Şemseddîn es-Sehâvî: el-Kavlü'l-Bedî' ve Salavât-ı Şerîfe Esrârı Külliyâtı
İbn Hacer el-Askalânî'nin Büyük Talebesi Allâme Sehâvî'nin Şaheseri; Salavâtın Hakîkati, Nûr-ı Muhammedî Feyzi, Hadis Rivâyetleri, Zikir Hükümleri ve Şefâat-i Uzmâ Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Şemseddîn es-Sehâvî'nin Hayatı, İlmî Muhiti ve İbn Hacer el-Askalânî'nin Tedrisâtı
İslam ilimler tarihinde 9. Hicrî asrın (Miladî 15. yüzyıl) en büyük hadis hâfızlarından, ricâl münekkitlerinden ve biyografi allâmelerinden biri olan Şemseddîn Muhammed bin Abdirrahmân es-Sehâvî (ö. 902/1497), Mısır'ın Sehâ kasabasında kökleri olan ilim ehli bir ailede Kahire'de dünyaya geldi. Henüz çocuk yaşta Kur'ân-ı Kerîm'i hıfzetti; Şâfiî fıkhı, Arap dili, mantık, usûl ve tefsir sahalarında devrinin büyük otoritelerinden icazet aldı. Ancak Sehâvî'nin ilmî şahsiyetini zirveye taşıyan asıl dönüm noktası, asrının hadis emîri olan Şeyhü'l-İslâm İbn Hacer el-Askalânî'nin meclisine intisap etmesi ve kırk yılı aşkın süre onun dizinin dibinde bulunarak en seçkin talebesi olmasıdır.
İbn Hacer'in 'Fethu'l-Bârî' telifindeki istinsah ve tahrir süreçlerine bizzat iştirak eden Sehâvî, rivâyet ilimlerinde ve ricâl tenkidinde üstadının metodolojisini harfiyen özümsedi. Kahire, Şam, Halep ve nihayet ömrünün son demlerini ibadet, telif ve tedrisle geçirdiği Haremeyn-i Şerîfeyn (Mekke ve Medine) muhitlerinde yüzlerce talebe yetiştirdi. 'Ed-Dav'ü'l-Lâmi', 'Fethu'l-Mugîs' gibi devasa ansiklopedik eserlerinin yanı sıra onun kalbî bağlılığını, Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.) olan nihayetsiz muhabbet ve hürmetini tecessüm ettiren en latif eseri 'el-Kavlü'l-Bedî' fî's-Salâti ale'l-Habîbi'ş-Şefî'' olmuştur.
FASIL II: el-Kavlü'l-Bedî'in Telif Gayesi ve Hadis Edebiyatındaki Müstesna Konumu
İslam telif geleneğinde Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) salât ü selâm getirilmesinin fazileti ve hükümlerine dair İbn Ebî Âsım, İsmâil el-Kâdî, İbnü'l-Kayyim ve İbn Beşküvâl gibi pek çok muhaddis müstakil risaleler kaleme almıştır. Ancak Sehâvî'nin 'el-Kavlü'l-Bedî'' eseri, kendisinden önce yazılmış tüm külliyatı cem eden, zayıf ve mevzû rivâyetleri kılı kırk yaran bir hadis tenkidiyle süzen ve meseleyi hem fıkhî, hem ahlâkî, hem de kalbî-tasavvufî vechesiyle kemâle erdiren en kâmil metindir.
Sehâvî, eserin mukaddimesinde Medîne-i Münevvere'de, Mescid-i Nebevî'de, Ravza-i Mutahhara'nın feyz dolu ikliminde bu eseri yazmaya niyet ettiğini, amacının ümmet-i Muhammed'in gönüllerinde Fahr-i Kâinât sevgisini alevlendirmek ve müminlerin dualarına şefaat vesilesi kılmak olduğunu zikreder. Eser, yalnızca hadis metinlerini sıralayan kuru bir mecmua değil; her bir rivâyetin illetlerini, râvî tabakalarını, tariklerini tahlil eden ve bununla birlikte dervişâne bir vecd ile salavâtın melekût âlemindeki tecellîlerini şerh eden şaheser bir ilim anıtıdır.
FASIL III: Ahzâb 56. Âyetin Esrârı: İlâhî Salât, Melekût İstiğfârı ve Beşerî İmtisâl
Sehâvî, eserinin ana omurgasını Kur'ân-ı Kerîm'in Ahzâb Sûresi 56. âyet-i celîlesi üzerine bina eder: 'Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.' Müellif, bu âyetteki 'salât' kelimesinin üç farklı fâile izafe edilişindeki tefsirî ve kelâmî incelikleri derinlemesine teşrih eder.
