— Sadrüddîn-i Şîrâzî (Molla Sadrâ), el-Hikmetü'l-Müteâliye fî'l-Esfâri'l-Akliyyeti'l-Erbaa
FASIL I: İslam Felsefesinde Bir Zirve: Sadrüddîn Muhammed b. İbrâhîm eş-Şîrâzî (Molla Sadrâ)
İslam düşünce tarihinin en kapsamlı felsefî ve irfânî sentezini kuran Sadrüddîn Muhammed b. İbrâhîm-i Şîrâzî (ö. 1050/1640), ilim meclislerinde hürmetle Sadrü'l-Müteellihîn (İlâhiyâtçıların ve Hakikat Âriflerinin Önderi) unvanıyla anılır. Şiraz'da doğan, İsfahan mektebinde Mîr Dâmâd ve Şeyh Bahâî gibi devasa allâmelerin rahle-i tedrisinde zâhirî ve aklî ilimleri kemâle erdiren Molla Sadrâ, ömrünün on beş yılını Kum yakınlarındaki Kehek köyünde uzlet, riyazet, oruç ve tefekkürle geçirmiştir. Bu derin halvethane safhası, onun aklî felsefe ile keşfî müşahedeyi bir potada erittiği el-Hikmetü'l-Müteâliye (Aşkın Hikmet) ekolünü doğurmuştur.
Molla Sadrâ'ya kadar İslam düşüncesi dört büyük ana akım halinde çatışmaktaydı: Meşşâî felsefe (İbn Sînâ ve Fârâbî'nin akılcı-mantıkçı yolu), İşrâkî felsefe (Şeyh-i İşrâk Sühreverdî'nin nûr ve sezgi mektebi), Kelâm ilmi (Eş'arî ve Mâtürîdî kelâmcıların nass temelli cedelî savunusu) ve Nazari Tasavvuf (Muhyiddîn İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî'nin vahdet-i vücûd mektebi). Molla Sadrâ bu dört büyük ırmağı, hiçbirini dışlamaksızın ve her birinin hakikat payını teslim ederek tek bir ummanda birleştirmiştir.
Onun şaheseri olan el-Hikmetü'l-Müteâliye fî'l-Esfâri'l-Akliyyeti'l-Erbaa (Dört Akli Seyirde Aşkın Hikmet), dokuz ciltlik devasa bir varlık, bilgi, kozmoloji, psikoloji ve teoloji ansiklopedisidir. Bu eser, sadece bir felsefe kitabı değil; nefsin maddî alemden kalkıp Zât-ı İlâhî'ye, oradan tekrar yaratılmışlara uzanan ebedi tekâmül atlasıdır.
FASIL II: Asâletü'l-Vücûd ve İ'tibâriyyetü'l-Mâhiyye: Varlığın Önceliği ve Asıllığı
Molla Sadrâ'nın ontolojisinin temel taşı, Asâletü'l-Vücûd (Varlığın Asıllığı) ilkesidir. Kendisinden önceki İşrâkî filozoflar ve Mîr Dâmâd, dış dünyada asıl ve gerçek olanın "mahiyet" (bir şeyin ne olduğu, 'insanlık', 'ağaçlık', 'taşlık') olduğunu, "varlığın" ise zihnin ürettiği soyut ve ikincil bir kavram (i'tibârî) olduğunu savunmaktaydılar. Molla Sadrâ, gençlik yıllarında bu görüşü benimsemişken, Kehek halvetinde yaşadığı bir keşif anında hakikatin tam tersi olduğunu müşahede etmiştir.
Sadrâ'ya göre dış dünyada bilfiil var olan, tasarruf eden, tesir gösteren yegâne hakikat vücûddur (varlık). Mahiyetler ise varlığın muhtelif mertebelerde tecellî ederken aldığı sınırlardır, kalıplardır ve zihinsel hudutlardır. Tıpkı ışığın geçtiği renkli camlar gibi; var olan asıl nûrdur, renkler ve şekiller ise nûrun kesafetine ve kabına göre zihnin vehmettiği mahiyetlerden ibarettir.
İslâm felsefesinin son büyük zirvesi, 'Hikmet-i Müteâliye' (Aşkın Hikmet) ekolünün kurucusu Sadrüddîn Muhammed b. İbrâhîm eş-Şîrâzî (Molla Sadrâ) (979-1050 / 1571-1640); İbn Sînâ Meşşâîliğini, Sühreverdî İşrâkîliğini ve İbnü'l-Arabî irfanını tek bir felsefî sistemde birleştiren dâhidir.
