Sadreddîn Konevî: Miftâhu Gaybi'l-Cem' ve'l-Vücûd, Vahdet-i Vücûd ve İlahî Mertebeler Külliyâtı
Konya İrfanının Kurucu Dehası Konevî'nin Metafizik Şaheseri; A'yân-ı Sâbite, Vücûd Tecellîleri, İsm-i A'zam Sırrı ve Gayb Mertebeleri Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Sadreddîn Konevî'nin Şahsiyeti, Ekberî Mirasın Teessüsü ve Miftâhu'l-Gayb'ın Konumu
İslâm düşünce tarihinin en sistemli ve derin metafizikçilerinden biri olan Sadreddîn Muhammed b. İshâk el-Konevî (ö. 673/1274), Şeyhü'l-Ekber İbnü'l-Arabî'nin manevi oğlu, en yetkili şârihi ve Ekberî mektebin kurucu nazariyetçisidir. İbnü'l-Arabî'nin şiirsel, sembolik ve zengin keşif ummanını; Meşşâî felsefenin ve kelâmın kavramsal diliyle dizgeleştirerek İslâm medrese ve tekkelerine kabul ettiren dahi Konevî'dir.
Konevî'nin baş eseri olan "Miftâhu Gaybi'l-Cem' ve'l-Vücûd" (Varlık ve Cem' Gaybının Anahtarı), tasavvufî metafiziğin zirve metnidir. Bu eser sâdece sûfîlerin değil, felsefeci ve kelâmcıların da asırlar boyunca üzerine şerhler yazdığı, tartışıp ilham aldığı temel bir kaynaktır. Eser, mutlak vücûdun hakikatini, ilahî isim ve sıfatların tecellî kanunlarını ve gayb âleminden şehâdet âlemine nüzûlün epistemolojisini hendesî bir kesinlikle inceler.
FASIL II: Vücûd-ı Mutlak ve Ahadiyyet Mertebesi: Lâ-Taayyün'den İlk Zuhûra
Konevî metafiziğinin temeli 'Vücûd-ı Mutlak' (Mutlak Varlık) bahsidir. Hakk Teâlâ, Zât'ı itibariyle hiçbir kayıt, kayıtlamama, isim, sıfat ve nispet ile sınırlanamaz. Bu ilk mertebe 'Gayb-ı Mutlak', 'Lâ-Taayyün' (belirmemişlik) ve 'Ahadiyyet' makamıdır. Bu makamda hiçbir mahlûkun idrakine menfez yoktur; akıl ve keşif orada iflas eder; 'Sübhâneke mâ arafnâke hakka ma'rifetik' sırrı caridir.
Konevî, bu mutlak gaybın bilinmeyi murad etmesiyle (Kenz-i Mahfî hadisi: 'Bilinmeyen bir hazine idim, bilinmeyi sevdim de mahlûkatı yarattım') ilk taayyünün (Taayyün-i Evvel / Vâhidiyyet) meydana geldiğini şerh eder. Bu ilk zuhûr, Zât'ın Zât'ına olan ezelî tecellîsidir; ilahî isimler ve kemâlât bu makamda bilkuvve olarak mücmelen aşikâr olur. Konevî bu metafizik intikali 'Tecellî-i Zâtî' olarak adlandırır.
FASIL III: A'yân-ı Sâbite: Ezelî İlim Aynasındaki Varlık İstidatları
Miftâhu'l-Gayb'ın en can alıcı bahislerinden biri 'A'yân-ı Sâbite' (sâbit aynlar / ezelî sûretler) nazariyesidir. A'yân-ı Sâbite, henüz dış dünyada (hâriçte) somut bir vücûd kokusu koklamamış olan, fakat Cenâb-ı Hakk'ın ezelî ilminde mâlum olan eşyanın hakikatleridir. Onlar mahlûk değil, ezelî ilmin sûretleridir.
Konevî şöyle der: 'A'yân-ı Sâbite varlık kokusu koklamamıştır; onlar ezelde nasıl iseler ebediyen öyle kalırlar.' Dış dünyadaki her varlık, bu ilahî ilimdeki istidadına ve kabiliyetine göre vücûd libasını giyer. Allah Teâlâ hiçbir varlığa dışarıdan yabancı bir kader zorlamaz; bilakis her varlığın A'yân-ı Sâbitesi kendi istidadıyla ne talep etmişse (istidat lisanı ile dua), ilahî feyiz ona o şekilde tecelli eder. Bu tahlil, kader ve irade meselesinin tasavvuf tarihindeki en derin tevilidir.