Allâme Sehâvî'ye göre Cenâb-ı Hakk'ın Habîb-i Edîbi'ne salât etmesi, ona olan nihayetsiz rahmeti, rıdvânı, zâtî nurları bahşetmesi ve O'nu Makâm-ı Mahmûd'da yüceltmesidir. Meleklerin salâtı, O'nun için istiğfârda bulunmak, derecesinin tezyidini niyaz etmek ve şânını melekût sakinleri arasında ta'zîm etmektir. Müminlerin salâtı ise bir emir-i ilâhîye imtisâl, şükran borcunun ifası ve O'nun şefaat halkasına dahil olma talebidir. Sehâvî, hiçbir ibadette Allah Teâlâ'nın bizzat zâtıyla meleklerine öncülük ederek bir fiili icra etmediğini; ancak salavâtta önce Zât-ı Bârî'nin, sonra melâikenin salât ettiğini vurgulayarak bu amelin kâinattaki en yüce zikir olduğunu ispat eder.
FASIL IV: Salavâtın Fıkhî Hükmü: Ömürde Bir Kere, Her Mecliste ve İsmi Anıldığında Vücûb
el-Kavlü'l-Bedî'de fıkhî mezheplerin salavât getirmeye dair görüşleri tarafsız ve mukayeseli bir vukufla serdedilir. Sehâvî, fakihlerin salavâtın vücûbu hususundaki ihtilaflarını maddeler halinde inceler: Bir mükellefin ömründe en az bir kere salavât getirmesinin farz-ı ayn olduğu hususunda icmâ vardır. Ancak namazların tahiyyâtında teşehhütten sonra salavât okumanın Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde rükün (namazın farzı), Hanefî ve Mâlikîlerde ise sünnet-i müekkede oluşunun delilleri tek tek tartışılır.
Bunun yanında, Fahr-i Kâinât'ın (s.a.v.) mübarek ismi her anıldığında salavât getirmenin vâcip mi yoksa müstehap mı olduğu bahsinde Sehâvî, 'Yanında anıldığım halde bana salât getirmeyenin burnu yere sürtülsün' ve 'Gerçek cimri, yanında adım anıldığı halde bana salavât getirmeyen kimsedir' nebevî ikazlarını şerh eder. Müellif, bir mecliste adı tekrar tekrar zikredildiğinde ilkinde salâtın farz/vâcip, müteakip zikirlerde ise sünnet ve edeb-i kâmil olduğu neticesine varır.
FASIL V: Hadis-i Şerifler Işığında Salavâtın Uhrevî ve Dünyevî Faziletleri
Sehâvî, eserinde sahih hadis mecmualarından süzülen onlarca fazilet rivâyetini senedleriyle kaydeder. 'Kim bana bir defa salât ederse, Allah ona on defa salât eder, on günahını siler ve derecesini on kat yükseltir' rivâyetini şerh eden Sehâvî, aciz bir kulun kâinatın Hâlıkı'ndan tek bir salât (rahmet nazarı) almasının dahi dünya ve içindekilerden daha hayırlı olduğunu hatırlatır.
Eserde salavâtın dünyevî tesirleri de mufassal olarak beyan edilir: Sıkıntıların izalesi, gam ve kederin bertaraf edilmesi, rızkın bereketlenmesi, duaların icabet makamına yükselmesi (zira başı ve sonu salavâtla mühürlenen duaların reddolunmayacağı müjdelenmiştir) ve unutulan şeylerin hatırlanması. Uhrevî olarak ise kıyametin dehşetli hararetinde arşın gölgesinde bulunmak, sırattan şimşek gibi geçmek, mizanda sevap kefesini ağır basmak ve bizzat Resûlullah'ın (s.a.v.) elinden Kevser havuzundan kana kana içmek müjdeleri serdedilir.
FASIL VI: Nûr-ı Muhammedî ve Salavâtın Kozmik ve Melekûtî Boyutları
Sehâvî, hadis ehlinin mutasavvıf meşrebini yansıtan bir vukufla, salavâtın sadece dille söylenen bir lafız olmadığını; ruh ile Hakîkat-i Muhammediyye arasında kurulan esrarlı bir ışık köprüsü olduğunu beyan eder. Kâinatın ilk yaratılan unsuru Nûr-ı Muhammedî olduğuna göre, varlık dairesindeki her zerre O'nun nûrundan bir lem'a taşımaktadır.
Dolayısıyla bir mümin salavât getirdiği vakit, kendi ruhunun aslî kaynağı ile irtibatını tazeler. Sehâvî'nin naklettiği rivâyetlerde, yeryüzünde ve göklerde dolaşan seyyah meleklerin bulunduğu, ümmetin getirdiği salât ve selâmları anında kabr-i şerîfe ulaştırdıkları, bizzat Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) 'Allah benim ruhumu iade eder ve ben de onun selâmına mukabelede bulunurum' buyurduğu mufassal hadislerle delillendirilir. Salavât, müminin manevi frekansını melekût âleminin ahengine yükselten kozmik bir akort ameliyesidir.
