Molla Sadrâ ve Kitâbü'l-Meşâ'ir: Varlığın Asıllığı ve Ontoloji
Varlığın Asaletini, Tözsel Hareketi ve Aklın Bilinenle Birliğini İspat Eden Yüce Hikmet
FASIL I: Hikmet-i Müteâliye'nin Kurucusu Sadrüddîn-i Şîrâzî ve Kitâbü'l-Meşâ'ir'in Ontolojik Konumu
17. yüzyıl İslâm felsefesinin en büyük dehası olan Molla Sadrâ (Sadrüddîn Muhammed b. İbrâhîm-i Şîrâzî, ö. 1050/1640); Meşşâî rasyonalizmini (İbn Sînâ), İşrâkî sezgiciliği (Sühreverdî), Kelâm diyalektiğini ve Vahdet-i Vücûd irfânını (İbnü'l-Arabî) sentezleyerek Hikmet-i Müteâliye (Yüce Hikmet) ekolünü kurmuştur.
Onun bu devasa felsefî dizgesinin en veciz, en keskin ve temel ontolojik metni Kitâbü'l-Meşâ'ir'dir. Eser, on altı "Meş'ar" (idrak mahalli / bölüm) halinde varlığın hakikatini, mahiyetin zihnî itibarîliğini ve vücûdun derecelenmesini matematiksel bir mantık örgüsüyle temellendirir.
FASIL II: Asâletü'l-Vücûd vs. Asâletü'l-Mâhiye: Varlığın Hakiki Gerçekliği ve Zihnî İtibar Kavramı
Molla Sadrâ felsefesinin birinci devrimi, Asâletü'l-Vücûd (Varlığın Asıllığı) ilkesidir. Sadrâ'dan önce Şeyh-i İşrâk Sühreverdî ve Mîr Dâmâd, hâriçte asıl olanın "mâhiyet" (şeyin ne olduğu) olduğunu, "varlığın" ise zihnin ürettiği soyut bir kavram olduğunu savunuyorlardı (Asâletü'l-Mâhiye).
Molla Sadrâ, uzun riyazet ve felsefî tahkik neticesinde bu görüşü yıkarak ispat etmiştir ki: Hâriçte bizzat ve bizâtihi var olan yalnızca VÜCÛD'dur. Mâhiyet ise, vücûdun sınırlarından, daralmalarından ve derecelerinden zihnin soyutladığı itibarî kalıplardır. Işık bizzat mevcuttur; gölgeler ve renkler ise ışığın farklı yoğunluktaki sınırlarıdır.
FASIL III: Teşkîk-i Vücûd: Varlığın Derecelenmesi, Nûr Metafiziği ve Şiddet-Zaaf Mertebeleri
Sadrâ metafiziğinin ikinci sütunu Teşkîk-i Vücûd (Varlığın Dereceliliği) doktrinidir. Varlık tek bir hakikattir; lâkin bu tek hakikat, şiddet ve zaaf, kemâl ve noksanlık, tecellî ve tenzih bakımından sonsuz derecelere sahiptir.
Güneşin nûru ile bir mumun ışığı nûr olmak bakımından birdir; lâkin şiddet ve tesir bakımından derecelidir. Benzer şekilde Vâcibü'l-Vücûd olan Allah'ın Vücûdu sonsuz şiddet, kemâl ve tecerrüd halindedir; cismanî madde ise varlığın en zayıf, en kesif ve en noksan mertebesidir. Varlık, aynı kalarak derecelenir; bu da kesret içinde vahdeti temin eder.
FASIL IV: Hareket-i Cevheriyye: Maddenin Kendi Özünde Sürekli Tekâmülü ve Ruhun Bedenle Zuhûru
Aristo ve İbn Sînâ geleneğinde hareket yalnızca arazlarda (nicelik, nitelik, mekân, durum) kabul edilir; cevherin bizzat kendisinde hareket imkânsız sayılırdı. Molla Sadrâ, Hareket-i Cevheriyye (Tözsel Hareket) nazariyesiyle fizik ve metafizikte bir çığır açmıştır.
Sadrâ'ya göre kâinat durağan değildir; maddenin bizzat cevheri her an akış ve tekâmül halindedir. Bu ilke, nefsin ve ruhun bedenle münasebetini kökten çözer: "Cismâniyyetü'l-hudûs, Rûhâniyyetü'l-bekā". İnsan ruhu gökten inip bedene hapsedilmiş yabancı bir varlık değildir; bilakis beden cevherî hareketle tekâmül ederek nebâtî ve hayvânî mertebelerden nefsânî ve rûhânî boyuta tebessüm eder ve bekā kazanır.
FASIL V: İttihâd-ı Âkıl ve Ma'kûl: Bilen İle Bilinenin Varlıksal Özdeşliği ve Sezgi Metafiziği
Kitâbü'l-Meşâ'ir'in epistemolojik zirvesi, akleden ile akledilenin birliği (İttihâd-ı Âkıl ve Ma'kûl) prensibidir. Bilgi, zihne dışarıdan kopyalanan cansız bir resim değildir; bilakis bilme eylemi, bilenin idrak ettiği varlıkla ontolojik olarak birleşmesi, varlıksal mertebe yükselmesidir.
Bir hakikati hakikatiyle bilen insan, o hakikatin varlık nuruyla nurlanır. Bu sebeple mârifetullah, zihnî bir malumat değil; nefsin ilâhî nûr ile varlıksal dönüşümüdür.
FASIL VI: İslâm Felsefesinde Meşşâiyye ve İşrâkıyyenin Sadrâvî Sentezi ve Modern Düşünceye Tesirleri
Molla Sadrâ'nın Kitâbü'l-Meşâ'ir'i, modern Batı ontolojisinde Heidegger ve varoluşçuluk (eksistansiyalizm) tarafından tartışılan varlık-varolan ayrımını ve varlığın önceliğini asırlar önce çok daha muhkem bir metafizik zemin üzerine oturtmuştur.
Eser, Henri Corbin gibi büyük müsteşrikler ve çağdaş felsefeciler tarafından İslâm metafiziğinin en kusursuz başyapıtı olarak kabul edilmiştir. Sadrâvî hikmet, aklın katı sınırlarıyla hapsolmadan, sezginin rehberliğinde hakikatin künhüne ulaşmanın ebedî kapısıdır.
Neticetü'l-Kelâm ve Müşâhede-i Zât
Bu külliyât risalesi, İslâm medeniyetinin zirve metafizik ve irfan mirasından süzülen ebedî hakikatleri idrak etmek, varlığın sırrına kalbî basiretle vakıf olmak ve zâhir ile bâtını tevhid makamında cem etmek gayesiyle kaleme alınmıştır.