Molla Fenârî: Misbâhu'l-Üns beyne'l-Ma'kūl ve'l-Meşhûd ve Tasavvuf Mantığı Külliyâtı
Osmanlı'nın İlk Şeyhülislamı Fenârî'nin Felsefî ve Tasavvufî Zirvesi; Akıl ile Müşâhede Birliği, Varlık İlimlerinin Tevhidi ve İlahî Hazretler Üzerine 10 Fasıllık Büyük Monografi.
FASIL I: Molla Fenârî'nin Şahsiyeti, Osmanlı İlmiye Teşkilatının Kuruluşu ve Misbâhu'l-Üns
Osmanlı ilim ve fikir hayatının kurucu mimarı, ilk Osmanlı Şeyhülislamı Şemseddîn Muhammed b. Hamza el-Fenârî (ö. 834/1431), fıkıh, usûl, mantık, tefsir ve tasavvuf sahalarında otorite kabul edilen dahi bir allâmedir. Somuncu Baba'nın dergâhından ve Mısır'ın büyük medreselerinden feyizlenen Fenârî, Çelebi Mehmed ve II. Murad devirlerinde devletin adlî ve ilmî nizamını kurmuştur.
Onun felsefî ve tasavvufî şaheseri olan "Misbâhu'l-Üns beyne'l-Ma'kūl ve'l-Meşhûd fî Şerhi Miftâhi Gaybi'l-Cem' ve'l-Vücûd" (Akledilen ile Müşahede Edilen Arasında Yakınlık Çırağı), Sadreddîn Konevî'nin Miftâh'ına yazılmış en derin ve sistematik şerhtir. Fenârî bu eserde, Meşşâî mantık ve İbn Sînâcı metafizik ile İbnü'l-Arabî ve Konevî'nin keşfî irfanını harikulade bir vukufla meczetmiş, tasavvufu aklî delillerle teyit edilen en yüksek ilim olarak takdim etmiştir.
FASIL II: İlimler Hiyerarşisi ve Tasavvufun 'İlm-i A'lâ' (En Yüce İlim) Olarak Tesis Edilmesi
Molla Fenârî, Misbâhu'l-Üns'ün mukaddimesinde Aristoteles ve Fârâbî'den tevarüs eden ilimler tasnifini yeniden tanzim eder. Bütün ilimler mevzuları, gayeleri ve delilleri bakımından hiyerarşik bir piramit oluşturur. Fizik ve tabiat ilimleri en altta, matematik ve mantık ortada, metafizik (ilahiyat) ise en üsttedir.
Ancak Fenârî'ye göre klasik metafizikçilerin (filozofların) ulaştığı ilim henüz eksiktir; çünkü onlar Hakk'ı sâdece aklî soyutlamalarla (nazar ve istidlâl) bilirler. Tasavvuf ise 'İlm-i A'lâ'dır (en yüce ilim); çünkü tasavvufun mevzusu Mutlak Vücûd (Allah Teâlâ), gayesi marifetullah ve ebedî saadet, delili ise aklî burhanla desteklenen doğrudan keşfî ve zevkî müşahededir. Fenârî böylece tasavvufun sübjektif bir hezeyan değil, en kesin epistemolojik zemin olduğunu ispat eder.
FASIL III: Vücûd'un Bedâheti ve Asaleti: Zihnî Varlık ile Hâricî Varlık Ayrımı
Fenârî, eserin temel ontolojik bahislerinde 'Vücûd' mefhumunun aklen bedihî (apaçık) olduğunu ortaya koyar. Varlık olmaksızın hiçbir şey bilinemez ve tarif edilemez. Ancak Meşşâî filozofların düştüğü en büyük hata, zihindeki 'varlık kavramı' ile dış dünyadaki 'hakiki Vücûd'u birbirine karıştırmalarıdır.
Zihindeki varlık kavramı müşterek ve soyuttur; fakat hariçteki hakiki Vücûd birdir, müstakildir ve O da Cenâb-ı Hakk'ın Zât'ıdır. Mahlûkatın kendi başına bağımsız bir vücûdu yoktur; onlar Hakk'ın vücûd nûrunun taayyünleridir. Fenârî, vücûdun 'asîl' olduğunu, mahiyetlerin ise vücûdun tenezzül mertebelerinde beliren gölgeler olduğunu mantıkî kıyaslarla ispatlayarak Vahdet-i Vücûd'u sağlam bir felsefî kaideye bağlar.