FASIL VII: Şefâat-i Uzmâ ve Salavât Bağı: Mahşer Günü En Yakın Olanlar
el-Kavlü'l-Bedî''in en tesirli bölümlerinden biri 'Kıyâme gününde insanların bana en yakını, bana en çok salavât getirenidir' hadis-i şerifinin şerh edildiği fasıldır. Sehâvî, mahşer gününün dehşetinde bütün peygamberlerin 'Nefsî, nefsî' (Benim nefsim, benim nefsim) dediği o azametli günde, Hâtemü'l-Enbiyâ'nın arşın altına kapanarak 'Ümmetî, ümmetî' nidalarıyla secdeye varacağı Şefâat-i Uzmâ makamını anlatır.
Müellif, çok salavât okuyan kişinin kalbinde Resûlullah'a karşı sarsılmaz bir rabıta ve vefa hâsıl olacağını, bu sevginin mahşerde sahibini tanıyan bir nûra dönüşeceğini vurgular. Sehâvî, dilleri salavâtla ıslanan kimselerin amel defterlerinin nurla dolacağını, cehennem azabından azat beratı alacaklarını ve Firdevs cennetlerinde Habîb-i Kibriyâ'ya komşu kılınacaklarını müjdeleyen rivâyetleri ve ulemânın tatbikatlarını sergiler.
FASIL VIII: Salavât Sîgaları, Me'sûr Salavâtlar ve Ulemânın Tertipleri
Eserde Resûl-i Ekrem'den (s.a.v.) bizzat nakledilen me'sûr salavât kalıpları en sahih senetlerle derlenmiştir. Başta sahâbe-i kirâmın 'Yâ Resûlallâh, sana selâm vermeyi öğrendik; peki sana nasıl salât edeceğiz?' sualine Efendimiz'in öğrettiği 'Salât-ı İbrâhîmiyye' (Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed...) olmak üzere, Hz. Ali, İbn Mes'ûd ve diğer sahâbîlerden mervî salavât metinleri tahlil edilir.
Ayrıca tâbiîn, tebe-i tâbiîn ve büyük kutupların tertip ettiği özel salavâtlar; Salât-ı Tefriciye, Salât-ı Münciye, Salât-ı Fâtih ve evliyaullahın vird edindikleri aşk dolu terkipler ele alınır. Sehâvî, bu lafızların her birinin manevi tesirlerini, açtığı manevi kilitleri ve hangi hallerde okunmasının faziletli olduğunu hadis ve sünnet ölçülerinden zerre kadar sapmaksızın vukufla izah eder.
FASIL IX: Cuma Günü ve Gecesi Salavâtın Hususiyeti ve Kabr-i Saadet Ziyareti
Sehâvî, salavâtın en faziletli olduğu vakit olarak Cuma gününü ve gecesini tahsis eden hadisleri özel bir ihtimamla derler: 'Günlerinizin en faziletlisi Cuma günüdür; o günde bana çokça salavât getirin, zira sizin salavâtınız bana arz olunur.' Müellif, Cuma gününün hilkat-i Âdem'den kıyamete kadar ilahî nizamın ana ekseni olduğunu, bu günde yapılan zikirlerin kat kat mükâfatlandırıldığını belirtir.
Ayrıca eserin bu faslında Medîne-i Münevvere'yi ve Mescid-i Nebevî'yi ziyaret etmenin adâbı, Muvâcehe-i Şerîfe'de durup selâm vermenin usûlü, Ravza-i Mutahhara'da kılınan namazların fazileti ve Hücre-i Saadet önünde dökülen muhabbet gözyaşlarının ecrine dair yürekleri titreten tavsiyeler ve menkıbeler yer alır.
FASIL X: Sehâvî'nin Mirası: Asırlar Boyu İrfan Dünyasını Aydınlatan Salavât Çerağı
Şemseddîn es-Sehâvî'nin 'el-Kavlü'l-Bedî'' adlı eseri, telif edildiği 15. yüzyıldan bu yana Osmanlı payitahtından Mağrip medreselerine, Hindistan tekkelerinden Haremeyn kütüphanelerine kadar İslam coğrafyasının dört bir yanında başucu kitabı olmuştur. Osmanlı ulemâsı ve şeyhülislâmları bu eseri fetvalarında ve sohbetlerinde kaynak göstermiş, tasavvuf pîrleri müritlerine vird olarak tavsiye etmiştir.
Sehâvî, bu eseriyle aklın tenkidi ile kalbin muhabbetini, hadis rivâyetinin titizliği ile tasavvufî vecdin derinliğini bir potada eritmiştir. 'el-Kavlü'l-Bedî'', bugün dahi Fahr-i Kâinât'a (s.a.v.) meftun gönüllere yol gösteren, salavâtın her bir hecesinde kâinatın sırlarını ve Hakk'ın rahmet tecellîlerini temaşa ettiren ölümsüz bir rehber olarak yaşamaktadır.