Muhyiddîn el-Kâfiyeci: et-Teysîr, Tefsir Usûlü ve Tarih Felsefesi Külliyâtı
Bergama'dan Kahire'ye Bir Osmanlı Allâmesi ve İmam Süyûtî'nin Üstadı; İlk Bağımsız Tefsir Usûlü, Tarih Epistemolojisi ve Mantıkî Hermenötik Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
FASIL I: Muhyiddîn el-Kâfiyeci'nin Entelektüel Serüveni ve 'Kâfiyeci' Lakabının Sırrı
Muhyiddîn Muhammed b. Süleyman el-Bergamî el-Kâfiyeci (788-879/1386-1474), Anadolu coğrafyasında Bergama'da doğup yetişen, ardından ilim tahsili için Suriye ve Memlükler devri Kahire'sine hicret ederek devrinin en büyük ilim otoritelerinden biri haline gelen müstesna bir allâmedir. İbnü'l-Hâcib'in meşhur Arapça nahiv risalesi el-Kâfiye'yi derinlemesine okutup şerh etmesi ve nahiv ilmindeki harikulâde vukufiyeti sebebiyle kendisine 'Kâfiyeci' lakabı verilmiştir. Memlük sultanlarının ve dönemin ilim muhitlerinin hürmetini kazanan Kâfiyeci, bilhassa öğrencisi Celâleddin es-Süyûtî'nin de aralarında bulunduğu yüzlerce âlim yetiştirmiş; mantık, fıkıh usûlü, kelâm, belâgat, tefsir ve tarih alanlarında telif ettiği eserlerle İslâm düşüncesinde çığır açmıştır.
FASIL II: İlk Müstakil Tefsir Usûlü Eseri: et-Teysîr fî Kavâidi İlmi't-Tefsîr
İslâm ilimler tarihinde Kur'an ilimleri dağınık risalelerde veya tefsir mukaddimelerinde ele alınırken, tefsir usûlünü müstakil ve kuralları (kavâid) vaz'edilmiş bir ilim disiplini olarak ilk defa kaleme alan Kâfiyeci olmuştur. Telif ettiği 'et-Teysîr fî Kavâidi İlmi't-Tefsîr' adlı abidevî eser, tefsirin tanımını, konusunu, gayesini ve ilkelerini mantıkî kaidelere bağlamıştır. Bu eser, daha sonra talebesi Süyûtî'nin el-İtkān fî Ulûmi'l-Kur'ân adlı meşhur şaheserinin en temel teorik omurgasını ve ilham kaynağını teşkil etmiştir.
FASIL III: Tefsir ile Te'vîl Arasındaki Epistemolojik Ayrım
Kâfiyeci'nin et-Teysîr'deki en mühim metodolojik katkılarından biri, 'tefsir' ile 'te'vîl' mefhumları arasındaki dakik hududu felsefî ve kelâmî temellere kavuşturmasıdır. Ona göre tefsir; lafızların zâhirî delaletlerini, nüzûl sebeplerini ve lügat mânâlarını keşfetmektir ve doğrudan nakle, rivayete dayanır; bu sebeple tefsirde kesinlik (kat'iyyet) esastır. Te'vîl ise; lafzın muhtemel bâtınî mânâlarından birini âyetin ruhuna ve Ehl-i Sünnet usûlüne muvafık bir delille tercih etmektir; aklî dirâyete ve keşfe dayanır, zann-ı gālib ifade eder. Kâfiyeci, bu iki alanın birbirine karıştırılmasının bâtıl fırkaların türemesine yol açtığını delilleriyle ortaya koyar.
FASIL IV: Dil, Mantık ve Hermenötik: Lafız-Mânâ Münasebetleri
Bir nahiv ve mantık dâhisi olan Kâfiyeci, tefsir usûlünü saf bir dil felsefesi ve anlambilim (semantik) üzerine bina eder. Lafızların mânâya vazolunuşu (vaz'), hakikat, mecaz, kinaye, sarîh ve kinaye kategorilerini Aristo mantığının tanımlar teorisiyle mezceder. Bir müfessirin sadece Arapçayı bilmesinin kâfi gelmeyeceğini; aklın kanunlarını (mantık), beyân sanatlarını ve usûl-i fıkhın istinbât mekanizmalarını bilfiil hazmetmiş olması gerektiğini savunur. Vahyin lafzı ilâhî olmakla birlikte muhatabın beşerî lisan kurallarına tâbi olduğunu, dolayısıyla doğru anlama eyleminin ancak mantıkî disiplinle mümkün olacağını vazeder.