FASIL IV: A'yân-ı Sâbite'nin Mahiyeti: Yokluk ile Varlık Arasındaki Berzah Sırrı
Misbâhu'l-Üns'te A'yân-ı Sâbite bahsi, kelâmcıların 'mâdum' (yok olan) anlayışı ile filozofların 'küllî mahiyet' nazariyesini aşan bir derinlikte ele alınır. Fenârî'ye göre A'yân-ı Sâbite, Hakk Teâlâ'nın ezelî ilminde mâlum olan eşyanın hakikatleridir. Onlar dış dünyada maddî bir varlığa sahip değillerdir (bu sebeple mâdum sayılırlar); fakat ilahî ilimde sâbit ve temayüz etmişlerdir (bu sebeple mutlak yokluk değillerdir).
Fenârî, A'yân-ı Sâbite'nin mahlûk olmadığını, ilahî ilmin zatî lazımları olduğunu belirtir. Eşya dış dünyada zuhur ederken kendi A'yân-ı Sâbitesindeki istidada göre tecelli eder. Bu tahlil ile Fenârî, Mutezile'nin kader anlayışını çürüttüğü gibi, cebrî anlayışların da önüne geçer; kulun kendi kaderini ezelî istidadıyla belirlediğini ilahî adalet prensibiyle açıklar.
FASIL V: Hadarât-ı Hams Şerhi: Beş İlahî Mertebenin Kozmolojik Mimari Dili
Molla Fenârî, Sadreddîn Konevî'nin Hadarât-ı Hams öğretisini Misbâhu'l-Üns'te en ince ayrıntısına kadar şerh eder. Beş mertebe, kâinatın kozmik haritasıdır: 1. Hazret-i Gayb-ı Mutlak: Zât ve Lâ-Taayyün makamı; hiçbir kayıt ve idrakin olmadığı ahadiyyet. 2. Hazret-i İlim ve Sıfat (Vâhidiyyet): İlahî isimlerin, sıfatların ve A'yân-ı Sâbite'nin ilimdeki zuhûru. 3. Hazret-i Ceberût: Rûhlar, melekûtî nurlar ve küllî akıllar mertebesi. 4. Hazret-i Melekût (Âlem-i Misâl): Manaların cisimleştiği, cisimlerin latifleştiği berzah ve hayal âlemi. 5. Hazret-i Şahâdet (Mülk): Cisimler, felekler ve dört unsurdan müteşekkil maddî âlem. Bu beş hazreti kendisinde cem eden ve gaybı şehâdete bağlayan altıncı câmî mertebe ise İnsân-ı Kâmil'dir.
FASIL VI: İlahî İsimlerin Tenezzülü: Ümmehâtü'l-Esmâ ve Tecelliyât-ı İlâhiyye
Fenârî, ilahî isimlerin Zât'tan zuhûrunu mantıkî bir hiyerarşiyle şerh eder. Yedi ana isim (Ümmehâtü'l-Esmâ: Hayat, İlim, İrade, Kudret, Sem', Basar, Kelâm), bütün kâinatın anahtarıdır. Bu isimlerin her biri bir diğerine mütevakkıftır; örneğin Hayat olmaksızın İlim, İlim olmaksızın İrade, İrade olmaksızın Kudret tecelli edemez.
Fenârî, her bir ismin âlemdeki tecellî mazharlarını inceler. İsimler Zât'ın aynı olmadığı gibi gayrı da değildir. Her varlık belirli bir ismin terbiyesi altındadır (Rabb-i Hâs). İnsan ise bütün isimlerin toplamına (İsm-i Câmî / Allah) mazhar olduğu için kâinatın efendisi ve halifesidir.
FASIL VII: Âlem-i Misâl ve Hayal Mertebesi: Mantıkî Kıyasın Ötesindeki Suretler
Misbâhu'l-Üns'ün en orijinal fasıllarından biri, Âlem-i Misâl'in epistemolojik tahlilidir. Fenârî, aklın sâdece mücerret manaları kavrayabildiğini, duyuların ise sâdece maddî cisimleri algılayabildiğini söyler. Peki manalar nasıl suret kazanır? Kabir azabı, meleklerin temessülü, miraç hadisesi ve rüyalar nerede cereyan eder?
