Mîr Dâmâd: el-Kabesât, Dehr Âlemi ve Zaman Metafiziği Külliyâtı
İsfahan Felsefe Ekolünün Kurucusu ve 'Muallim-i Sâlis' Mîr Dâmâd'ın Başyapıtı; Hudûs-i Dehrî, Zaman, Dehr ve Sermed Ontolojisi Üzerine 10 Fasıllık Büyük Araştırma Monografisi.
FASIL I: Mîr Dâmâd'ın Entelektüel Şahsiyeti ve 'Muallim-i Sâlis' Mertebesi
Mîr Muhammed Bâkır el-Hüseynî el-Esterâbâdî, bilinen adıyla Mîr Dâmâd (ö. 1040/1631); İsfahan felsefe mektebinin kurucusu, Şiî-İslâm düşünce tarihinin en çetin ve derin filozoflarından biridir. Aristo'ya 'Muallim-i Evvel' (Birinci Öğretmen), Fârâbî'ye 'Muallim-i Sânî' (İkinci Öğretmen) denildiği gibi, felsefe tarihindeki emsalsiz mantıkî vukufiyeti ve ontolojik keşifleri sebebiyle Mîr Dâmâd'a 'Muallim-i Sâlis' (Üçüncü Öğretmen) unvanı verilmiştir. İbn Sînâ Meşşâîliği ile Sühreverdî İşrâkîliğini, Şiî irfanı ve hadis rivayetleriyle meczeden bir tefekkür sistemi kurmuş; yetiştirdiği talebelerin başında İslâm metafiziğinin zirvesi sayılan Molla Sadrâ (Sadrüddin Şîrâzî) gelmiştir.
FASIL II: Kitâbü'l-Kabesât'ın Telif Gayesi ve İslâm Düşüncesindeki Yeri
Mîr Dâmâd'ın felsefî başyapıtı olan 'Kitâbü'l-Kabesât' (Ateş Korları / Kıvılcımlar Kitabı), İslâm düşünce tarihinin en çetrefilli meselesi olan 'Âlemin Yaratılışı' (hudûs ve kıdem) problemine nihâî ve dâhice bir çözüm getirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Kelâmcıların savunduğu 'zamânî hudûs' (âlemin zamansal olarak yoktan yaratılışı) ile Meşşâî filozofların savunduğu 'zâtî hudûs / zamânî kıdem' (âlemin zamanda başlangıcının olmayıp Allah'ın ezelî eseri olduğu) arasındaki asırlık çatışmayı aşmak isteyen Mîr Dâmâd, felsefe tarihine yepyeni bir kavram olan 'Hudûs-i Dehrî' nazariyesini kazandırmıştır.
FASIL III: Zaman, Dehr ve Sermed: Üç Varlık ve Süreklilik Mertebesi
Mîr Dâmâd metafiziğinin omurgasını zamanın üç ontolojik boyutu teşkil eder: 1) Sermed: Değişmeyen Zât-ı İlâhî'nin kendi nefsiyle olan nispetidir; ezelî, ebedî ve mutlak varlık boyutudur. 2) Dehr: Değişmeyen ilâhî emirler ve soyut akıllar (mücerredât) âleminin, değişken olan cismanî ve maddî âlemle olan irtibatıdır; zamanın üstündeki metafiziksel sürekliliktir. 3) Zaman: Harekete ve cisme bağlı olan, geçmiş-şimdi-gelecek taksimatına uğrayan maddî oluş ve bozuluş (kevn ü fesâd) boyutudur. Zaman, dehrin içinde; dehr ise sermedin içinde münderiçtir.
FASIL IV: Hudûs-i Dehrî Nazariyesi: Kelâm ile Felsefenin Uzlaşması
Mîr Dâmâd, 'Hudûs-i Dehrî' doktrini ile kelâmcıların ve filozofların açmazlarını aynı anda çözer. Ona göre âlem zamanda yaratılmamıştır; zira âlemden önce bir zamanın varlığını kabul etmek, zamanın da yaratılmış bir varlık olması hasebiyle mantıksal bir kısır döngüye (teselsül) yol açar. Fakat âlem filozofların iddia ettiği gibi ezelî (kadîm) de değildir. Âlem, 'Dehr Mertebesinde' mutlak bir yokluğun (adem-i dehrî) ardından varlığa çıkarılmıştır. Varlık, zaman bakımından değil fakat dehrî mertebede yokluktan sonra gelmiştir. Bu teorem, âlemin sonradan yaratıldığını felsefî tutarlılıkla ispat eden dâhice bir metafizik hamledir.
