Muhyiddin el-Kāfiyeci: el-Muhtasar fî İlmi't-Târîh, Tarih Metodolojisi, Epistemoloji ve Tefsir Usûlü Külliyâtı
Bergama'dan Kahire'ye Memlüklerin Büyük 'Şeyhü'l-Meşâyih'inin Kaleminden Tarihi Bağımsız Bir İlim Kılan İlk Metodoloji Risalesi, Tarih Felsefesi, Tenkit Usûlü ve Tefsir Kaideleri Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Muhyiddin el-Kāfiyeci'nin Hayatı, Bergama'dan Kahire'ye Uzanan İlmi Yolculuğu ve Şeyhü'l-Meşâyih Makamı
On beşinci yüzyılın en mümtaz allâmelerinden, kelâm, mantık, lügat, tefsir, hadis ve usûl üstadı Muhyiddîn Ebû Abdillâh Muhammed b. Süleymân b. Sa'd el-Bergamî el-Kāfiyeci el-Hanefî (1386-1474), Anadolu'nun kadim kültür merkezi Bergama'da dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini Anadolu ve İran havzalarında tamamladıktan sonra Şam, Kudüs ve nihayetinde devrin İslâm başkenti Memlük Kahiresi'ne yerleşmiştir. Kahire'de Şeyhûniyye ve Berkiyyun medreselerinde ders veren, Memlük sultanlarının ve ulemasının derin hürmetini kazanan Kāfiyeci, kendisine 'Şeyhü'l-Meşâyih' (Üstatların Üstadı) unvanı verilecek kadar ilim meclislerinin kutbu haline gelmiştir. Onun talebeleri arasında Celâleddin es-Süyûtî ve Sehâvî gibi İslâm ilimler tarihinin zirve simaları yer alır. Doksan yıla yaklaşan ömrünü yüzü aşkın telif eserle taçlandıran allâme, Anadolu'nun zekâsını Kahire'nin ansiklopedik birikimiyle mezcetmiş abidevî bir şahsiyettir.
FASIL II: 'Kāfiyeci' Lakabının Sırrı: İbnü'l-Hâcib'in el-Kāfiye'sine Vâkıfiyeti ve Nahiv-Mantik Mezci
Müellifin 'Kāfiyeci' lakabıyla şöhret bulması, İbnü'l-Hâcib'in meşhur nahiv risalesi el-Kāfiye'ye olan derin vukûfiyetinden ve bu metin üzerine yazdığı derinlikli şerhlerden kaynaklanır. Ancak Kāfiyeci için dil bilgisi ve nahiv, salt bir gramer kuralları manzumesi değildir; nahiv, düşüncenin hendesesi ve mantığın dildeki tecellisidir. O, Aristo mantığının lafızlar, kavramlar ve önermeler bahislerini Arap dili gramerinin sentaks ve morfoloji kaideleriyle kusursuzca mezcetmiştir. Bu zihnî disiplin, onun tefsirden hadise, tarihten kelâma kadar her ilim dalını matematiksel bir berraklıkla ve mantıkî tanımlarla (hadd ve resm) ele almasını sağlamıştır.
FASIL III: el-Muhtasar fî İlmi't-Târîh'in Telif Sebebi: Tarihi Bağımsız Bir İlim Olarak Tanımlayan İlk Müstakil Metodoloji Eseri
Kāfiyeci'nin dünya düşünce tarihindeki en orijinal ve devrim niteliğindeki eseri, 1463 yılında Kahire'de kaleme aldığı el-Muhtasar fî İlmi't-Târîh (Tarih İlminde Muhtasar Metodoloji) adlı risalesidir. Klasik İslâm düşüncesinde tarihçiler asırlar boyunca muazzam vakayinâmeler ve tabakat kitapları yazmış olmalarına rağmen, tarihin 'tanımı, konusu, gayesi ve epistemolojik değeri' üzerine müstakil bir metodoloji kitabı yazan ilk müellif Muhyiddin el-Kāfiyeci'dir. İbn Haldûn Mukaddime'sinde umran ilmini sosyolojik ve felsefî bir tahlille inşa etmişken, Kāfiyeci ise mantık ve usûl kurallarını bizzat 'tarih ilminin kendisine' tatbik ederek tarihin fıkıh ve hadis usûlü gibi bağımsız bir şer'î-aklî disiplin olduğunu metodolojik olarak ispatlamıştır.