FASIL IV: Nefes-i Rahmânî ve Âlemin Sürekli Yeniden Yaratılışı (Teceddüd-i Emsâl)
Sadreddîn Konevî, kâinatın var oluşunu 'Nefes-i Rahmânî' (Rahmân'ın Nefesi) istiaresiyle açıklar. İlahî isimler kendi kemâlât ve hükümlerini izhar etmek için gayb darlığından feryat etmişler; Cenâb-ı Hak da Rahmânî nefesiyle onları genişliğe ve vücûda çıkarmıştır. Kâinattaki bütün harfler, kelimeler ve cisimler bu ilahî nefesin titreşimlerinden ve kesafet derecelerinden ibarettir.
Bu noktada Konevî, Kur'an'daki 'Külle yevmin hüve fî şe'n' (O her an bir yaratıştadır) âyetini esas alarak 'Teceddüd-i Emsâl' (benzerlerin sürekli yenilenmesi) kanununu vazeder. Âlem durağan bir heyûlâ değildir; her an yok olmakta ve her an yeniden yaratılmaktadır. İki anda aynı tecellî tekrarlanmaz ('Lâ tekrâra fi't-tecellî'). Bizim sürekli gördüğümüz kâinat, tıpkı hızla döndürülen bir meşalenin ateşten bir daire gibi görünmesi misali, kesintisiz ilahî nefes dalgalarının bir anlık akışıdır.
FASIL V: İlahî İsimler Nizamı: Ümmehâtü'l-Esmâ ve Feleklerin Ruhaniyeti
Miftâhu'l-Gayb'da Esmâ-i Hüsnâ rastgele bir lügat listesi değil, hendesî bir hiyerarşiye sahip kozmik bir nizamdır. İsimlerin anası sayılan 'Ümmehâtü'l-Esmâ' yedi tanedir: Hayat, İlim, İrade, Kudret, Sem', Basar ve Kelâm. Diğer bütün ilahî isimler bu yedi asıl ismin terkibinden ve tecellî kollarından doğar.
Konevî, isimlerin mertebelerini izah ederken Zâtî, Sıfâtî ve Fiilî isimler taksimatını yapar. Her bir ismin kâinatta hüküm sürdüğü bir felek, bir unsur ve bir melekût makamı vardır. Örneğin el-Hayy ve el-Kuddûs isimleri Arş feleğinde hüküm sürerken, eş-Şekûr ve el-Habîr isimleri Şems feleğinde tasarruf eder. İnsan kalbi ise bu isimlerin tamamını kendisinde cem eden yegâne 'İsm-i Câmî' mazharıdır.
FASIL VI: Hadarât-ı Hams: Beş İlahî Varlık Hazreti ve Ontolojik Hiyerarşi
Konevî'nin metafizik binasının en sağlam sütunlarından biri 'Hadarât-ı Hams' (Beş İlahî Hazret) öğretisidir. Varlık, aşağıdan yukarıya veya yukarıdan aşağıya beş ana mertebede tecelli eder: 1. Hazret-i Gayb-ı Mutlak: Zât ve A'yân-ı Sâbite âlemi; hiçbir duyu ve aklın ulaşamadığı mutlak sır. 2. Hazret-i Ceberût (Gayb-ı Muzaf): Küllî Akıl, Küllî Nefs ve Rûhlar âlemi; maddeden mücerret nurlar. 3. Hazret-i Melekût (Âlem-i Misâl ve Berzah): Manaların sûretlere büründüğü, cisimlerin letafet kazandığı hayal ve berzah boyutu. 4. Hazret-i Şahâdet (Mülk Âlemi): Maddî, cismânî ve duyulur âlem; en alt kesafet mertebesi. 5. Hazret-i Câmia (İnsân-ı Kâmil): Bütün bu dört hazreti kendi nefsinde toplayan, gayb ile şehâdeti birleştiren kâmil insan mertebesi.
Konevî'ye göre bu hazretler birbirinden kopuk değil, birbirinin aynası ve dereceleridir.
FASIL VII: İnsân-ı Kâmil: İki Yay Arasındaki Berzah ve Kâinatın Ruhî Mihveri
Sadreddîn Konevî için İnsân-ı Kâmil, kâinatın varlık gayesidir. Âlem bir beden ise, İnsân-ı Kâmil o bedenin rûhudur; âlem bir yüzük ise, İnsân-ı Kâmil o yüzüğün kaşı ve üzerindeki ilahî mühürdür. Cenâb-ı Hak hazinelerini bu mühürle korur. Yeryüzünde İnsân-ı Kâmil bulunmadığı an, âlemin rûhu çekilmiş olur ve kıyamet kopar.
