Şehristânî ve el-Milel ve'n-Nihal: Dinler Tarihi, Hermetik Gelenek ve İtikadlar Külliyâtı
"Şüphe, yakin makamının ilk basamağıdır; araştırmayan ve delilleri mukayese etmeyen kimse hakikate vasıl olamaz." — Tâceddîn eş-Şehristânî
Fasıl I: Tâceddîn eş-Şehristânî ve İlm-i Edyân Devrimi
Batı dünyasında Dinler Tarihi disiplininin Max Müller ile 19. asırda başladığı iddia edilse de, hakikatte bu ilmin ilk objektif, ansiklopedik ve sistematik kurucusu Horasanlı allâme Ebû'l-Feth Muhammed b. Abdilkerîm eş-Şehristânîdir (479-548 / 1086-1153). Bağdat Nizâmiye Medresesi'nde baş müderrislik yapmış olan Şehristânî, Kitâbü'l-Milel ve'n-Nihal adlı başyapıtıyla dünya üzerindeki bütün semavi dinleri, felsefi ekolleri, pagan inançları ve bâtıl fırkaları hiçbir taassuba kapılmaksızın kendi metinleri ve mantıklarıyla tasnif etmiştir.
Fasıl II: el-Milel ve'n-Nihal'in Tasnif Metodolojisi
Şehristânî, insanlığın düşünce ve inanç tarihini iki ana eksende tahlil eder:
- Ehl-i Diyanet ve Milel: Vahye, semavi kitaplara ve peygamberlik müessesesine dayanan inançlar (Müslümanlar, Ehl-i Kitap olan Yahudi ve Hristiyanlar, Mecûsîler).
- Ehl-i Hevâ ve Nihal: Salt akla, nefse veya tabiat felsefesine dayanan fırkalar (Dehrîler/Materyalistler, Tabiatçılar, Grek ve Hint Filozofları, Sâbiîler ve Yıldız Tapıcıları).
Şehristânî her fırkayı anlatırken şu muhteşem ilkeyi vazetmiştir: "Ben her fırkanın görüşünü, onların en yetkin âliminin savunacağı şekilde ve hiçbir tahrifatta bulunmaksızın zikrettim; hak ile bâtılın temyizini ise akl-ı selîme bıraktım."
Fasıl III: Sâbiîler, Hermetik Gelenek ve Göksel Ruhanîler
el-Milel ve'n-Nihal'in en kıymetli kısımlarından biri, Harran Sâbiîleri ve Hermetik gelenek (Hermes el-Herâmise / Hz. İdrîs) üzerine yaptığı derin araştırmadır. Şehristânî'ye göre Sâbiîler hakikatte tek bir Yaratıcı'ya inanmakla birlikte; O'na doğrudan vasıl olunamayacağını iddia ederek göksel akılları, yıldız ruhanîlerini ve melekût varlıklarını şefaatçi kabul etmişlerdir.
Buradan hareketle yedi gezegen heykelleri (heyâkil) ve tılsımlı vefkler inşa etmişler; zamanla tevhid çizgisinden saparak suretlere tapınma (sanemperestlik) bid'atine düşmüşlerdir. Şehristânî, peygamberlerin gönderiliş hikmetinin insanı bu tür vasıtalara tapmaktan kurtarıp doğrudan doğruya Vâhid ve Kahhâr olan Zât'a yöneltmek olduğunu izah eder.
Fasıl IV: Nihâyetü'l-İkdâm fî İlmi'l-Kelâm ve İlahî Hikmet
Şehristânî'nin diğer şaheseri Nihâyetü'l-İkdâm, kelâm ve felsefenin kesişim noktasında durur. Gazzâlî'nin Tehâfütü'l-Felâsife'deki eleştirilerini derinleştiren Şehristânî; illiyet nazariyesi, âlemin hudûsu, ilahî sıfatlar ve tenzih meselelerinde felsefecilerin düştüğü mantık hatalarını sergilemiştir. Onun tevil ve tefekkür anlayışı, Fâtımî dönemi İsmâilî irfânı ile Eş'arî kelâmı arasında köprü vazifesi görmüş derin bir sentezdir.