Molla Sadrâ'nın Düşünce Seyri: Meşşâîlik, İşrâkîlik ve Vahdet-i Vücûdun Hikmet-i Müte'âliyede Birleşmesi
İslâm tefekkür tarihinin en abidevî zirvelerinden biri olan Sadrüddîn Muhammed b. İbrâhîm-i Şîrâzî (Molla Sadrâ), İbn Sînâ Meşşâîliği, Sühreverdî İşrâkîliği, İbnü'l-Arabî tasavvufu ve Şiî-Sünnî kelâm geleneklerini tek bir çatı altında meczeden el-Hikmetü'l-Müte'âliye (Aşkın Hikmet) felsefesinin kurucusudur. İsfahan'da Mîr Dâmâd ve Şeyh Bahâî gibi büyük üstatların rahle-i tedrisinde yetişen Molla Sadrâ, zâhirî ulemânın taassubundan kaçarak Kum yakınlarındaki Kahak köyünde 15 yıl süren derin bir halvet ve riyazet hayatı yaşamıştır.
Bu çetin halvet döneminde Molla Sadrâ, sadece nazarî akıl yürütmeyle hakikate ulaşılamayacağını; aklî bürhânın ancak kalbî keşf, riyazet ve Kur'anî vahiyle aydınlandığında kemâle ereceğini bizzat tecrübe etmiştir.
«Felsefe, insanın zihninde kuru kavramlar üretmesi değil; hakikatleri bizzat müşahede ederek nefsin kâmil bir âleme dönüşmesidir. Bizim hikmetimiz, akıl ile keşfin, felsefe ile Kur'an'ın ebedî nikâhıdır.» — Molla Sadrâ, el-Mezâhirü'l-İlâhiyye
Halvetten sonra Şîraz'daki Hân Medresesi'ne dönen Sadrâ, ömrünün son demlerinde felsefesinin en saf ve damıtılmış özeti olan el-Mezâhirü'l-İlâhiyye'yi telif etmiştir.