FASIL V: Esbâb-ı Nüzûl ve Mekkî-Medenî Hermenötiği
Kâfiyeci'ye göre nüzûl sebepleri (esbâb-ı nüzûl), âyetlerin tarihî bir hadiseye hapsedilmesi için değil; ilâhî hitabın tarihsel bağlam içindeki mânâ zeminini idrak etmek için elzemdir. 'Lafzın umumî oluşu esastır, sebebin hususî oluşu mânâyı daraltmaz' kaidesini detaylandırırken, Mekkî ve Medenî âyetlerin karakteristik farklarını kelâmî ve sosyolojik açıdan tahlil eder. Mekkî âyetlerin tevhid, nübüvvet ve ahiret akidesini tesis eden muhkem nizamını; Medenî âyetlerin ise cemiyet, teşrî' ve ahlâk nizamını inşa eden fıkhî boyutunu harikulâde bir vukufla şerh eder.
FASIL VI: İ'câzü'l-Kur'an Doktrini ve Beşerin Acziyet Felsefesi
et-Teysîr'de Kur'an'ın mucizeliği (i'câz) meselesi mantıkî burhanlarla tahkik edilir. Kâfiyeci, Mu'tezile'nin 'sarfe' nazariyesini (Allah'ın Arapları Kur'an'ın benzerini getirmekten iradî olarak men ettiği iddiası) kesin delillerle reddeder. Ona göre Kur'an'ın benzerinin getirilemeyişi dışsal bir engellemeden ötürü değil; Kur'an'ın bizzat kendi lafız, nazım, belâgat, gaybî haberler ve ebedî hikmetler bakımından beşer kudretinin fersah fersah fevkinde olmasındandır. Kur'an'ın her bir harfi kozmik terazide tartılmış bir hikmet nizamıdır.
FASIL VII: İslâm Tarih Felsefesinin Öncüsü: el-Muhtasar fî İlmi't-Târîh
Kâfiyeci, tefsir usûlündeki kurucu rolünün yanı sıra İslâm düşüncesinde tarih ilminin metodolojisini müstakil bir felsefî disiplin olarak inşa eden ilk müelliflerdendir. 'el-Muhtasar fî İlmi't-Târîh' adlı eserinde tarihin tanımını, konusunu, felsefî gayesini ve tarihçide bulunması gereken ahlâkî ve ilmî vasıfları vazederek İbn Haldun'un Mukaddime'deki sosyolojik açılımlarını usûl seviyesinde müstakil bir kurallar bütününe dönüştürmüştür.
FASIL VIII: Tarihin Tanımı, Konusu ve Gayesi: Zamanın Ontolojisi
Kâfiyeci'ye göre tarih; zamanın tayini, hâdiselerin sebep-sonuç irtibatı içinde tespiti ve geçmiş milletlerin ahvalinden ibret alma ilmidir. Zamanı ilâhî kudretin bir tecellîgâhı olarak görür. Tarihin konusu, insanın dünya sahnesindeki amelleri ve toplumların yükseliş-çöküş kanunlarıdır. Gayesi ise sadece geçmişi hikâye etmek değil; sünnetullâhı (Allah'ın kâinattaki ve toplumlardaki değişmez yasalarını) keşfederek insanın istikbalini adalet ve hikmet üzere tanzim etmesidir.
FASIL IX: Tarih Metodolojisinde Tenkit ve Rivayet Güvenilirliği (Kavâid-i Târîh)
Kâfiyeci, tarih yazıcılığında kuru nakilciliği şiddetle tenkit eder. Bir tarihçinin rivayetleri naklederken fıkıh ve hadis usûlündeki cerh ve ta'dîl süzgecini kullanmasını, aklın imkân dairesini hesaba katmasını şart koşar. Aklen ve mantıken imkânsız olan, kâinatın fıtrî nizamına aykırı düşen veya zâhirî bir garaz taşıyan rivayetlerin sorgusuz sualsiz tarihe mal edilmesini ilmî bir cinayet olarak niteler. Bu yaklaşımıyla modern tarih metodolojisinin 'kaynak tenkidi' esaslarını asırlar evvelinden tesis etmiştir.
FASIL X: Kâfiyeci'nin Süyûtî, İslâm Düşüncesi ve Osmanlı İlmiyesine Mirası
Muhyiddîn el-Kâfiyeci, ardında bıraktığı kırkı aşkın eserle İslâm epistemolojisinde nev'i şahsına münhasır bir mektep kurmuştur. Talebesi Celâleddin es-Süyûtî, hocasına duyduğu minneti her fırsatta dile getirmiş, onun takrirlerini ve usûl kurallarını eserlerinin merkezine yerleştirmiştir. Kâfiyeci; Anadolu'nun yetiştirip Mısır'da zirveye taşıdığı, aklî ilimler ile naklî ilimleri mükemmel bir mantık terazisinde birleştiren, hem tefsir usûlünün hem de tarih felsefesinin abidevî bir kurucu dehasıdır.