İşte bu soruların cevabı Âlem-i Misâl'dir. Misâl âlemi, maddesiz suretler âlemidir. Fenârî, buradaki mevcudatın mantıkî olarak imkânsız olmadığını, bilakis ontolojik olarak zorunlu bir berzah olduğunu ispat eder. Peygamberlerin ve ariflerin keşifleri bu âlemde tecelli eder; bu sayede gaybî manalar somut ve müşâhede edilebilir hakikatler halinde müşahede olunur.
FASIL VIII: Akıl ile Keşif Arasındaki Tenâsüp: Nazarî Felsefe ile İrfanın İttifakı
Misbâhu'l-Üns'ün telif gayesi, kitabın isminde saklıdır: 'Beyne'l-Ma'kūl ve'l-Meşhûd' (Akledilen ile Müşahede Edilen Arasında). Fenârî, döneminde yaygınlaşan mutaassıp fıkıh-felsefe-tasavvuf kavgasını bu eserle bertaraf etmiştir. Ona göre hakiki akıl ile sahih keşif asla çelişmez.
Eğer bir keşif aklın kesin bedâhetine ve şeriatın nassına zıt görünüyorsa, o keşifte ya bir hata ya da mecazî bir tabir vardır. Akıl keşfin doğruluk mizanıdır; keşif ise aklın ulaşamadığı metafizik ufukların dürbünüdür. Fenârî'nin bu kuşatıcı epistemolojisi, Osmanlı medreselerinde yüzyıllar boyunca felsefî kelâm ile tasavvufun yan yana, barış içinde okutulmasını sağlamıştır.
FASIL IX: İnsân-ı Kâmil: İlahî İsimlerin Câmî Aynası ve Hilafet-i Kübrâ
Molla Fenârî'ye göre insan, kâinat ağacının çekirdeği ve meyvesidir. Âlemdeki bütün varlıklar tek tek isimlerin mazharı iken, insan bütün ilahî isimleri bilkuvve kendisinde barındıran yegâne mevcuttur. Cenâb-ı Hak, Âdem'e bütün isimleri öğrettiğini (Ve alleme Âdeme'l-esmâe küllehâ) beyan buyurmuştur.
İnsân-ı Kâmil, bu potansiyel istidadı bilfiil kemâle erdiren kimsedir. O, ilahî isimlerin Zât'a bakan yüzü ile halka bakan yüzü arasındaki en berrak aynadır. Fenârî, hilafet-i kübrânın hakiki sahibinin İnsân-ı Kâmil olduğunu, zâhirî padişahların ise bu manevi kutbiyetin birer gölgesi ve memuru olduğunu vurgular. İnsân-ı Kâmil'in kalbi, Arş'tan ve Kürsî'den daha geniştir; zira Arş Hakk'ı ihata edemezken, müminin kalbi O'nu sırrıyla istiab etmiştir.
FASIL X: Misbâhu'l-Üns'ün Hatimesi: Fenâ-i Zâtî ve Vahdet-i Şuhûd'un Ebedî Nûru
Eserin nihai faslı, sâlikin fenâfillâh ve bekâbillâh makamında ulaştığı nihai marifet zevkine hasredilmiştir. Fenârî, burada vahdetin kuru bir lafız değil, kalbin ilahî nûrda yanıp kül olması ve o küllerden ebedî bir tevhid bilinciyle dirilmesi olduğunu anlatır. 'Küllü men aleyhâ fân ve yebkâ vechü rabbike zü'l-celâli ve'l-ikrâm.'
Fenârî, eseri şu dua ve tembih ile mühürler: Bu ilimler sâdece kafa yormakla, kitap sayfalarını çevirmekle elde edilmez; ihlasla yapılan amel, takva, gece ibadeti ve kalp tasfiyesi şarttır. 'İlm-i zâhir ile amel eden kimseye Allah Teâlâ bilmediği ilimleri miras bırakır.' Misbâhu'l-Üns, Osmanlı'nın kurucu aklının akıl ile aşkı, kanun ile irfanı meczettiği en muhteşem zirve abidesidir.