FASIL IV: Tarihin Tanımı, Konusu, Gayesi ve Epistemolojik Değeri: 'Tarih Nedir?' Sorusuna Klasik İslâmî Cevap
Kāfiyeci eserinde klasik mantığın tanım tekniğini kullanarak tarihi şöyle tanımlar: 'Tarih; zamanın, hadiselerin kendisinde vuku bulduğu keyfiyetinin ve bu hadiselerin şartlarının araştırılması ilmidir.' Tarihin konusunu 'zaman ve zamanda zuhur eden hadiseler' olarak belirleyen allâme, onun gayesini ise 'geçmiştekilerin durumlarından ibret almak, hadiselerin seyrini tefekkür ederek basiret kazanmak ve geleceğe dair ahlâkî ve hikemî bir rehberlik elde etmek' şeklinde hülasa eder. Kāfiyeci, tarihin salt bir masal veya eğlence nakli olduğunu zanneden cahil zihniyeti şiddetle tenkit eder; tarihin doğru ve sağlam rivayetlere dayandığında kesin bir bilgi (yakîn) ve şer'î hükümleri anlamada zaruri bir epistemolojik basamak olduğunu delillendirir.
FASIL V: Tarihçinin Ahlâkı ve Metodolojik Şartları: Tarafsızlık, Şahitlik, Tenkit ve Hurafe Karşıtlığı
el-Muhtasar fî İlmi't-Târîh'in en çarpıcı kısımlarından biri, bir tarihçide bulunması gereken ahlâkî ve meslekî şartları tanzim eden fasıldır. Kāfiyeci'ye göre tarihçi; adil, dürüst, tarafsız, heva ve hevesten arınmış, rivayet tenkidini (cerh ve ta'dîl) bilen bir basiret ehli olmalıdır. Tarihçi menfaat umarak zâlimleri övmemeli, kin güderek hasımlarını yermemeli, gördüğünü ve tahkik ettiğini olduğu gibi yazmalıdır. Akla, mantığa ve dinin temel esaslarına aykırı asılsız rivayetleri, halk efsanelerini ve mitolojik hurafeleri ayıklamak tarihçinin namus borcudur. Bu tespitler, modern tarih metodolojisinin 'tenkit ve objektiflik' prensiplerinin 15. yüzyıl İslâm dünyasındaki billurlaşmış ifadesidir.
FASIL VI: Zaman Felsefesi ve Tarihî Devirler: Dehr, Zaman, Asır ve İnsanlığın Yeryüzündeki Vazifesi
Kāfiyeci tarih metodolojisini inşa ederken derin bir ontolojik ve kozmolojik zaman felsefesi geliştirir. O, 'Dehr' (mutlak ezelî-ebedî süre), 'Zaman' (feleklerin hareketiyle ölçülen nisbî vakit), 'Asır' (belirli hadiselerin damga vurduğu devir) ve 'Tarih' (insan eylemlerinin zaman çizgisindeki kaydı) kavramlarını birbirinden ayırır. Zaman, Allah'ın yarattığı ve insanın hilafet vazifesini icra ettiği kozmik sahnedir. İnsanlığın yeryüzündeki serüveni, peygamberlerin tebliği ve ümmetlerin imtihanıyla şekillenen gayeli ve ilâhî bir süreçtir; dolayısıyla tarih tesadüflerin kaosundan değil, ilâhî sünnetullahın şaşmaz nizamından ibarettir.