Necm Sûresi'ndeki 'Kâbe kavseyni ev ednâ' (İki yay mesafesi, hatta daha yakın) âyetini şerh eden Konevî, iki yayın birinin vücûb (Hakk), diğerinin imkân (halk/mahlûkat) yayı olduğunu söyler. İnsân-ı Kâmil, bu iki yayın birleştiği berzahtır. O, ne sırf Hakk ne de sırf halktır; her iki mertebenin hakikatini kendisinde cem eden Zâtî halifedir.
FASIL VIII: Nübüvvet ile Velâyet Arasındaki Felsefî ve Keşfî Münasebet
Miftâhu'l-Gayb'da Nübüvvet ve Velâyet bahsi, Meşşâî felsefenin faal akıl nazariyesiyle sûfî keşfinin en yüksek düzeyde mukayesesidir. Konevî'ye göre Nübüvvet zâhirî bir risalet ve teşrî' vazifesi iken, Velâyet bâtınî bir kurbiyet ve marifet menbaıdır. Nübüvvet sona erer, fakat Velâyet ebedîdir; zira Allah'ın 'el-Velî' ismi ezelî ve ebedî olup asla muattal kalmaz.
Konevî, Hâtemü'l-Enbiyâ (Hz. Muhammed s.a.v.) ile Hâtemü'l-Evliyâ arasındaki rabıtayı inceler. Bütün nebîler ve velîler, Nûr-ı Muhammedî menbaından feyiz alırlar. Velî, nebinin şeriatına tâbi olmakla birlikte, vahyin kaynağı olan ilahî melekûttan bizzat keşfî ilim (ilm-i ledünnî) tahsil eder. Bu sebeple ariflerin kelâmı şeriata muhalif değil, şeriatın bâtınî esrarının beyanıdır.
FASIL IX: İlimlerin Hiyerarşisi: Mantıkî Akıl ile Keşfî Zevk Arasındaki İrtibat
Konevî, felsefî ilimler ile tasavvufî marifeti birbiriyle çatıştırmaz; aksine onları bir hiyerarşiye oturtur. Felsefî akıl (istidlâl ve burhan), varlığın zahirini ve maddî illiyet bağlarını çözmede lüzumludur; fakat aklın kanatları feleklerin ötesine, Zât ve tecellî denizine uçamaz. Akıl sınır kapısına geldiğinde durur; öteye ancak aşk ve keşif geçer.
Konevî ile meşhur filozof Nasîrüddîn-i Tûsî arasındaki yazışmalar (el-Mürâselât), İslâm entelektüel tarihinin en parlak vesikasıdır. Konevî, Tûsî'ye yazdığı mektuplarda felsefenin tıkandığı metafizik açmazları (vacibü'l-vücûdun birliği, nefsin bekâsı, tecellî nizamı) keşfî metodun kesinliğiyle çözüme kavuşturmuş ve Tûsî'nin büyük takdirini kazanmıştır. Konevî'ye göre hakiki ilim, akıl ile keşfin imtizacından doğan 'İlm-i İlahî'dir.
FASIL X: Miftâhu'l-Gayb'ın Zirvesi: İsm-i A'zam Sırrı ve Fenâ-i Mutlak
Eserin hatimesi, İsm-i A'zam marifetine ve fenâ makamına ayrılmıştır. Konevî'ye göre İsm-i A'zam harflerden ibaret kuru bir kelime veya tılsım değildir. İsm-i A'zam, Cenâb-ı Hakk'ın bütün isim ve sıfatlarını cem eden İsm-i Câmî'nin (Allah) kâmil insanın kalbinde tam bir tecellî ile aşikâr olması halidir. Kim bu tecellîye mazhar olursa, kâinattaki bütün mevcudat onun emrine musahhar kılınır.
Nihai mertebe olan Fenâ-i Mutlak'ta sâlik, kendi varlığını değil, bizzat varlık vehmini terk eder. 'Küllü şey'in hâlikun illâ vecheh' (O'nun vechinden başka her şey helak olucudur) âyeti zevken yaşanır. Sâlik artık Hakk'ın gözüyle görür, kulağıyla işitir, eliyle tutar. Bu makam vuslatın nihayeti, bekâbillâhın başlangıcıdır. Miftâhu'l-Gayb, ariflerin bu gayb denizine açılmasını sağlayan ebedî bir anahtardır.