Edirneli Oruç Beg'in Şahsiyeti ve Kroniğin Doğuşu
Osmanlı tarih yazıcılığının Âşıkpaşazâde ve Neşrî ile birlikte en mühim üç kurucu sütunundan biri olan Oruç Beg bin Âdil el-Edirnevî (15. asır), payitaht Edirne'de yetişmiş mümtaz bir kâtiptir. Hayatı hakkındaki malumat kendi eserinde zikrettiği kısıtlı kayıtlardan ibarettir; babasının adının Âdil olduğu, Edirne sarayında yahut timar defterhânesinde kâtiplik yaptığı bilinmektedir.
Sultan II. Bâyezid devrinde telif ettiği Tevârîh-i Âl-i Osmân (umumiyetle Oruç Bey Tarihi adıyla anılır), Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan başlayarak 1502 (Hicrî 908) senesine kadar uzanan hadisatı ihtiva eder. Eser, Fatih ve II. Bâyezid devrinin cihan devleti idrakine rağmen, kuruluş çağının o saf, samimi ve gazavât kokan Oğuz-Türkmen lisanını muhafaza etmiş en kıymetli yadigârdır.
«Hakk Teâlâ ol gāzîlere nusret virüp, İslâm dînini ol vilâyetlerde i'lâ eyledi. Âl-i Osmân bir ulu çınar gibi neşvünemâ buldı; kökü şerîat-ı mutahharada, budakları şark u garb serhadlerinde karâr kıldı.» — Oruç Beg
Oruç Beg'in eseri, anonim Tevârîh-i Âl-i Osmân metinleriyle akraba olmakla birlikte, müellifin bizzat Edirne ve Rumeli fütûhatına dair naklettiği şahsî müşahedeler ve arşiv kayıtlarıyla müstakil bir şaheserdir.