FASIL VII: Kitâbü't-Teysîr fî Kavâ'idi İlmi't-Tefsîr: Tefsir Usûlünü Müstakil Kaidelerle Kodifiye Etme Çabası
Kāfiyeci'nin ikinci büyük şaheseri olan Kitâbü't-Teysîr fî Kavâ'idi İlmi't-Tefsîr, Kur'ân tefsirinin metodolojik kurallarını tanzim eden bir kanunnâmedir. Kāfiyeci bu eserinde tefsir ilmini müstakil bir disiplin olarak ele alıp onun tanımını, konusunu, ilkelerini ve müfessirde bulunması gereken on beş temel ilmi sıralar. Âyetlerin nüzul sebepleri, muhkem ve müteşâbih tahlilleri, nesh meselesi ve lügavî delaletler mantıkî kaidelerle tanzim edilmiştir. Bu eser, talebesi Celâleddin es-Süyûtî'nin İslâm dünyasında tefsir usûlünün zirvesi sayılan el-İtkān fî Ulûmi'l-Kur'ân adlı eserinin doğrudan ilham kaynağı ve ana iskeletini teşkil etmiştir.
FASIL VIII: Celâleddin es-Süyûtî'nin Hocası Olarak Kāfiyeci: Memlükler Dönemi Kahire İlim Meclisleri ve Talebeleri
Muhyiddin el-Kāfiyeci'nin büyüklüğü, yetiştirdiği talebelerin İslâm düşüncesine vurduğu damgayla da sabittir. Genç yaşta onun rahle-i tedrisine giren Celâleddin es-Süyûtî, eserlerinde hocası Kāfiyeci'den 'Seyyidünâ ve Şeyhunâ' diyerek sitayişle bahseder; on dört yıl boyunca onun derslerine devam ettiğini, mantık, meânî, beyân, tefsir usûlü ve tarih metodolojisini bizzat ondan öğrendiğini ve hocasının kendisine müctehidlik icazeti verdiğini iftiharla nakleder. Sehâvî de ed-Dav'ü'l-Lâmi' adlı biyografik şaheserinde Kāfiyeci'nin zarafetini, cömertliğini, talebelerine olan şefkatini ve ilimdeki tavizsiz vakarını uzun uzun anlatır.
FASIL IX: Akıl ve Nakil Dengesi: Mantık Kaidelerinin Tefsir, Hadis ve Tarihe Tatbiki
Kāfiyeci'nin düşünce sisteminin merkezinde aklî ilimler ile naklî ilimlerin mükemmel ahengi yer alır. O ne nakli reddedip aklı putlaştıran kuru rasyonalistlere ne de aklı büsbütün inkâr edip lafızcılığa saplanan zâhirîlere iltifat etmiştir. Ona göre akıl, naklin getirdiği vahyi anlamanın ve tahlil etmenin ilâhî terazisidir. Mantık kaideleri olmaksızın ne tefsirin derinliklerine nüfuz edilebilir ne de tarih rivayetlerinin sıhhati denetlenebilir. Bu sebeple Kāfiyeci'nin eserleri, Ehl-i Sünnet omurgasında akıl ile naklin nasıl birbiriyle kucaklaşabileceğinin en olgun 15. yüzyıl örneğidir.
FASIL X: Kāfiyeci'nin İslâm Tarih Yazıcılığı ve Metodolojisindeki Öncü Yeri ve İbn Haldûn ile Mukayesesi
Muhyiddin el-Kāfiyeci, İslâm tarih yazıcılığı tarihinde İbn Haldûn ile Franz Rosenthal'in ifadesiyle 'modern tarih metodolojisinin ilk habercileri' arasında köprü kuran benzersiz bir mevkidedir. İbn Haldûn tarihin felsefesini ve umranın dinamiklerini keşfetmişken, Kāfiyeci tarihin bizzat akademik metodolojisini, kurallarını, ahlâkını ve tedris usûlünü bir el kitabı haline getirmiştir. Bergama'da filizlenen ve Kahire'de kemâle eren bu muazzam ilim çınarı; tarihi kör bir geçmiş tapınmasından çıkarıp basiret sahiplerine yol gösteren bir hikmet ve idrak mektebine dönüştürmüştür.