Onun başyapıtı el-Hikmetü'l-Müte'âliye fi'l-Esfâri'l-Akliyyeti'l-Erba'a (Dört Akli Sefer), aklın ve ruhun hakikate doğru gerçekleştirdiği dört büyük seferi konu alır: 1) Halktan Hakk'a sefer, 2) Hak ile Hak'ta sefer, 3) Hak'tan Hak ile halka sefer, 4) Halk içinde Hak ile sefer.
Teşkîkü'l-Vücûd: Varlığın Derecelenişi ve Nûr Skalası
Molla Sadrâ'ya göre varlık tek bir hakikattir; ancak bu hakikat teşkîkîdir (şiddet ve zayıflık, öncelik ve sonralık, kemâl ve noksanlık bakımından derecelenir). En yüksek derecede Vâcibü'l-Vücûd (Allah) mutlak, sınırsız ve saf vücûddur. O'ndan nüzûl ettikçe melekûtî akıllar, misâlî nefisler, göksel cisimler ve en alt basamakta heyûlâ (ilk madde) yer alır. Aralarındaki fark tür farkı değil, varlıksal yoğunluk ve nuranilik farkıdır.
FASIL III: El-Hareketü'l-Cevheriyye: Maddenin ve Âlemin Dinamik Özü
Aristo'dan İbn Sînâ'ya kadar uzanan klasik felsefe mektebi, hareketin sadece dört arazda (nicelik, nitelik, yer ve konum) cereyan edebileceğini; cevherin (tözün) ise sabit kalması gerektiğini savunmaktaydı. Zira onlara göre cevher değişirse, hareket eden şeyin kimliği yok olurdu.
Molla Sadrâ, felsefe tarihinde bir devrim yaparak El-Hareketü'l-Cevheriyye (Cevherî Hareket) kuramını vaz' etti. Sadrâ'ya göre kâinatta hiçbir şey durağan değildir. Arazlar cevherin gölgeleri ve tecellîleri olduğuna göre, arazdaki hareket doğrudan doğruya cevherin kendi özündeki akışın ve dönüşümün bir sonucudur. Cisimlerin özü, her an varlık mertebelerinde kemâle doğru akmakta, zaman boyutunda durmaksızın yenilenmektedir.
Bu doktrin, Kur'an-ı Kerîm'in Neml Sûresi 88. âyetindeki ilahî hakikatle tam bir mutabakat içindedir: "Dağları görürsün de onları donmuş, hareketsiz sanırsın; oysa onlar bulutların yürüdüğü gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır." Maddî âlem donuk bir kütle değil, her lahza gayb aleminden varlık feyzi alarak tekâmül eden dinamik bir nehirdir.
FASIL IV: Nefsin Mahiyeti: Cismâniyyetü'l-Hudûs ve Rûhâniyyetü'l-Bekâ
Molla Sadrâ'nın insan psikolojisi ve ruh metafiziğine kazandırdığı en parlak ilke: "En-Nefsü cismâniyyetü'l-hudûs rûhâniyyetü'l-bekâ" formülüdür. Bu ilkeye göre insan nefsi, Eflâtun'un iddia ettiği gibi bedenden önce göklerde yaratılıp bedene hapsedilmiş bir yabancı değildir. Nefs, anne karnındaki sperma ve yumurtanın maddî birleşimiyle, en alt cismânî basamakta varlığa gelir (cismâniyyetü'l-hudûs).
Ancak cevherî hareket sayesinde cenin geliştikçe nefs; bitkisel nefs mertebesinden hayvani hislere, oradan akleden insani nefse doğru maddeden soyutlanarak yükselir. İnsan olgunlaştıkça, ilim ve ibadetle arındıkça nefs maddî bağımlılıklarından sıyrılarak tam ruhanî bir cevhere dönüşür ve beden çürüyüp yok olduktan sonra da ruhanî olarak ebedi bekāsını sürdürür (rûhâniyyetü'l-bekâ).
Bu görüş, madde ile ruh arasındaki aşılmaz sanılan düalizmi ortadan kaldırmış; bedeni ruhun düşmanı değil, ruhun kemâle ermesi için inşa edilmiş kozmik bir beşik ve binek olarak konumlandırmıştır.
