Şerefeddin Sabuncuoğlu'nun Hayatı, Amasya Dârüşşifâsı ve Tabâbet Çevresi
Şerefeddin Sabuncuoğlu (787-873 / 1385-1468 civarı), Osmanlı tıp tarihinin en özgün cerrahı ve klasik tabâbetin amelî (klinik) dehasıdır. Amasya'da hekim yetiştiren köklü bir Sabuncuoğlu ailesine mensup olan Şerefeddin, tıp tahsilini Amasya Bîmarhânesi'nde (Dârüşşifâsı'nda) Burhâneddin Ahmed en-Nahcuvânî gibi büyük hekimlerden almıştır. Amasya Dârüşşifası, yalnızca fiziki hastalıkların değil, aynı zamanda mûsikî, su sesi ve psikiyatrik yöntemlerle ruhsal marazların da tedavi edildiği, dönemin en ileri tıp akademilerinden biriydi.
Sabuncuoğlu, ömrünün on dört yılını bizzat bu dârüşşifada başhekimlik ve müderrislik yaparak geçirmiş, yüzlerce ameliyat gerçekleştirmiş ve cerrahi operasyonları ilk kez Türkçe olarak bizzat kendi fırçasıyla resimlemiştir. Seksen yaşını aşkın iken kaleme aldığı şaheseri Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye'yi (Sultan Cerrahnâmesi), İstanbul'un fatihi Fâtih Sultan Mehmed'e bizzat takdim etmek üzere Edirne sarayına gitmiştir.
«Ey oğul ve ey hekimlik sanatına talip olan talib-i sâdık! Bil ki cerrâhiyye sanatı ancak tecrübe, basiret ve hassas el melekesiyle hâsıl olur. Kitapta okuduğun ile yetinme; insanın iç anatomisini, damarın seyrini, sinirin yolunu bilmeyen kimse cerrahlık kılıcını eline almasın; zira hekim ihya etmek için vardır, telef etmek için değil.» — Şerefeddin Sabuncuoğlu
Onun tıp felsefesi, İbn Sînâ ve Zehrâvî'nin teorik birikimini Osmanlı klinik tecrübesiyle sentezlemiş, Arapça ve Farsça tıp lügatini saf Anadolu Türkçesiyle ilim lisanı haline getirmiştir.