmuştur.
FASIL VII: Kalp Aynası ve Tecellî-i Zât
Semnûn'a göre kalp, Cenâb-ı Hakk'ın tecelligâhı olan bir aynadır. Ancak dünya sevgisi, kibir, haset ve şehvet bu aynanın üzerine pas bağlatır. Paslı ayna güneşi nasıl yansıtamazsa, masivayla kirlenmiş kalp de ilahi muhabbet nurlarını yansıtamaz.
Bu pası silmenin tek ilacı zikr-i müdâm (kesintisiz zikir), az yemek, az uyumak ve geceleri gözyaşıyla istiğfar etmektir. Ayna parıldadığında kul, kalbinde Rabbanî nurları müşahede etmeye başlar.
FASIL VIII: Serî es-Sakatî ve Cüneyd ile Münasebetleri
Semnûn, Serî es-Sakatî'nin en sevdiği talebelerindendi. Serî onun kalbindeki aşk feyzini görmüş ve ona özel dersler vermiştir. Cüneyd-i Bağdâdî ile dostluğu ise karşılıklı derin bir hürmet ve muhabbete dayanırdı.
Cüneyd ona 'Muhabbet ehlinin dili Semnûn'dur' der; Semnûn ise Cüneyd'in irfan meclisine girdiğinde başını eğer, 'Biz aşkın sarhoşuyuz, Cüneyd ise o aşkın hâkimidir' diyerek teslimiyet gösterirdi.
FASIL IX: Şikayetin Terki ve Rıza Makamının Aşkla Buluşması
Âşık olan kimsenin Sevgili'den gelen hiçbir dertten şikayet etmeye hakkı olmadığını söylerdi. 'Hakk'tan gelen derdi halka şikayet eden kimse, hakiki muhib değildir. Seven, Sevgilinin attığı taştan dahi gül kokusu alır.'
Ona göre bela, münafıklar için bir azap, sıradan müminler için bir kefaret, arifler için ise bir terfi ve yakınlık vesilesidir. Hak Teâlâ sevdiklerini belalarla temizler ve Kendi Zâtına yaklaştırır.
FASIL X: Vefatı, Bağdat'taki Türbesi ve Tasavvuf Edebiyatındaki Yeri
Semnûn el-Muhibb, hicri 298 (miladi 911) civarında Bağdat'ta vefat etmiştir. Son anlarında dahi dudaklarından muhabbetullaha dair beyitler dökülmüş; 'Ey beni aşkıyla dirilten Rabbim, Sana kavuşmanın bayramını yaşat!' diyerek ruhunu teslim etmiştir.
Kabri Bağdat'ın Şûnîziyye kabristanında, mürşidi Serî es-Sakatî ve Cüneyd-i Bağdâdî'nin türbelerinin yakınındadır. Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü'l-Evliyâ'sında Semnûn'a özel ve coşkun bir bölüm ayırmış; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Yûnus Emre gibi sonraki aşk devleri Semnûn'un yaktığı muhabbet meşalesinden feyiz almışlardır.