FASIL V: Esfâr-ı Erbaa: Ârifin Dört Ruhanî Seyri
Molla Sadrâ'nın şaheserine adını veren "Dört Sefer", kamil insanın seyrü sülûk serüvenini temsil eden en kapsamlı irfan haritasıdır:
- 1. Birinci Sefer (Es-Sefer mine'l-Halk ile'l-Hakk): Yaratılmışlardan Hakk'a doğru seyir. Sâlik bu merhalede kesret perdesini yırtar, nefsin süflî bağlarından sıyrılarak Vâcibü'l-Vücûd'un Zâtî tecellîsine ulaşır ve fenâ makamına erer.
- 2. İkinci Sefer (Es-Sefer fi'l-Hakk bi'l-Hakk): Hak ile Hak'ta seyir. Kul, Allah'ın zâtında O'nun isim ve sıfatlarının sonsuz kemâlâtını temaşa eder. İlahî isimlerin tecellî menzillerinde seyahat eder.
- 3. Üçüncü Sefer (Es-Sefer mine'l-Hakk ile'l-Halk bi'l-Hakk): Hak'tan halka Hak ile dönüş. Ârif cem' makamından fark makamına döner. Ancak artık dünyayı kendi nefsiyle değil, Hakk'ın gözüyle görür; peygamberlik ve velâyet irşadının temel basamağı budur.
- 4. Dördüncü Sefer (Es-Sefer fi'l-Halk bi'l-Hakk): Halk arasında Hak ile seyir. İnsan-ı kâmil toplumun içinde adaleti, şeriatı ve hikmeti ikame eder; kâinattaki her zerrenin me'âdını (ahirete dönüş yolunu) bilerek insanlığı kemâle davet eder.
FASIL VI: Havas ve Parapsikoloji Açısından Molla Sadrâ Metafiziği
Kadim Havas ilimleri, ebced rezonansı, telepati ve astral seyahat gibi parapsikolojik olgular; Molla Sadrâ'nın Âlem-i Misâl (Hayâl-i Munfasıl) ve Cevherî Hareket doktriniyle tam bir bilimsel-felsefî temele kavuşur. Zira Sadrâ'ya göre insan hayal gücü pasif bir ayna değil; cevherî hareketle yetkinleştiğinde madde üzerinde doğrudan tasarruf edebilen ontolojik bir yaratım organıdır (kuvve-i fâile).
Kerametlerin, tayy-i mekânın, duanın ve zikrin fizik alemde tesir doğurması; yüksek varlık mertebesine erişmiş velînin zihnindeki nûrânî suretlerin, madde cevherini dönüştürme kudretinden neş'et eder. Molla Sadrâ, aklı tatmin eden mantıkî burhanlar ile kalbi aydınlatan irfânî keşifleri birleştirerek hakikat yolcusuna sarsılmaz bir pusula armağan etmiştir.
Akademik Kaynakça ve İleri Okumalar:
- Molla Sadrâ, el-Hikmetü'l-Müteâliye fî'l-Esfâri'l-Akliyyeti'l-Erbaa, 9 Cilt, Beyrut: Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, 1981.
- Molla Sadrâ, el-Meşâir (Kitâbü'l-Meşâir), thk. ve Fr. trc. Henry Corbin, Tahran: Enstitü Franco-Iranien, 1964.
- Seyyid Hüseyin Nasr, Sadr al-Din Shirazi and His Transcendent Theosophy, Imperial Iranian Academy of Philosophy, 1978.
- Fazlur Rahman, The Philosophy of Mulla Sadra, State University of New York Press, 1975.
- Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç, "Molla Sadrâ", TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), Cilt 30, s. 248-254.
FASIL VII: El-Esfârü'l-Erba'a'da Hareket-i Cevheriyye (Cevherî Değişim) ve Varlığın Asaleti
Eski filozofların sadece arazlarda (renk, şekil, konum) kabul ettiği hareketi, Sadrâ doğrudan varlığın cevherine taşımıştır. Maddî kâinat durmaksızın varoluşsal bir akış ve tekâmül içindedir; madde kendi cevherinde sürekli yoğunlaşarak nebâtî, hayvanî ve nihayet insanî rûh mertebesine doğru melekûtî bir sıçrama gerçekleştirir. Bu nazariye, modern kuantum fiziğinin dinamik evren modeliyle şaşırtıcı bir felsefi ahenk sergiler.
FASIL VIII: Nefsin Bedenî Olarak Başlayıp Ruhanî Olarak Bekâ Bulması Nazariyesi
Sadrüddîn-i Şîrâzî'nin (Molla Sadrâ) Hikmet-i Müteâliye felsefesi, asâletü'l-vücûd, teşkîk, el-hareketü'l-cevheriyye, nefs doktrini ve Esfâr-ı Erbaa ruhanî seyir mertebeleri.