Molla Fenârî ve Aynü'l-A'yân
İlk Osmanlı Şeyhülislâmı, Fâtiha Sûresi'nin Vahdet-i Vücûd Tefsiri ve Misbâhu'l-Üns Metafiziği
FASIL I: İlk Osmanlı Şeyhülislâmı: Mantık Allâmesi, Fakih ve Ârif-i Billâh
Osmanlı ilmiye teşkilatının banisi ve ilk şeyhülislâmı olan Molla Şemseddîn Muhammed b. Hamza el-Fenârî (751-834 / 1350-1431), Bursa'nın ve İslâm coğrafyasının en büyük dâhilerinden biridir. Babası Hamza el-Fenârî'den tasavvuf terbiyesi almış; İznik'te Alâeddîn Ali Esved'den zâhirî ilimleri ikmal ettikten sonra Mısır'a giderek Seyyid Şerîf el-Cürcânî ve Ekmeleddîn el-Bâbertî gibi devrin zirve âlimleriyle ilmî müzakerelerde bulunmuştur.
Yıldırım Bâyezid devrinde Bursa kadılığına tayin edilen Fenârî, Çelebi Mehmed ve II. Murad devirlerinde devletin en yüksek fetva ve kaza makamı olan ilk Şeyhülislâmlık (Müftiyyü'l-Enâm) vazifesini deruhte etmiştir. Ancak onun asıl büyüklüğü, mantık ve fıkıh usûlündeki katı burhanî metotları, Şeyhü'l-Ekber İbnü'l-Arabî ve Sadreddîn-i Konevî'nin yüksek irfanî tecrübesiyle sentezleyebilmesindedir. O, Osmanlı ulemasına hem zâhir şeriatının muhafızı olmayı hem de bâtın hikmetinin dalgıcı olmayı miras bırakmıştır.
FASIL II: Misbâhu'l-Üns: Sadreddîn Konevî'nin Miftâhu'l-Gayb'ına Mantıkî ve İrfanî Zirve
Molla Fenârî'nin metafizik felsefedeki başyapıtı Misbâhu'l-Üns beyne'l-Ma'kûl ve'l-Meşhûd fî Şerhi Miftâhi Gaybi'l-Cem'i ve'l-Vücûd adını taşır. Sadreddîn-i Konevî'nin en kapalı ve derin eseri olan Miftâhu'l-Gayb'ın şerhi mahiyetindeki bu eser, akıl (ma'kûl) ile keşf ve şuhûd (meşhûd) arasındaki ezelî ahengi kurmayı hedefler.
Fenârî, eserin girişinde metafiziği (ilm-i ilâhî) bütün ilimlerin şahı ve gayesi olarak tavsif eder. Varlık mertebelerini, İbn Sînâ'nın burhanî terminolojisini kullanarak İbnü'l-Arabî'nin keşfî müşahedeleriyle izah eder. Bu eser, sonraki asırlarda İran, Hindistan ve Osmanlı medreselerinde yüksek felsefe ve irfanın nihai ders kitabı (metn-i âlî) olarak kabul edilmiştir.
FASIL III: Aynü'l-A'yân Tefsiri: Besmele ve Fâtiha Sûresi'nin Varlık Mertebeleri Açısından Tevili
Molla Fenârî'nin ömrünün son demlerinde Bursa'da tamamladığı Aynü'l-A'yân fî Tefsîri Ümmi'l-Kur'ân, İslâm tefsir tarihinin en mufassal ve derin işârî tefsir şaheseridir. Eserin tamamı yalnızca Besmele ve yedi âyetli Fâtiha Sûresi'nin tefsirine hasredilmiştir. Fenârî, her bir kelimeyi ve harfi lügat, nahiv, belâgat, fıkıh, kelâm ve en nihayetinde vahdet-i vücûd ontolojisi açısından tahlil eder.
Besmele'deki Bâ harfinin altındaki noktadan başlayarak, Rahman ve Rahîm isimlerinin kozmik varlık mertebelerine tecelli edişini izah eder. Fenârî'ye göre Fâtiha Sûresi, nüzûl (gaybdan şehâdete iniş) ve urûc (kulun Rabbine yükselişi) yaylarının tam bir haritasıdır. "Elhamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn" âyeti, bütün varlık mertebelerinden Zât-ı Zü'l-Celâl'e yükselen ezelî ve ebedî hamdin ifadesidir.
FASIL IV: Lisan-ı İlâhî ve Kelâmın Zuhûru: Harflerden Âlemlere Varlık Hiyerarşisi
Aynü'l-A'yân'da Fenârî, kelâm sıfatının varoluşsal boyutunu derinleştirir. Cenâb-ı Hakk'ın "Kün" (Ol!) emri, varlığın zuhûr tohumudur. Bu ilâhî kelâm, harfler ve sesler kisvesine bürünmeden önce Nefes-i Rahmânî'nin fezâsında birer manevî cevherdir.
Kur'ân harfleri, kâinattaki kozmik enerjilerin ve melekût derecelerinin sembolik formlarıdır. Fâtiha Sûresi'nde fâtiha (açılış) sırrının bulunması, onun hem ilâhî kitabın hem de kâinat kitabının kapılarını açan ruhanî bir şifre olmasından ileri gelir. Fenârî, her âyetin mukabilinde insanın lâtifelerinden birinin uyandığını ve bu uyanışın mirâc-ı nefs olduğunu beyan eder.
FASIL V: İlm-i Vücûd ve Burhânî Tasavvuf: Felsefî İtirazların İrfanî Reddiyesi
Dönemin bazı zâhir uleması ve kelâmcıları tarafından Vahdet-i Vücûd mektebine yöneltilen "hulûl" (Tanrı'nın yaratılmışlara girmesi) veya "ittihad" (yaratılanın Tanrı olması) şeklindeki ithamları Molla Fenârî, mantık ilminin en kesin kıyas formülleriyle çürütmüştür. Fenârî, Hakk'ın varlığı ile masivanın varlığı arasında zâtî bir tecanüs (cins birliği) olmadığını, masivanın varlığının Hakk'ın zâtının değil, sıfat ve fiillerinin gölgesi olduğunu ispat etmiştir.
Güneş ile aynadaki güneş aksi nasıl ki aynı cevher değilse, Hâlık ile mahlûk da öylece zâtî bakımdan münezzehtir. Fenârî'nin bu burhanî müdafaası, Osmanlı medreselerinde tasavvufun bir bid'at değil, şeriatın en yüksek felsefi ve irfani tefsiri olarak meşrulaşmasını sağlamıştır.
FASIL VI: Osmanlı Medeniyet Mimarisinde Fenârî Ekolü ve Asırları Aşan Miras
Molla Fenârî, vefatında on bini aşkın nâdide yazma eserden oluşan muazzam kütüphanesini Bursa medreselerine vakfetmiş; arkasında yetiştirdiği yüzlerce talebe ve nesiller boyu devam eden bir ilim hanedanı bırakmıştır. Oğlu Yûsuf Bâlî ve torunları, Osmanlı ilmiye sınıfının en mutena makamlarında hizmet etmiştir.
Bursa'daki türbesi ve camii, bugün de ilim yolcularının feyz aldığı manevî bir ziyaretgâhtır. Molla Fenârî'nin Aynü'l-A'yân'ı, Osmanlı ufkunda bilginin sadece ezberlenen bir lafız değil, insanı Hakk'ın cemâline ulaştıran ebedî bir vuslat kandili olduğunu tescillemiştir.