FASIL V: İbn Sînâ Meşşâîliği ile Sühreverdî İşrâkîliğinin Sentezi
Kitâbü'l-Kabesât, İbn Sînâ'nın eş-Şifâ ve el-İşârât'taki mantıkî rasyonalizmi ile Şihâbüddin Sühreverdî'nin Hikmetü'l-İşrâk'taki nûr ontolojisini kusursuz bir senteze kavuşturur. Mîr Dâmâd, hakikatin sırf aklî kıyaslarla kavranamayacağını, aklın nihayetinde ilâhî keşif ve işrâkî müşahede ile nurlanması gerektiğini savunur. Varlığı nurun mertebeleri olarak görürken, aklî burhanları en katı kurallarıyla tatbik eder; böylece akıl ile nûru, nazar ile teellühü (felsefe ile ruhanî arınmayı) birleştirir.
FASIL VI: Vücûd ve Mâhiyet Tartışması: Asâletü'l-Mâhiyet Tercihi
Mîr Dâmâd, ontolojisinde hocası Sühreverdî'nin izini takip ederek 'Asâletü'l-Mâhiyet' (mâhiyetin asıl, varlığın ise zihinsel bir itibar olduğu) fikrini müdafaa etmiştir. Bu husus, daha sonra talebesi Molla Sadrâ'nın 'Asâletü'l-Vücûd' (varlığın asıl, mâhiyetin itibarî olduğu) devrimine zemin hazırlayan en mühim felsefî hesaplaşmadır. Mîr Dâmâd'a göre varlık mefhumu zihinde soyutlanan müşterek bir kavramdır; dış dünyada tahakkuk eden ve ilâhî ceale (yaratma eylemine) doğrudan konu olan hakikatler ise mâhiyetlerdir.
FASIL VII: İlliyyet Prensibi ve İlâhî İnayet Nazariyesi
Mîr Dâmâd, el-Kabesât'ta illiyyet (nedensellik) prensibini ontolojik bir derinlikle ele alır. Tam illet (illet-i tâmme) ile ma'lûl arasındaki ayrılmaz irtibatı izah ederken, ilâhî fâilin mecbur değil; mutlak irade ve inayet sahibi olduğunu ispatlar. İlâhî inayet; Allah Teâlâ'nın kâinat nizamını en mükemmel, en adil ve en hayırlı surette bilmesi, murad etmesi ve varlık sahasına çıkarmasıdır. Kötülük (şer) ise bizâtihi var olan bir hakikat değil, varlığın eksikliği veya ademî bir durumdur.
FASIL VIII: Kozmik Akıllar Hiyerarşisi ve Sudûr Nazariyesinin Tashihi
Fârâbî ve İbn Sînâ'nın on akıl ve felekler sistemini İslâmî nasslarla tashih eden Mîr Dâmâd; 'el-Ukūlü'l-Kāhire' (Mücerred Kahredici Akıllar) ve 'el-Envârü'l-Müdebbire' (İdareci Nurlar) kavramlarını geliştirir. İlk yaratılan varlığın 'Akl-ı Evvel' veya 'Nûr-ı Muhammedî' olduğunu, feleklerin nefisleri vasıtasıyla maddî âlemin sevk ve idare edildiğini söyler. Ancak klasik sudûr teorisindeki determinist (zorunlu) akışı reddederek, her mertebede ilâhî iradenin mutlak tasarrufunu muhafaza eder.
FASIL IX: Mîr Dâmâd'ın Ağır Üslûbu ve 'Muamma' Metaforu
Mîr Dâmâd'ın eserleri, bilhassa Kitâbü'l-Kabesât, İslâm felsefe tarihinin anlaşılması en güç, en girift ve en şifreli (muammalı) metinleri arasında yer alır. Kasıtlı olarak son derece ağdalı bir Arapça, nâdir ıstılahlar ve felsefî bilmeceler kullanmıştır. Kendisine üslûbunun ağırlığı sorulduğunda; felsefî hakikatlerin ehil olmayanların, zâhirperest yobazların ve yüzeysel zihinlerin elinde tahrif edilmesini önlemek için eserlerini bu tarzda telif ettiğini beyan etmiştir. Bu gizemli üslup, metinlerini ancak hakiki filozofların çözebileceği birer metafizik hazineye çevirmiştir.
FASIL X: İsfahan Mektebinin Doğuşu ve Molla Sadrâ Üzerindeki Kalıcı Tesiri
Mîr Dâmâd, başlattığı düşünce hareketiyle Şah Abbas devri İsfahan'ını Doğu'nun Atina'sı haline getirmiştir. Onun ders halkasında yetişen Molla Sadrâ, hocasının hudûs-i dehrî teorisini ve ontolojik kavramlarını tevarüs etmiş; ardından 'Hikmet-i Müteâliye' (Yüce Hikmet) felsefesini kurarak bu mirası taçlandırmıştır. Mîr Dâmâd, İslâm felsefesinin Moğol istilası ve Timur sonrası dönemde gerilediği yönündeki oryantalist tezleri kökten çürüten, akıl ve irfanı zirveye taşıyan büyük bir metafizik dehadır.