FASIL I: Kenz-i Mahfî Hadis-i Kudsîsi, Kaynak Tenkidi ve İrfanî Sıhhati
İslam tasavvuf düşüncesinde, özellikle İbnü'l-Arabî, Sadreddîn Konevî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Molla Câmî mektebinde bütün kâinatın varoluş ontolojisi şu meşhur kudsî kelam ile temellendirilir:
"Ben gizli bir hazine idim; bilinmeyi ve tanınmayı sevdim/istedim de mahlukatı beni bilsinler diye yarattım."
Hadis Tenkidi ve Muhakkik Ariflerin Hükmü
Hadis muhaddislerinden İbn Teymiyye ve Zekeriyyâ el-Ensârî gibi zahir uleması bu rivayetin isnad zinciri (senedi) açısından merfû bir rivayet olmadığını, uydurma (mevzû) veya zayıf sayılabileceğini ifade etmişlerdir. Buna mukabil, İsmâil Hakkı Bursevî (Rûhu'l-Beyân müellifi), Aclûnî (Keşfü'l-Hafâ), İmam Süyûtî ve Şeyh-i Ekber İbnü'l-Arabî şu hakikati ortaya koymuşlardır:
"Bu hadis, muhaddislerin lafız ve sened ıstılahına göre sabit olmasa dahi; ehl-i keşf ve ariflerin müşâhedesiyle (keşfen) sahihtir ve Kur'an-ı Kerim'in Zâriyât Sûresi 56. âyetinde beyan buyrulan 'Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler (İbn Abbas'ın tefsiriyle: Beni bilsinler / tanısınlar) diye yarattım' hakikatinin bizzat tefsiridir."
Cenâb-ı Hak, zâtı itibariyle hiçbir şeye muhtaç olmaktan münezzehtir (Âl-i İmrân 97: 'Şüphesiz Allah âlemlerden müstağnîdir'). Dolayısıyla yaratma bir acziyet veya ihtiyaçtan değil; Zâtî muhabbetten, cûd ve keremden, cemâl ve celâl sıfatlarının kemâlâtını kâinat aynasında izhar etme arzusundan kaynaklanmıştır.
FASIL II: Âmâ Mertebesi ve Lâ-Taayyün (Gayb-ı Mutlak)
Kâinat henüz yaratılmadan evvelki ilahi durum, hadis-i şeriflerde Âmâ kavramıyla açıklanır. Sahabeden Ebû Rezîn el-Ukaylî (r.a.) Efendimiz'e (s.a.v.): 'Yâ Resûlallâh! Mahlukatı yaratmadan evvel Rabbimiz nerede idi?' diye sual ettiğinde, Efendimiz: 'Altında ve üstünde hava bulunmayan bir Âmâ'da idi' (Tirmizî, Tefsîr 12; İbn Mâce, Mukaddime 13) buyurmuştur.
Âmâ'nın Metafizik Şerhi
Bu makam tasavvufta Gayb-ı Mutlak, Lâ-Taayyün (hiçbir sıfat ve kaydın belirmeyişi), Vahdet-i Sırf veya Hâhût Âlemi olarak adlandırılır. Burada ne bir yaradılmış mevcuttur ne de sıfatların taalluku vardır. Sadece Zât-ı Bârî kendi zâtıyla kāimdir.
Ardından İlk Taayyün (Hazret-i Ahadiyyet) zuhur eder. Ahadiyyet, Zât'ın her türlü çokluktan (kesretten) arınmış birlik şuurudur. İkinci Taayyün olan Vâhidiyyet mertebesinde ise Esmâ ve Sıfât-ı İlâhiyye ilmen birbirinden temayüz eder; kâinatın ezelî potansiyel çekirdekleri olan A'yân-ı Sâbite (sabit hakikatler) vücûd-ı ilmî ile Cenâb-ı Hakk'ın ezelî ilminde belirir.
FASIL III: Hadarât-ı Hams: Beş İlahi Mertebe ve Kâinat Aynası
Kenz-i Mahfî'deki gizli hazinenin zuhura çıkışı beş ontolojik mertebede (Hadarât-ı Hams / Beş Varlık Hazreti) gerçekleşir:
| Mertebe | Varlık Seviyesi | Ontolojik Hakikati ve Tecellîsi |
|---|---|---|
| 1. Gayb-ı Mutlak (Âlem-i Lâhût) | Zât Mertebesi | Hiçbir aklın, keşfin ve melekûtun nüfuz edemediği Zâtî derinlik; Kenz-i Mahfî'nin aslı. |
| 2. Âlem-i Ceberût | Sıfât ve Esmâ Âlemi | Akl-ı Küll, Levh-i Mahfuz, ilahi kudret ve azamet nurları; melekûtun idare merkezi. |
| 3. Âlem-i Melekût | Ruhlar ve Melekler | Nefs-i Küll, melekler, Arş'ın rükünleri, nurlu ve sübtil kuvvetler. |
| 4. Âlem-i Misâl (Berzah) | Hayal ve Suretler | Ruhlar ile cisimler arasındaki berzah; rüyaların, tayy-i mekânın ve manevi keşiflerin sahası. |
| 5. Âlem-i Mülk ve Şehâdet | Maddi Âlem ve İnsan | Fiziki kâinat ve bütün mertebeleri nefsinde toplayan İnsân-ı Kâmil (Câmi'u'l-Hadarât). |
Bu hiyerarşi şunu ispatlar: Kâinattaki hiçbir nesne veya hadise tesadüfî değildir. Madde âlemi, yukarıdaki melekûtî ve ceberûtî nurların en kesif ve müşahhas aynasıdır.