Mimşâd ed-Dîneverî: Dînever İrfanı, Fütüvvet ve Tevekkül Külliyâtı
Cibâl Ekolü, Kalp Bekçiliği, Rıza Makamı, Edeb-i Sülûk ve Hakiki Cömertlik Üzerine 10 İrfânî Fasıl
FASIL I: Mimşâd ed-Dîneverî'nin Şahsiyeti, Asrı ve Cibâl Muhiti
İran ile Irak arasındaki kadim Cibâl bölgesinin merkezi olan Dînever şehrinde yetişen en büyük sûfîlerden biri Mimşâd ed-Dîneverî'dir (ö. 299/912). Asıl adı Ebû Ali Mimşâd b. Saîd olup tasavvuf literatüründe hem Dînever hem de Bağdat mektebinin muteber kutupları arasında zikredilir.
Cüneyd-i Bağdâdî, Rüveym b. Ahmed, Ebû'l-Hüseyin en-Nûrî ve İbrâhim el-Havvâs ile çağdaş olup karşılıklı mektuplaşmalarda bulunmuş; Dînever'de açtığı irfan meclisiyle Doğu İslam dünyasının dört bir yanından gelen talipleri terbiye etmiştir.
FASIL II: Fütüvvet Ahlakı: 'Kendini Görmemek ve Kardeşini Tercih Etmek'
Mimşâd ed-Dîneverî, fütüvvet ve cömertlik bahsinde çığır açmış bir mürşiddir. Ona göre fütüvvet, sadece malı dağıtmak değil; nefsi sıfırlamak, başkalarının kusurlarını örtmek ve kardeşini kendi nefsine tercih etmektir (îsâr).
'Fütüvvet nedir?' diye soran bir müridine şu eşsiz cevabı vermiştir: 'Fütüvvet, dostların ayıbını görmemek, düşmanına bile insafla muamele etmek, bir iyilik yaptığında onu anında unutup sana yapılan en ufak bir kötülüğü dahi affetmektir.'
FASIL III: Tevekkül ve Rızık Telakkisi: Endişe İlletinin İlacı
Mimşâd'ın tevekkül anlayışı, İbrâhim el-Havvâs'ın sahra tevekkülüyle Cüneyd'in hikmet tevekkülünün muazzam bir terkibidir. O, insanın en büyük helak sebebinin 'yarın ne yiyeceğim' endişesi olduğunu söylemiştir.
'Allah Teâlâ senin rızkını yaratmayı üzerine almışken, senin rızık peşinde kalbini paralaman O'na olan itimatsızlığının işaretidir. Sen O'nun senden istediği ibadete bak; O senin rızkını asla unutmaz' diyerek mümin kalpleri ferahlatmıştır.
FASIL IV: Kalp Nöbetçiliği ve Hâtırların İmtihanı
Dîneverî, müridlerine geceleri ve gündüzleri kalplerini murakabe altında tutmalarını emrederdi. 'Yirmi yıldır kalbimin kapısında oturdum, Allah'tan gayrı ne gelirse içeri sokmadım' sözü ona nispet edilir.
Kalbe gelen her düşüncenin (hâtır) bir imtihan olduğunu, müridin bu düşünceleri nefsin hevası mı yoksa Hakk'ın rızası mı olduğuna göre tartması gerektiğini bildirmiştir. Kalbe giren haram veya şüpheli bir düşünce, manevi gözü kör eden zehirli bir oktur.
FASIL V: Rıza ve Teslimiyet: Kazânın Acısını Şeker Bilmek
Rıza makamı, Mimşâd ed-Dîneverî'nin irfanında en yüksek zirvelerden biridir. 'Kaza ve kader tecelli ettiğinde kalbinde en ufak bir itiraz veya daralma hissetmeyen kimse rıza ehlidir.'
Bir gün ağır bir hastalığa yakalandığında inlemediğini gören talebeleri şaşırmış; Mimşâd ise onlara gülümseyerek: 'Dostun elinden gelen acı da tatlıdır. Sevgilinin gönderdiği tabip acı ilaç verirse hasta O'na nasıl küser?' diyerek teslimiyetin en saf örneğini göstermiştir.
FASIL VI: Zikir ve Fenâ: Kalbin Lisan-ı Hâl ile Zikri
Dîneverî, zikrin derecelerini lisan (dil), kalp ve sır olarak üçe ayırır. Dilin zikri gafletle de olsa bir fazilettir; ancak asıl hedef, kalbin her atışında 'Allah' demesi ve en nihayetinde sırrın zikirde fani olup zikredilenden (Mezkûr) gayrını görmemesidir.
'Zikrin hakikati, zikrederken kendini unutmandır. Eğer hâlâ 'Ben zikrediyorum' diyorsan, varlığın araya girmiş demektir. Hakiki zikir, Hakk'ın kendi Zâtını senin lisanınla zikretmesidir.'
FASIL VII: Dervişlik Âdâbı: Sessizlik, Hizmet ve Tevazu
Mimşâd, tekkedeki dervişlerine şu üç temel esası vasiyet etmiştir: 'Az konuşmak, çok hizmet etmek ve nefsini herkesten aşağı bilmek.'
Lüzumsuz konuşmanın kalbin nurunu söndürdüğünü, hizmetin ise nefsani gururu erittiğini söylerdi. Kendisi dergâhta en ağır işleri yapar, gelen yolcuların ayaklarını yıkar, fakat mecliste en arkada bir hizmetkâr gibi otururdu.
FASIL VIII: Cüneyd-i Bağdâdî ile Mektuplaşmaları ve Manevi Dostluk
Mimşâd ed-Dîneverî, Cüneyd-i Bağdâdî ile derin bir manevi ünsiyet içindeydi. Cüneyd ona mektuplarında 'Ey Doğu ufkunun parlayan kandili!' diye hitap etmiş; Mimşâd ise Cüneyd'e 'Ey tevhid denizinin kaptanı!' diyerek hürmetini sunmuştur.
İki büyük arif arasındaki bu mektuplaşmalar, Bağdat ile Cibâl arasındaki tasavvufi bağı pekiştirmiş; şeriat ölçülerine bağlı yüksek bir irfan dili oluşturmuştur.
FASIL IX: Şeytânî Hileler ve Nefsin Gizli Tuzakları
Mimşâd, ibadet eden dervişlerin maruz kaldığı en tehlikeli tuzağın 'ucub' (kendini beğenme) olduğunu söylerdi. Günahkâr bir kimsenin günahından dolayı boyun büküp ağlamasının, abidin ibadetiyle gururlanıp büyüklük taslamasından Hak katında bin kat daha sevimli olduğunu belirtmiştir.
'Nefsin en sinsi hilesi, seni ibadetinle sevindirip günahkâr kardeşini hakir gördürmesidir. Sen bir kula tepeden baktığın an, Hakk'ın rahmet nazarı senden yüz çevirir.'
FASIL X: Vefatı, Menkıbeleri ve Dînever İrfanının Devamı
Mimşâd ed-Dîneverî, hicri 299 (miladi 912) yılında Dînever'de vefat etmiştir. Son nefeslerini verirken dudaklarından şu âyet-i kerîme dökülmüştür: 'Ey mutmainne olmuş nefs! Dön Rabbine, O senden razı, sen O'ndan razı olarak!' (Fecr, 27-28).
Onun vefatıyla Dînever mektebi sönmemiş; Ebû'l-Abbâs ed-Dîneverî gibi talebeleri bu meşaleyi Semerkant ve Maveraünnehir'e kadar taşımıştır. Mimşâd'ın hikmetleri Kuşeyrî Risâlesi ve Ferîdüddin Attâr'ın Tezkiretü'l-Evliyâ'sında ölümsüzleşmiştir.